Jump to content

MehmetEmin

Üye
  • İçerik sayısı

    58
  • Katılım

  • Son ziyaret

  • Puan

    755 [ Bağış Yap ]

Topluluk Puanı

2 Nötr

1 Takipçi

Güncel Profil Ziyaretleri

243 profil görüntüleme
  1. 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı

    @m-sc-10 Teşekkürler başından sonuna güzel özetlemiş ve gözlemlemişsiniz.
  2. ACİL DUYURU! ''KOMODOİL''

    Merhaba arkadaşlar ''Komodoil'' adında hint yağı bitkisinden elde edilen bir anti-kanser ilacı hakkında bilgisi olan var mı ? Tedarik ve etki !
  3. 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı

    Kesinlikle katılıyorum ve değişmesi gereken şeylerin farkındayım. Bizlerin bu konudaki görevi insanlara sosyal medya veya bilhassa birebirde onları aydınlatmak ve bilgilendirmek olmalı. Bu tarz şeyleri gördükçe şahsi ve BG twitter sayfalarından'da Darwin ve evrim veyahut yanlış aktarılan konularda bilgilendirme yapmaya çalışıyorum. Açıkçası belirtmeliyim ki bu dönemde bir çocuk sahibi olmak gerçekten büyük bir cesaret umarım onu/onları gelecekte güzel günler bekler.
  4. 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramınız kutlu olsun Geçtiğimiz günlerde MEB'in yayınladığı 2 soru ile karşılaştım ve geldiğimiz nokta beni derin bir şekilde üzdü. Bilimden bu kadar uzak bu derece bağnaz düşüncelerin olması geleceğimizin daha'da karardığının bir kanıtı niteliğinde yorumlarınızı bekliyorum. Ayrıca Atatürk'ün eğitim ilkelerine'de yer vereceğim; MEB tarafından hazırlanmış sorular (2017-2018) 1. Eğitimde Kadın Erkek Eşitliği Atatürk, kadınlarımızın ve kızlarımızın erkekler gibi eğitimin her kademesinden yararlanmaları için büyük bir çaba sarf etmiştir. Bu konudaki fikirlerini şu sözleri ile çok açık bir şekilde yansıtmaktadır. "Bir içtimai topluluk, bir millet, erkek ve kadın denilen iki cins insandan oluşur. Mümkün müdür ki, bir toplumun yarısı topraklara, zincirlere bağlı kaldıkça diğer kısmı göklere yükselebilsin?"(30.08.1925, Kastamonu) Büyük Atatürk, her iki cinsin beraberce eğitilerek ve çalıştırılarak gelişmesinin sağlanabileceğini savunmuş ve uygulamıştır. 2. Eğitimin Yaygınlaştırılması - Bilgisizliğin Ortadan Kaldırılması Atatürk, milli eğitimin memleketin en uzak köşelerine kadar yaygınlaştırılmasını, bilgisizliğin yok edilmesini; eğitimin yetişkinleri de kapsamasını istemiş ve uygulamıştır. "Hedefe yalnız çocukları yetiştirmekle ulaşamayız. Çocuklar geleceğimizdir... Anne ve babaları da eğitilmelidir ki, çocuklarını iyi yetiştirsinler." 3. Eğitimde Uygulamaya Önem Verilmesi Milli eğitimin sadece bir süs gibi düşünülmemesi, kişilere ve topluma yarar sağlaması, Atatürk´ün üzerinde durduğu önemli noktalardan biridir. "Eğitim ve öğretim yönetiminin işe ve uygulamaya dayanması ilkelerine uymak şarttır." (1923) 4. Milli Eğitim Sistemi Bilime Dayalı Olmalıdır. Atatürk, eğitim sisteminin, eğitim programlarının bilimsel olmasının önemi üzerinde durmuştur ve bu konuya çok önem vererek izlemiştir. Bu konudaki sözleri şunlardır. "Dünyada her şey için, maddiyat için, maneviyat için, muvaffakiyet için en hakiki yol gösterici ilimdir, fendir, ilim ve fennin haricinde yol gösterici aramak gaflettir, cehalettir, delalettir." "Milletimizin siyasi, içtimai hayatında, milletimizin fikri terbiyesinde de rehberimiz ilim ve fen olacaktır." 5. Eğitimde Laiklik İlkesi Bu ilke medreselerin kapatılması, Öğretim Birliği Kanunu ile kadın ve erkeklere eşit imkan sağlanması gibi tedbirlerle; 1924´ten itibaren uygulanmaya başlamıştır. Laiklik ilkesi 1928 Anayasası´nda yer almıştır. "Laik eğitim, eğitimin milliliğinin ve bilime dayalı olmasının da baş desteğidir." 6. Türkiye Cumhuriyeti´´nin Korunması Bu, Atatürk´ün titizlikle üzerinde durduğu konu olmuştur. "Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri tahsil ne olursa olsun, özellikle ve her şeyden önce, Türkiye´nin istiklaline, kendi benliğine, bütünlüğüne, milli ananelerine düşman olan unsurlarla mücadele etme gereği öğretilmelidir." 7. Milli Eğitimde Disiplin "Hayatın her çalışma safhasında olduğu gibi, özellikle öğretim hayatında, sıkı disiplin başarının şartıdır." 8. Öğretmen ve Eğiticilere Önem Verilmesi "Sizin başarınız, Cumhuriyet´in başarısı olacaktır."diyen Atatürk, iyi eğiticiler olmadan, iyi eğitim olmayacağını iyi biliyordu. 9. Yüksek Öğretimde Reform 1933: İstanbul Darülfünunu kapatıldı. İstanbul Üniversitesi kuruldu. 1925- 1936 : Ankara´da yeni fakülte ve yüksek okullar kuruldu. 10. Bilim Adamlarına Hitaben "Ordunun ve devletin doğru yönetilmesi ile ilgili emirler verebilirim. Ama bilim alanında emir veremem. Bilim adamlarının beni aydınlatmasını isterim. Bana bilimin doğru yolunu gösterin ki onu izleyebileyim." "Benim manevi mirasım ilim ve akıldır. Benden sonra, akıl ve ilmin kılavuzluğunu kabul edenler benim manevi mirasçım olurlar." Diyen Atatürk, bilime ve bilim adamlarına ne kadar önem verdiğini kendi sözleri ile her yerde ifade etmiş ve uygulamaları ile de göstermiştir. KAYNAKLAR : Atatürkçü Düşünce - Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi, 1992. Genelkurmay, Askeri Tarih ve Stratejik Etüd Başkanlığı Yayınları, Atatürk Haftası Armağanı, Ankara. 1995 (4 ve 9 sayfaları arası bu kaynaktan değiştirilmeden alınmıştır.)
  5. Genom Hastaliklarini Düzenlemede CRISPR/Cas9’u Kullanmak Hiç şüphe yok ki CRISPR/Cas9 teknolojisi genom düzenleme alanında büyük bir atılım olmuştu. Aralık 2013’ te Cell Stem Cell dergisinde yayınlanan iki çalışmanın ardından bu teknolojinin laboratuvarda başarı sağlaması klinikte de yerini bulabiliceğini gösterdi. Çin Bilimler Akademisi'nden Jinsong Li'nin önderliğindeki bir ekip, farelerde kataraktlara neden olan dominant mutasyona sahip bir gende Cas9 mRNA'sı ve zigotlarda bu mutant alleli hedefleyen bir gRNA'nın ortak enjeksiyonuyla düzeltilebileceğini buldu. Hollanda Hubrecht Enstitüsünde Hans Clevers liderliğindeki bağımsız bir ekip, kistik fibrozlu hastaların bağırsak kök hücrelerinde homolog rekombinasyon ile kistik fibroz transmembran iletken reseptörünü (CFTR) düzeltmek için CRISPR/Cas9 genom düzenleme sistemini kullandı. Soldaki Crispr ile katarakt tedavisi yapılmış fare. Sağdaki kataraktlı kontrol faresi. Jinsong Li. CRISPR ile düzenleme California Üniversitesi Berkeley'den her iki çalışmada da yer almayan bir Addgene mudisi ve CRISPR uzmanı olan Jennifer Doudna "Bu iki makaleyi gördüğümde çok heyecanlıydım," dedi. "Bunlar, gerçek olarak fenotipik etkiye sahip iki hastalıkta nokta mutasyonlarının düzeltilmesi için genom düzenlemenin kullanılmasının ilk doğrudan gösterimidir". Diğer genom düzenleme tekniklerine kıyasla CRISPR/Cas9‘un farkı, kullanım kolaylığıdır. "Bu oldukça basit bir teknoloji," diye açıklıyor Doudna, teknolojiyi bu kadar kolay erişilebilir hale getirmedeki rolü için Addgene'e borçlu olduklarını açıkladı."Bu nedenle, teknolojinin farklı laboratuarlarda farklı uygulamalar için benimsendiğini görüyoruz." Li’nin ekibi, CRISPR/Cas9'un çok çeşitli organizmalarda mutasyonlar üretmek için kullanıldığına dikkat çekti ancak etkili bir şekilde hastalığı düzeltme potansiyeli henüz gerçekleşmedi. Araştırmacılar, Crygc olarak bilinen ve farelerde baskın bir katarakt bozukluğuna neden olan tek gen kopyasının potansiyelini keşfetmeyi seçti. Tüm bunlar söylendiğinde ve yapıldığında, araştırmacılar 24 farenin hastalığını iyileştirmişti. Bu sırada Hans Clevens ve çalışma arkadaşları CRISPR’ı, iki sistik fibroz hastasından izole edilen yetişkin kök hücrelerdeki hastalık tedavisinin düzeltmede uyguladılar. Klonla büyütülmüş organoidlerdeki genin işlevsel olarak düzeltilmesini gösterebildiler. Kistik fibroz çalışmasının ilk yazarı olan Gerald Schwank, "Organoid kültürlerdeki yetişkin kök hücrelerin genomları kararlı olduğu için bu hücrelerdeki CRISPR tedavisi büyük potansiyele sahiptir" dedi. Bununla birlikte, hastalık çoklu organ sistemlerini etkilediğinden; kistik fibroz, gen terapisi için en uygun aday olmayabilir. Not: Gün geçtikçe çalışma sayısı delicesine artan geleceğin meslekleri arasında gösterilen genom mühendisliği şu an hız kesmeden yoluna devam ediyor. Özellikle siz sevgili Biyolog arkadaşlarımı bu yapılanmanın içerisinde görmek ileri ki günlerde bizleri mutlu eder. Araştırın ilgilenin ve daha çok bilin! Kaynak: CRISPR Genom Modifikasyonları T101
  6. İnsan Neden Var ?

    @Biyoloji Günlüğü Katılıyorum zaten tüm bunlar mutlak sonumuzu hazırlayan şeyler.
  7. İnsan Neden Var ?

    İNSAN NEDEN VAR ? Ya da daha doğru bir soru kalıbı ile; bizim doğadaki görevimiz, ekolojik nişimiz nedir? Aslına bakarsanız araştırma yaptığınızda bir çok kaynaktan çıkan farklı sonuçları göreceksiniz yani tam bir fikir bütünlüğü yok. Çoğu ‘’bilim’’ sayfası nedendir bilinmez ütopik ve aşırı dini figürler taşıyan görüşler bildirmiştir. Sizler için bu yazıda görüşümü bildirmeden önce temel kavramlara ve bulabildiğim en mantıksal cevaplara değineceğim. Ekolojik Niş Her canlının ekosistemin yapısı ve fonksiyonu üzerine kendine özel rolü vardır, bu role ekolojik niş denir. Canlının ekolojik nişi onun ortamda bulunabilmesi için gerekli bütün olayları içine alır-yaşayabilmesi, sağlıklı kalabilmesi ve üreyebilmesi için bütün fiziksel, kimyasal ve biyolojik faktörler. Ekolojik nişi canlının çevresini saran diğer fiziksel faktörler, ışık, sıcaklık, nem de etkiler. Yine canlının besinini sağladığı canlı, onun besin olduğu canlılar, rekabet ettiği canlılar onun nişini belirler. Dolayısıyla niş canlının toplam adaptasyonunu ve yaşam tarzını belirler. Bir canlının ekolojik nişinin belirlenmesi anlaşılacağı üzere sayısız boyutlardadır. Sonuç olarak bir biyotik toplumda bir organizmanın işine veya toplam rolüne ekolojik niş adı verilir. Dünyanın çeşitli yörelerinde birbirleri ile alakasız türler, birbirlerinin aynı olan veya çok benzeyen nişler işgal ederler. Örneğin çayır alanlarında ot yiyen hayvanların ekolojik nişleri veya fonksiyonları Kuzey amerikada bizon veya sığırlar tarafından, Avustralya’da ise kangurular tarafından işgal edilir. Fakat belirli bir toplumda iki ayrı tür hiç bir zaman aynı nişi işgal edemez. Daima bunlardan biri hakim olur. Besin maddesi, sığınacak yer ve alan bakımından aralarında meydana gelen rekabet, birinin yok olmasıyla sonuçlanır. Rekabet Üstünlüğü İki tür birbirine çok benziyor ise, ekolojik nişler çakışır. Tamamen aynı ekolojik nişe sahip iki tür aynı toplumda yer alamaz, rekabet sonucu biri diğerini ortamdan siler. İki farklı tür aynı gıda maddesi için rekabet edebilir, sadece sayıları azalır fakat, bu aynı tür olunca bir arada var olmaz, rekabet gücü yüksek olan diğerine yaşam alanı bırakmaz. 1934 yılında A.F. Gause iki protoza türü Paramesium aurelia ve Paramesium caudatum türlerini ayrı ayrı kaplarda ve aynı kaplarda yetiştirerek şu sonuca varmıştır. Bu iki türün gereksinimi aynıdır, aynı besin içeren ayrı kaplarda birim zamanda üreme hızları aynıdır, bir arada yetiştirildiğinde P.aurelia daha hızlı besin tüketip ürediğinden P.caudatum’un ölümüne neden olmaktadır. Bu bilgilerin yanında kısaca bir de iki canlı ilişkisini konu alan yaşam tiplerine yani ‘’Simbiyoz’’ yaşamlara değinelim; Mutalizm: Mutlu birlikletelik, yani her iki canlıda bu birliktelikten zarar değil fayda sağlamakta ve birlikte yaşamakta örneğin; İnsan ve insanın bağırsaklarında yaşayan mutalist bakteriler. Kommensalizm Ortaklardan birisi fayda görürken, diğeri ne fayda ne de zarar görür. Örneğin Echeneis ile köpek balığı arasındaki ilişki. Köpek balığı yakaladığı avla beslenirken, etrafa yayılan küçük parçalar ile de echeneis balığı beslenir. Parazitizm Ortaklardan birisi fayda görürken diğeri zarar görür. Parazit olan canlı, konak canlı üzerinde barınır ve yaşaması için gerekli olan besinleri konak canlıdan alır. İç parazit canlılar hazır sindirilmiş besinler ile beslendiklerinden bu canlılarda tam olarak sindirim enzimleri gelişmemiştir. Buna karşılık üreme sistemleri iyi gelişmiştir. Örneğin sıtma etmeni Plazmodyum. Bit, pire, kene gibi dış parazitler ise sindirim sistemine sahiptir. Ökse otu gibi parazit bitkiler su ve inorganik maddeleri üzerinde yaşadığı bitkinin odun borularından alarak klorofilleri sayesinde kendi besinlerini üretirler. Bu tip canlılara yarı parazit denir. Küsküt, canavar otu gibi bitkiler ise organik besinlerini yaşadıkları bitkinin floeminden karşılar, klorofilleri yoktur. Bunlar tam parazit bitkilerdir. İnsanın Ekolojik Nişi Genellikle bitki ve hayvanlar, iklim ve çevre faktörlerinin değişmesine karşı tahammüllü olmadıklarından, ekosferde belirli yaşama yerlerine sıkışıp kalmış durumdadır. Sadece sinekler, hamam böcekleri, fareler ve insanlar gibi bazı türler çevreye kolayca adapte olabilmekte ve gezegenimizin büyük kısmı üzerinde yaşayabilmektedir. Beslenme nişi olarak insan bazı bölgelerde et obur, bazı bölgelerde ise ot oburdur. Genellikle ise hem et hem bitkisel gıdalarla beslenir. İnsanın hakim durumu daha önce başka hiçbir tür tarafından işgal edilmemiş yeni bir enerji nişi işgal etmesinden ileriye gelmektedir. İnsan fosil yakıtlarda depo edilmiş güneş enersini ve nükleer enerjiyi kullanarak doğrudan doğruya güneş enerjisine bağımlı kalmaktan kurtulmuştur. Kömür, petrol ve doğal gaz sayesinde milyonlarca yıl öncesinde kimyasal enerji olarak depo edilmiş güneş enerjisinden istifade etmektedir. İnsan yer yüzünün büyük bir bölümünü değiştirecek tek canlı türüdür. Büyük nüfus artışı ve gittikçe artan hırs nedeniyle sınırlı enerji ve diğer doğal kaynaklara karşı rekabet ve mücadele artmıştır. Gerçekten dünya nüfusunun üçte birinden daha azı, yüksek, geri kalan üçte ikisi ise alçak bir enerji nişi işgal etmektedir. Bu durum açıkça çevre krizinin neden bir enerji krizi olduğunu da göstermektedir. Fosil yakıtların yakılması sonucu küresel ısınma, asit yağmurları, nükleer enerji kazaları, suların kirlenmesi, tropikal ormanları yağmalanması büyük ekosistem değişmelerine ve çevre krizlerine yol açmaktadır. En basit ve doğru tanımlarla yukarıda ki açıklama kabul edilebilir. Ancak en sevdiğim tarafı yine insanın kendine toz konduramamasıdır. Yukarıda saydığımız simbiyoz yaşam biçimlerinden sizce hangisiyiz? Tabi ki yaşadığımız doğa içerisinde bulunan en kuvvetli parazitiz. Bugün tükettiğimiz besinlerin atıklarından tutun, kullandığımız her tür yaşamsal maddenin doğaya zararı var ve tahribat gün geçtikçe artıyor, geri dönülmez bir boyuta geliyor. Evet evren çok büyük belki başka yaşanacak yerlerde bulacak insanlık, ancak hiçbiri evimiz ‘’Dünyamız’’ kadar güzel olamayacak. Ona sahip çıkmalıyız. Kaynak
  8. Tartışma Uzun zamandır düşündüğüm ve çeşitli tatmin etmeyen cevaplar bulduğum bir konu. İstisnalar hariç tüm canlılarının bir ekolojik nişi (görevi) vardır. Ekolojik niş konusu biyoloji öğrenimim boyunca hep ilgimi çekmiş ve üzerinde derin düşüncelere daldığım bir konu olmuştur. Hocalarıma bu soruyu yönelttiğimde kimisi cevap veremedi kimisi ise kısıtlı cevaplar verdi. Sizlerden isteğim internet veya bir kitaptan yararlanmadan öz kendi cümlelerinizle düşüncelerinizi yorum şeklinde aktarmanız. İlerleyen günlerde ben de bu konu hakkında küçük bir derleme yayınlayacağım.
  9. Monoik/Dioik Bitki Farkı

    Tohumlu/Çiçekli bitkiler sistematiği çalışıyordum. Monoik/Dioik bitki farkının forumda olmadığını görüp eklemek istedim MONOİK VE DİOİK BİTKİ NEDİR? Dişi ve erkek çiçekler aynı bitki üzerinde bulunuyorsa; böyle bitkilere monoik (tek evcikli), farklı bitkiler üzerinde bulunuyorsa; dioik (çift evcikli) bitki adı verilir. →Tam çiçek taşıyan bitkilerin hepsi monoiktir. Örnek: Kiraz, kayısı, gül, turunçgiller, karanfil, papatya, domates, lale, nergis, elma, zambak... →Eksik çiçekli bitkilerin bazıları monoiktir. Örnek: Mısır, çam →Eksik çiçek taşıyan bitkilerin büyük bir kısmı dioiktir. Örnek: İncir, dut, kavak, kenevir, ceviz, hurma, fındık, söğüt, kavak Kaynak: Biyodoc
  10. Dikkat Tardigrad geliyor!

    @Cenk Önsoy hahah
  11. Dikkat Tardigrad geliyor!

    @Biyolokum ahahaha hayırrrr olamazz
  12. Tardigradın Sırrı Çözüldü!

    @rtdurgut Ön sözde'de yazdığım gibi bence uzun yaşamanın sırrı bu kadar basit olmaktan geçiyor. Telomer çalışmalarının yanısıra şuan tardigradlar'da inceleniyor.
  13. Tardigradın Sırrı Çözüldü!

    ÖNSÖZ Bu canlı ilk keşif edildiğinde bir çok bilim adamının ve bilim severlerin dikkatini çekti. Basına ve bilimsel dünya ya ‘’Şimdiye kadar Dünya’da yaşamış en dayanıklı ve en uzun ömürlü canlı’’ olarak lanse edildi. Biz insanlar gibi ultra gelişmiş canlıların, tardigrad boyutlarında bir çok patojen veya genetik hastalıklarla başı belada. Bunları çözümlemek için çok büyük bütçeler ve zamanlar harcanıyor. Ayrıca gelişmiş geçmiş en popüler insan ideali ölümsüz olmak veya uzun/sağlıklı yaşamak. Belki de bu işin sırrını tardigrad bize söyleyebilir… Dünyanın En Dayanıklı Canlısı Tardigrad’ın Sırrı Çözüldü! Dünyanın en dayanıklı mikroskobik hayvanı olan ve radyasyona, dondurucu soğuğa ve kaynatılmaya dayanan Tardigrad isimli hayvanın DNA'sını battaniye gibi sararak koruyan bir protein olduğu keşfedildi. Bilim insanlarına göre, bu organizmanın genleri, gelecekte yaşam türlerinin radyasyon ve X ışınlarından korunması için kullanılabilir. Tardigrad isimli su ayısının 'dünyanın en dayanıklı hayvanı' olmasını sağlayan genetik şifresi çözüldü. Tokyo Üniversitesi'nden bir ekip tarafından yürütülen ve sonuçları Nature Communications dergisinde yayımlanan araştırmada, radyasyona, dondurucu soğuğa ve kaynatılmaya dayanan su ayısının, DNA yapısını battaniye gibi sararak koruyan bir protein keşfedildi. DSUP PROTEİNİ, DNA'NIN RADYASYONDAN ÇOK DAHA AZ ZARAR GÖRMESİNİ SAĞLIYOR Profesör Takekazu Kunieda ve meslektaşlarının, 'Dsup' adı verilen bu proteini üreten insan hücreleri geliştirdiği, niteliği değiştirilmiş insan hücrelerini radyasyona maruz bıraktığı ve Dsup proteininin, DNA'nın çok daha az zarar görmesini sağladığının gözlemlendiği kaydedildi. DNA'LARININ BİR BÖLÜMÜNÜ 'YATAY GEN TRANSFERİ' SÜRECİNDE BAKTERİLERDEN ALIYOR Su ayıları hakkında 2015 yılında yapılan bir araştırma da hayvanların DNA'ların bir bölümünü, yatay gen transferi adı verilen bir süreçle bakterilerden aldığını göstermişti. Dünya üzerinde 800'den fazla nitelikleri tanımlanan su ayısı türü bulunuyor, binlercesinin ise henüz adlandırılmadığı ifade ediliyor. Su ayıları, topraktan ve deniz tabanlarından Antarktika'daki buzullara kadar su olan her yerde yaşayabiliyor. Kaynak: Sputnik
  14. Dikkat Tardigrad geliyor!

    Cenk bey bir yolunu bularsanız beni de alın

Hakkımızda

Biyoloji Günlüğü ülkemizdeki biyoloji öğrencileri, mezunları ve çalışanları adına kar gütmeyen bir proje olarak 6 senedir faaliyetlerine yılmadan devam etmeye çalışan masum bir projedir. Lütfen art niyetinizi forumdan uzak tutunuz. Bize iletişim formu aracılığıyla ulaşabilirsiniz.

Dilerseniz biyolojigunlugu@gmail.com veya admin@biyolojigunlugu.com adresine mail de gönderebilirsiniz. Bizimle arşivinizi paylaşmak isterseniz wetransfer.com üzerinden biyolojigunlugu.com adresine dosya transferi olarak iletmeniz yeterlidir, sizin adınıza paylaşılacaktır.

×

Önemli Bilgilendirme

Kullanım Şartları, Gizlilik Politikası, Forum Kuralları sayfalarına göz atınız.