Jump to content

Tüm Aktiviteler

Bu akış otomatik güncelleniyor     

  1. Daha eskiler
  2. DNA Agoroz Jel Elekroforezi nasıl yapılır?

    Hocam bu çok zor, aşırı titizlik ve dikkat isteyen, çok zahmetli ama bir o kadar da önemli bir işlem. Güzel ve detaylı anlatmışsınız.
  3. Tüm baş ağrıları aynı acıyı vermez. Bazıları (migren gibi) günler boyunca başınızın iki tarafını da zonklatır. Diğerleri de (gerilim baş ağrıları gibi), boyun ve alında baskı olarak hissedilebilir ve birkaç saat içinde ortadan kaybolabilir. Yaşadığınız ağrı türünü ve en iyi nasıl tedavi edeceğinizi öğrenmek için: (Şekildeki açıklamalar, ilgili şeklin altında tercüme edilmiştir.) Sinüs baş ağrıları Sinüs baş ağrıları sinüs enfeksiyonu gibi hissedilir. 1) Tıkalı veya akan bir burnunuz olur. 2) Yanak, kaşlar ve alında ağrı, baskı veya doluluk hissedebilirsiniz. Öne eğildiğinizde veya yattığınız zaman kötüleşir. 3) Yorgun hissedebilirsiniz. Gerginlik baş ağrıları Gerginlik baş ağrıları kronik (bir ay içinde çoğu gün için saatlerce süren) veya epizodik (ayda 15 günden az, 30 dakikadan 1 haftaya kadar süren) olabilir. 1) Alnınız boyunca, şakaklarınızda veya başınızın arkasında baskı hissedebilirsiniz. 2) Kafa deriniz, boynunuz ve omuzlarınız hassaslaşabilir. 3) Donuk bir baş ağrısı hissedebilirsiniz. Migren Migren sık sık 4 aşamada oluşur fakat bunlar herkes için geçerli değildir. 1) Prodrom (ilk belirti): Bir baş ağrısından 1-2 gün önce olur. Bu aşama ruh hali değişiklikleri, yeme isteği, boyun tutulması, artan susuzluk yada sık esnemeyi içerir. 2) Aura: Migren öncesi veya sırasında olur. Görme kaybı veya vücut kasılma deneyiminiz varsa parlak noktalar veya ışık parıltıları görebilirsiniz. 3) Baş ağrısı (atak): 4 ila 72 saat sürer. Zonklama/nabız sık sık şakaklardadır. Işık hassasiyeti, mide bulantısı, baş dönmesi yaşayabilirsiniz. 4) Postdrome: Migrenden bir gün kadar sonra olur. Şaşkın, huysuz veya sersemlemiş hissedebilirsiniz. Kaynak
  4. Bilim adamları ilk kez, canlı hücrelerde daha önce hiç görülmemiş yeni bir DNA yapısının varlığını tanımladılar. Avustralya'daki Garvan Tıp Araştırma Enstitüsü'nden antikor terapötik araştırmacı Daniel Christ: "Bu yeni araştırma bize, tamamen farklı DNA yapılarının var olduğunu ve hücrelerimiz için önemli olabileceğini hatırlatıyor." diyor. Ekibin tespit ettiği yeni DNA bileşeni 1990’larda, araştırmacılar tarafından ilk keşfedilen interkalasyon motif (i-motif) yapısı olarak adlandırılır fakat şu ana kadar canlı hücrelerde değil, sadece in vitro tanıklık etmişti. Şimdi ise Mesih'in ekibi sayesinde, i-motifinin insan hücrelerinde doğal olarak meydana geldiğini biliyoruz. Araştırmayı birlikte yürüten genomist Marcel Dinger, "i-motifi DNA'nın dört iplikçikli bir 'düğümüdür', ” diye açıklıyor. Düğüm yapısında, aynı DNA dizisi üzerindeki C (sitozin) harfleri birbirine bağlanır. Bu çift sarmaldan çok farklıdır. Karşılıklı ipliklerdeki harfler birbirini tanır ve C, G (guanin) bağlanır. Yeni araştırmanın ilk yazarı Garvan'ın Mahdi Zeraati'ye göre i-motifi, çift sarmal formunu almayan birçok DNA yapısından (A-DNA, Z-DNA, tripleks DNA ve Cruciform dahil. Ayrıca hücrelerimizdeki DNA’da da olabilir) sadece biridir. G-quadruplex (G4) DNA denilen başka bir DNA yapısı, G4'ü hücreler içinde ortaya çıkarmak için tasarlanmış bir antikordan yararlanan araştırmacılar tarafından, 2013 yılında, insan hücrelerinde görselleştirildi. Bunu yaparken, hücre içindeki yerlerini bir immünofloresan ışıma ile vurguladı. "Bizi en çok heyecanlandıran şey yeşil noktaları görebilmemizdir (i-motifleri). Zamanla ortaya çıkıyor ve ortadan kayboluyor Bu yüzden, onların şekillendiğini, çözdüğünü ve tekrar şekillendiğini biliyoruz, "diyor Zeraati. I-motifleri aynı zamanda 'promoter' bölgeleri (Genlerin açık veya kapalı olarak değiştirildiğini kontrol eden DNA alanları) olarak bilinen yerlerde ve telomerlerde (yaşlanma ile ilişkili genetik belirteçler) de görünme eğilimindedir. "Genlerin açılıp kapanmasına yardımcı olmak ve bir genin aktif olarak okunup okunmadığını etkilemek için var gibi görünüyorlar." Zeraati, ScienceAlert'e yaptığı açıklamada, "Bu alternatif DNA konformasyonları, hücrede bulunan proteinlerin kendi DNA dizilerini tanıması ve düzenleyici işlevlerini yerine getirmesi açısından önemli olabilir." Kaynak
  5. Solunum Mekaniği

    Organizmanın gaz alış verişinin sürekliliği, solunum ortamının değişmesine bağlıdır. Bu değişimi, genellikle tatlısu ya da denizlerde yaşayanlarda basit organizasyonlu hayvanlarda ya sil hareketi ya da kas hareketi ile sağlanır. Solungaçlılarda solunum hareketi siller ya da su akımları aracılığı ile sağlanmaktadır. Trake solunumunda hava hareketi yine kaslarla sağlanır. Karada yaşayan basit organizasyonlularda ise kas hareketi çoğunlukla solunum ortamının değişmesi çoğunlukla kas hareketi ile sağlanır. Memelilerde gaz değişimi amaçlı solunum iki safhada gerçekleşir: 1. Soluk alma (inspirasyon) 2. Soluk verme (ekspirasyon) Akciğerlerin içinde bulunduğu göğüs boşluğu önden göğüs kemiği, yanlardan kaburgalar, alttan da göğüs boşluğunu karın boşluğundan ayıran diyaframla çevrelenmiştir. Soluk alıp verme diyafram kasının ve kaburgalar arası kasların kasılıp gevşemesi sonucu gerçekleşir. Göğüs boşluğu soluk alma sırasında diyaframın ve kaburgalar arasındaki dış kasların kasılması sonucu göğüs kafesinin öne doğru kabarmasıyla genişler. Soluk verme sırasında ise diyaframın gevşemesi ve kaburgalar arasındaki iç kasların kasılması ile daraltılır. Soluk alma, enerji harcaması ile gerçekleşen ve sürekliliği olması gereken bir olaydır. Tek bir solunum hareketi ile gerek duyulan gaz değişimi için akciğerde bulunan havanın ancak bir kısmı değişir.
  6. Akciğer Solunumu

    Karasal omurgalıların ve sucul memelilerin solunum organı olan bu sistem temel iki kısımdan meydana gelir. Bunlardan birincisi havayı götüren yollar olan soluk borusu (trake), bronş ve bronşcuklardır. İkincisi ise gaz değişiminin gerçekleştiği esnek zarımsı keseler olan alveollerden oluşan akciğerlerdir. Solunum sistemi gerçekte ağız ve burun boşluğu ile başlar. Burun boşluğu kıvrımlı yapısı ile burada ilerleyen solunum havasını hem ısıtır hem de nemlendirir. Ayrıca burun içindeki kıllar solunum havasındaki küçük zerrecikleri tutar. Alınan hava buradan gırtlak kısmına geçer. Gırtlak besin yutulmasının dışında sürekli açıktır. Yutkunma sırasında gırtlak yukarı doğru kalkar ve küçük dil geriye doğru yatarak soluk borusunu kapatır. Gırtlakta başka hangi yapı bulunur? Ses tellerinin burada bulunduğunu hepiniz biliyorsunuz. Gırtlaktan sonra solunum sisteminde soluk borusu ( trake) başlar. Soluk borusunun içi kirpikli epitel hücreleri ile döşelidir. Bu sillerle birlikte mukus salgısı hava içindeki yabancı maddeleri tutarak akciğerlere ulaşmasını önler. Soluk borusu kapanmaması için at nalı şeklinde olan kıkırdak halkalarla çevrilidir. Soluk borusu akciğerlere girmeden önce iki kola ayrılarak bronşları meydana getirir. Bronşlar da akciğerlere girince bronşçuklara ayrılırlar. Bronşcuklarda kıkırdak halkalar bulunmaz. Akciğerlere sahip en ilkel omurgalılar kurbağalardır. Göğüs kemiğinin iki yanında küçük birer köpük yumağı gibi görünürler. Sürüngenlerde de çift olmasına karşılık, genellikle uzun vücutlu formlarda (yılanlar) bir tanesi körelmiş durumdadır. Akciğerler özellikle kuşlarda değişik özellik gösterirler. Kuşlar omurgalılar içinde en etkin solunum yapan gruptur. Metabolizmalarının yüksek oluşu nedeniyle oksijene gereksinimleri oldukça fazladır. Bunu sağlayan akciğerlerde, memelilerde olduğu gibi alveoller yerine akciğerle bağlantılı hava keseleri görev yaparlar. Bu keselerin yan çıkıntıları kemiklerin, kasların hatta derinin içine kadar girer. Çift yapılı karın ve arka göğüs hava keseleri akciğerlerin havalandırılması için bir çeşit körük gibi görev yaparlar ve sistem içindeki hava borularının akışı ile kılcal damarların akış yönü birbirine terstir. Böylece hem soluk alışta hemde verirken gaz değişimi gerçekleşebildiğinden, oksijenin az olduğu yükseklerde dahi rahatça oksijen gereksinimini karşılayabilirler. Memelilerin solunum sistemleri kuşlarınkinin aksine sürüngenler ve kurbağalardaki gibi kör kese ilkesine göre görev yapar. Memelilerin akciğerleri arkada diyaframla kapatılan göğüs boşluğu içinde yer alırlar. Bronşiollerin uçları alveol adı verilen hava keseleriyle sonlanırlar. Alveollerin duvarı tek tabakalı bir epitelden yapılmıştır. Hava bu keselere kadar taşınarak bunların yüzeyini döşeyen kılcal damarlarla arasında gaz değişimi gerçekleşir.
  7. Hayvanlarda Solungaç Solunumu

    Suda yaşayan hayvanlarda görülen genel solunum sistemi solungaçlardır. Omurgalılardan balıklar, kurbağaların larvaları, omurgasızlardan yumuşakçalar, suda yaşayan bazı solucanlar, eklembacaklılardan karidesler, yengeçler bu yapılara sahiptirler. Bunlar kendiliğinden hareket eden ya da su akımları ile hareket edebilen bir sistem şeklindedir. Omurgalı hayvanlarda solungaçlar akciğerli balıklarda, semenderlerde ve kurbağa larvalarında olduğu gibi vücut dışında olabileceği gibi, bir oda içinde kapalı da olabilirler. Solungaçlar ince epitel çıkıntılarından oluşurlar. Solungaçların üzeri dolaşım sisteminin kılcal damarları ile örülmüştür. Gaz değişimi, solungaç epiteli ve kılcal damarların tek tabakalı yassı eepitelleri arasında difüzyonla gerçekleşir. Suda erimiş oksijen solungaç epitelinden kılcal damarlara geçer. Karbondioksit ise ters yönde hareket eder. Solungacı olan her hayvan, bu organın üzerinde su akımını sağlayan bazı yapılara sahiptir. Örneğin balıklar ağzını açarak bir miktar su alır, sonra ağzını kapatarak ve ağız boşluğunu daraltarak suyun solungaçlar üzerinden geçmesini sağlarlar. Kurbağalar gibi bazı hayvan gruplarında birden fazla solunum görevi yapan organ bulunduğunu biliyormusunuz? Bazı hayvan grupları bu organların bir kaçı ile solunum yapabildikleri gibi, hayat dönemlerinin farklı dönemlerinde değişik solunum organları ile solunum yapabilmektedirler. Örneğin kurbağalar ergin devrelerinde deri ve akciğerlerle solunum yaparlarken, larva devrelerinde solungaç solunumu yaparlar. Başkalaşım sırasında kaybolan solungaçların yerini akciğerler almaktadır.
  8. Hayvanlarda Trake Solunumu

    Gelişmiş canlılarda vücut hacmının artması nedeniyle vucudun iç kısımlarında bulunan hücrelerin gaz değişimi ancak özel solunum sistemleriyle gerçekleşebilmektedir. Basit solunum sistemlerinden trakeler bunlardan biridir. Trakeler böceklere özgü, basit borulardan ibaret bir solunum sistemidir. Atmosferik hava, özel borular aracılığı ile vücudun iç hücrelerine iletilerek gaz alış-verişini sağlarlar. Vücudun abdomen kısmında her segmentte bulunan ve stigma adı verilen çift açıklıklardan hava alınıp verilir. Buradan giren hava, içorganlara kadar uzanan dallı hava borularınyla (trakeler) taşınır. Trakeler içi bir sıvı ile dolu ve trakeol adı verilen çok ince borucuklarla sonlanırlar. Oksijen ve karbondioksit değişimi bu sıvı ile dokular arasında gerçekleşir. Böcek hava alışverişini sağlayabilmek için vücudunu kasıp gevşetir. Vücut genişletildiğinde hava trakelere girer, kasılınca dışarı atılır.
  9. Hayvanlarda Deri Solunumu

    En ilkel solunum biçimi olan deri solunumunun görüldüğü bazı basit yapılı hayvansal organizmalarda deriden difüzyonla giren oksijen yine difüzyonla diğer doku ve hücrelere iletilir. Basit çok hücreli hayvanlardan yassı solucanlar (Plathelminthes), bazı yuvarlak kurtlar (Nemathelminthes), karasal halkalı solucanlar (Annelida), mikroskobik yapıdaki omurgasız hayvanlar deri solunumunun görüldüğü hayvan gruplarıdır. Omurgalılardan kurbağalarda deri solunum önemli yer tutar. Ayrıca ağzın içini ve yutağı kaplayan zarlar da solunum organı gibi görev yapar. Deri solunum yapan organizmaların derilerinin hep nemli olması gerektiğine dikkat ettiniz mi? Gerçekten de deri solunumu yapan toprak solucanı, salyangozlar ve kurbağa gibi hayvanlarda deri nemli tutulmak zorundadır. Bu nem derideki mukus bezleri ile sağlanmaktadır.
  10. Tek hücreli canlılar ile vücut duvarı ince olan süngerler ve sölentereler gibi çok hücreli hayvanlar bu tür gaz değişimlerini özel bir yapıya ihtiyaç duymadan kolaylıkla yapabilirler. Ancak kompleks yapılı olanlar gaz değişimini özel doku ve organlardan oluşan bir sistem aracılığıyla gerçekleştirirler. Çünkü hayvanlarda evrimsel gelişim sonucu her hücrenin dış çevre ile doğrudan doğruya gaz alışverişi yapma olanağı ortadan kalkmıştır. Hayvanlar aleminde solunumda gaz değişimini gerçekleştiren organlar çeşitlilik göstermesine karşılık, bunları dört ana grupta toplamak mümkündür. Dört Genel Tip Solunum Organında Gaz Değişimi a. Hücre Zarı (Bir Hücrelilerde ve Basit çok Hücreli Hayvanlarda) b. Trake (Böceklerde) c. Solungaçlar (Suda Yaşayan Hayvanlarda) d. Akciğer (Karasal Omurgalılarda) Bu değişik sistemlerin ortak yapısal özellikleri ne olabilir, düşününüz? Yanıtınız "gaz alış-verişi için çok geniş yüzeylere sahip olmalarıdır " şeklinde olmalıydı. Ayrıca bu yapıların ince yüzeyli olması, oksijen ve karbondioksidin suda eriyebilmesini sağlayabilmek için nemli tutulmaları ve bol kan almaları zorunludur. Solunumda gaz değişimi iki yerde meydana gelmektedir. Bunlardan birincisi çevre ile solunum organı arasındaki gaz değişimi, ikincisi ise solunum organı ya da taşıma sistemi ile dokular arasındaki gaz değişimidir. Her iki bölgedeki gaz değişiminin esası difüzyon olayına dayanır. Yani değişen gaz, konsantrasyonu çok olduğu yerden, düşük olduğu yere geçer.
  11. Stomaların Çalışma Mekanizması

    Stomalardan gaz değişiminin sağlanması stomaların açılıp kapanmasıyla gerçekleştirilir. Bu mekanizmanın çalışması hem stoma hücrelerinin hem de çevrelerindeki epidermis ve mezofil hücrelerinin turgor durumuna bağlıdır. Bu hücrelerdeki osmotik konsantrasyonun değişmesi ile oluşan difüzyon farkına bağlı olarak su, ya stoma hücrelerine doğru ya da stoma hücrelerinden komşu epiderma hücrelerine doğru hareket eder. Su komşu epidermis hücrelerinden stoma hücrelerine doğru hareket ettiği zaman stoma hücrelerinin turgor basıncı artar ve stoma porunun daha ince olan dorsal çeperi (epidermis hücreleri ile komşu olan çeper) daha kalın olan ventral çeperden (por tarafındaki çeper) daha çok gerilir. Bu durum daha kalın olan ventral çeperin daha konkav bir şekil almasına ve iki stoma hücresi arasında bir açıklık oluşmasına neden olur. Böylece stoma poru açılır. Aksi durumda, yani stoma hücreleri turgor özelliklerini kaybedince durum tersine döner. Dorsal çeper gerginliğini ventral çeper de konkavlığını kaybeder. Sonunda stoma hücreleri gevşek bir hal alır, aradaki açıklık da kapanmış olur. Buradaki turgor durumunun sağlanması ya da kaybedilmesini sağlayan koşullar ışık, su azlığı ve sıcaklıktır. Su, sıcaklık ve CO2 ve O2 sınırlayıcı birer faktör olmadıkça genel olarak stomalar ışıkta açılır, karanlıkta ise kapanır. Diğer bir söylemle stomalar gündüz açık, gece kapalıdır. Bitkilerin eğer transpirasyonla (terleme) yitirdikleri su miktarı köklerle alınan su miktarından fazla ise bitkide su sıkıntısı başgösterir. Bitkide su sıkıntısının başlaması, stoma hücreleri ile çevrelerindeki mezofil ve epidermis hücreleri arasında bir difüzyon basınç farkı (emme kuvveti) meydana gelmesine neden olur ve bunun sonucu su, stoma hücrelerinden dışarıya yani epidermis ve mezofil hücrelerine doğru hareket eder. Sonuçta stoma hücrelerinin turgoru azalır ve por kapanır. Diğer koşullar sabit olmak üzere belirli bir dereceye kadar sıcaklık artışı stoma porunun açılmasına neden olur. Bitkilerde bu değişimi sadece stomalar mı sağlamaktadır? Yaşlanmış bitki gövedeleri su ve gaz geçişine engel olan mantar dokusu ile örtülü olduğundan, iç kısımdaki canlı hücrelerin hayatsal olaylar sonucu meydana gelen artık gazların ve su buharının dış ortamla alışverişini sağlayan peridermal ve lentisel (kovucuk) adı verilen yapılar meydana gelmiştir.
  12. Bitkilerde Gaz Değişimi

    Yüksek bitkilerin organlarının dış yüzleri gerek gaz, gerekse suya karşı çok az geçirgen olan ve hücre arası boşlukları bulunmayan epidermis dokusu ile örtülüdür. Bu nedenle dış ortamla iç ortam arasında gaz alış verişi ve bazı maddelerin dışarıya verilişini sağlamak üzere epidermiste yapılar oluşmuştur. Bu yapılara stoma (gözenek) adı verilmektedir. Bir stoma, aralarında stoma açıklığı (por) denen bir açıklık bırakan ve birbirine bağlı iki stoma hücresi’nden oluşur. Bu yapı havalandırma parenkiması ile birlikte havalandırma sistemini meydana getirir. Havalandırma parenkimasında yer alan hücre arası boşlukları boşlukları stoma altında bulunan ve stoma boşluğu denen geniş bir hücre arası boşluğu ve por yoluyla dış ortama bağlanmıştır. Fotpsentez göreviyle ilgili dokuların üzerindeki epidermiste stoma sayısı fazladır. çiçekte ve su bitkilerinde stomalar ya tamamiyle yok olmuştur ya da sayıları çok azalmıştır. köklerde de stomaya rastlanmaz.
  13. Biyologlar da artık Tus'a girebilecek mi?

    @kimyager Sertifikayla sağlık personeli olunabilen bir memlekette ne bekliyordunuz ki?
  14. Sterilizasyon Cihazları

    Sterilizasyon cihazlarını tanımadan önce, sterilizasyonun ne olduğunu ve hangi amaçla kullanıldığını öğrenmemiz gerekiyor. Sterilizasyon Nedir? Mikroorganizmaların üretildiği besiyerlerinin, kullanılan araçların ve kimyasal maddelerin, mikroorganizmalardan (bakteri, fungus vs.) arındırılması işlemidir. Sterilizasyon neden gereklidir? Yapılan mikrobiyolojik işlemlerin sağlıklı sonuç vermesi için çok önemlidir. Eğer işlemi steril şartlarda yapmazsak, istenmeyen mikroorganizmalar çalıştığımız ortamda (veya işlemde) üreyebilir ve çalışmamızı zorlaştırabilir (veya aksatabilir). Yani sterilizasyon, mikrobiyoloji laboratuvarı için olmazsa olmazdır. Laboratuvarlarda en çok kullanılan sterilizasyon cihazları: 1) Otoklav 2) Pastör Fırını 3) Biyogüvenlik kabini Otoklav: Basınçlı su buharıyla çalışır. Vidalar ile gövdeye bağlı kapak, basınca dayanıklı bir kazan, manometre ve içerideki havayı boşaltan bir musluğu bulunmaktadır. Su ile sterilizasyondaki amaç; su max. 100 dereceye ulaşabilir. Bu sıcaklık bize yetmediği için, su ile “hissedilen sıcaklık” tan yararlanarak dereceyi yükseltmek. Yani otoklav ile 1 atm basınçta 121 derecede 20 dakikalık bir sterilizasyon işlemi yeterlidir. Her mikroorganizmaya ve steril edeceğimiz materyalin erime sıcaklığına göre bu sıcaklık değeri değişebilmektedir. Otoklav buna göre ayarlanıp çalıştırılır. (115 derece 25 dk, 107 derece 30 dk, 105derece 60 dk) Otoklavdaki işlem bittikten sonra kapağı hemen açılmamalıdır. Çünkü; içerisindeki materyallerin sıcaklığı çok fazla olduğu için kapak hemen açılırsa çatlamalarına ve zarar görmelerine neden olur. Bu yüzden kapak açılmadan önce aletlerin soğuması beklenir. Ancak; · Mineral yağlar · Mineral tozlar · Kan ürünleri · Serum · Yapısı bozulan maddeler otoklavda steril edilemez. Ayrıca; inceleme işlemi biten, mikroorganizma bulunan besiyerleri de, (bazıları otoklav torbasına konularak) steril edildikten sonra tıbbi atık kutusuna atılır. Bu işlem, patojen bakterilerin yayılmasını önler. Pastör Fırını (Sterilizasyon Fırını): Sterilizasyon işlemini, kuru havayı ısıtarak ve bu sıcak havanın dolaşımını sağlayarak yapar. Temizlenecek cam materyaller, madeni ve porselen eşyalar temiz ve kuru olmalıdır. Cihazın kapağı cihaz çalışır durumdayken kesinlikle açılmamalıdır. Aletler soğumadan kapak açılırsa, aletlerin çatlamaları söz konusu olabilir. Tam sterilizasyon için 150 derece 3 saat, 160 derece 1,5 saat, 170 derece 1 saat gereklidir. Biyogüvenlik kabini: Kabinde yapılan sterilizasyon, içerisinde bulunan Ultra Viyole (Mor ötesi ışık - UV) lambaları ile yapılır. · Hazırlanıp dökülmüş besiyerleri için · Ekim işlemi bittikten sonra dezenfektanla iyice silindikten sonra, kabinin bir sonraki işleme hazır olması için, sıklıkla kullanılır. UV ışığı açıkken, kabinde, çalışılacak numune (hasta numuneleri veya içinden örnek alınacak mikroorganizma üremesi olan besiyerleri vs.), yapısı bozulabilecek biyokimyasal kitler, bakteri süspansiyonu vs. kesinlikle bulunmamalıdır. Biyogüvenlik kabinlerinin özellikleri, çalışılan mikroorganizmanın tehlikesine göre değişiklik gösterebilmektedir. Bunlar dışında; sterilizasyon için kimyasal maddeler ve ışınlama yöntemleri de kullanılmaktadır.
  15. Kozmetik & Zararlı Etkileri

    @Biyoloji Günlüğü Yalnız fotograflarda kaymalar yaşanmış ben düzenlerken bu şekilde düzenlemedim. Bir el atarsanız sevinirim
  16. Kozmetik & Zararlı Etkileri

    @Biyolokum Teşekkür ederim emin olun çok geniş bir konuymuş hala sizden bir yazı bekliyorum.
  17. Bilim insanları çalışmalarını bağırsak florasının insan sağlığını ne kadar olumlu etkileyebileceği yönünde geliştirmeye devam ediyor, bunun örneklerini bir çok makalede defalarca kez (buradaki örnekte olduğu gibi) okuduk. Şimdi ise 20 hasta ile yapılan çalışma neticesinde (ön çalışma diyelim) karaciğer sirozu ve hepatik ensefalopati rahatsızlıklarının 10 hastaya verilen fekal mikrobiyota transplantasyonu ile sağlık düzeylerinin iyileştirildiği haberini alıyoruz. Çalışmacıların şu anda tek hedefi 'daha fazla hasta üzerinde çalışmanın uygulanabilirliğini onaylamak' olarak belirtiliyor. Öte yandan, yararlı Lachnospiraceae ve Ruminococcaceae mikroplarıyla, zehirli Enterobacteriaceae bakterisini bağırsaktan uzaklaştırarak hepatik enselopati ihtimalini ve beraberinde gelen beyin hasarlarını indirgeyerek çok daha verimli hale getirmeyi planlıyorlar. Esrarengiz bir dünya insan vücudu, makalenin tamamına ve detaylarına kaynak bağlantısından erişebilirsiniz. kaynak
  18. Evriminiz ne durumda. Hemen bileklerimize bakıyor, baş parmağımızı serçe parmağımıza değdiriyoruz: Bu hareketi yaptığınızda bileğinizde dikey bir kas/tendon görünür oldu mu? Yoksa sağdaki kadında olduğu gibi kas filan görünmüyor mu? Aslında dünyadaki insanların %85'inde bu kas var, %15 'i ise bu kasa sahip değil. Peki bu ne anlama geliyor? Bu kasın adı Palmaris Longus. Ve aslında milyonlarca yıl öncesiyle bağımızı gösteriyor. Palmaris Longus kası, bir yeri kavrayıp güç uygularken kullanılıyor. Örneğin toprağı elle eşelerken, ağaçtan ağaca sallanırken... Primatların tamamı, memelilerin de bir çoğu bu kasa sahip. Aktif olarak kullanılıyor, oldukça da görünür durumdalar. Gel gelelim... İnsanlık kollarıyla böylesine ağır işleri yapmayı bıraktı bırakalı kas işlevini kaybetmiş, bazılarımızda ise tamamen yok olmuş durumda. Yani eğer bu kasa sahipseniz, milyonlarca yıl öncesiyle halâ fiziksel bir bağınız daha mevcut; dünyanın %85'inde olduğu gibi. Eğer bu hareketi yaptığınızda bileklerinizden herhangi birinde (veya ikisinde birden) palmaris longus görünür olmuyorsa, evrimsel olarak her 10 insanın 9'undan daha ileri durumda olduğunuzu söyleyebiliriz. kaynak: Deniz Erdem‎
  19. Kozmetik & Zararlı Etkileri

    Ben de yazacaktım Hızlı bir yazarımız olarak elinize sağlık diyorum sizlere
  20. Kozmetik & Zararlı Etkileri

    KOZMETİK TOKSİSİTESİ 1-Ftalatlar Ftalat maddesi, plastik içeriğini yumuşatmak için kullanılan bir kimyasaldır. Özellikle; Oje, parfüm, losyon ve saç spreylerinin üretiminde ftalatlar kullanılır. Kozmetik endüstrisinde ftalatların yalnızca yüksek dozlarda alınması zararlıdır. Ancak, kozmetik ürünler sürekli kullanıldığı için düşük miktarda alınsa bile son derece tehlikelidir. Ftalat'ın moleküler yapısı Ftalatların endokrin bozucu özelliği vardır. Bu maddeye sürekli maruz kalanlarda doğum kusurları, erken ergenlik, diğer üreme ve gelişimsel bozukluklar, insülin direnci ve hatta kansere neden olabilecek hormonal karışıklar görülebilir. 2009 yılında Çevre Sağlığı Perspektifler Dergisinde yayınlanan bir çalışmaya göre, hamilelik sırasında, annelerin kuaförlerde, saç spreylerinden yada dışarıda maruz kaldıkları ftalatlar sonucunda erken doğumu tetiklediği tespit edilmiştir. 2. Hidrokinon Hidrokinon genel olarak kremler, ağartma maddeleri, nemlendiriciler ve temizleyiciler gibi deri parlatma ve ağartma ürünlerinin yapımında kullanılan bir maddedir. Aynı zamanda saç kremleri ve tırnak kaplama ürünlerinde de kullanılan ve cilt beyazlatma yetenekleri olan yüz temizleyicilerde ve nemlendiriciler de bulunabilir. Hidrokinon Moleküler Yapısı Avrupa Birliği, bu kimyasalı yasaklamıştır. 2006 yılında avrupa denetim birimi hidrokinon maddesinin potansiyel kanserojen etkisinin olduğunu duyurmuştur. Şu anda, Avrupada sıkı denetim altında kullandırılan hidrokinon maddesinin, %2 oranında kullanımına izin verilmektedir. Hidrokinon ciltteki melanin üretimini azaltarak cildin güneşin zararlı UV-A ve UV-B ışınlarına karşı savunmasını kırar. Bu da normal olarak cilt kanseri riskini artırır. 2012 yılında Hint Dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre, bir kaç yıl boyunca düzenli olarak yüzde 2-5 oranında hidrokinon içeren güzellik maddesi kullanan 50 yaşındaki bir kadının kalın ve renkli mavimsi-gri hale gelen cilt ile karakterize edilen nadir bir hastalık olan okronozis gelişmiştir. Okronozis Hastası Hintli Kadın 3. Triklosan Triklosan antibakteriyel madde ve koruyucu madde olarak kullanılan bir kimyasal maddedir. Yaygın antibakteriyel sabun ve temizleyicilerde, el dezenfektanlarında, deodorant ve ter önleyici ürünlerde bulunur. Triklosan Moleküler Yapısı 2006 yılında Mikrobiyal İlaç Direnci Dergisinde yayınlanan araştırmaya göre, triklosan içeren ürünlerin düzenli kullanımı, zaman içinde antibakteriyel etkiler zararlı bağırsak ve cilt bakterilerinin dirençli bir hal almasına neden olur. Bu uzun vadeli kullanım bakteriyel enfeksiyonların bağışıklık güvenliğini aşmasına ve bireyleri sayısız hastalıklara karşı duyarlı hale getirebilir. Triklosan; Klorla birleştiğinde kloroform gibi kanserojen maddelerin oluşmasına, Bakterilerin antibiyotiklere karşı direnç kazanmasına, Hormon dengesinin bozulmasına, Çocuklarda alerji ve egzama oluşması gibi durumlara sebep olur. 4.Formaldehit Formaldehit genellikle oje, ruj, saç boyaları, şampuanlar, klimalar, bebek sıvı sabunları, vücut yıkama ürünleri ve göz farlarında kullanılan bir koruyucudur. Formaldehit Moleküler Yapısı Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansının verilerine göre formaldehitin özellikle nazofarenks kanseri olmak üzere bir çok kansere neden olduğuna dair yeterli kanıt vardır. 2004 tarihli “Epidemiology American Journal” da yayımlanan bir çalışmada, formaldehite uzun süre maruz kalan işçilerin kansere yakalanma olasılığı oldukça yüksek olduğu bildirildi. 5.Trifenil fosfat Trifenil fosfat tırnaklarınız için kullandığınız ojenin daha uzun süre bozulmadan kalması için kullanılan kimyasal bir maddedir. Bu zararlı maddeye maruz kalanlarda üreme bozuklukları, metabolizma bozukluğu çeşitli gelişimsel bozukluklar meydana gelir. Hatta bu madde kısırlığa bile neden olabilir. Trifenil Fosfat Moleküler Yapısı 2015 yılında yapılan bir araştırma çerçevesinde %0,97 oranında TPHP içeren ojeyi süren kişilerden idrar numuneleri alındı. Tırnaklar boyandıktan sonra TPHP maddesinin 10 ile 14 saat sonra 7 kat arttığı gözlemlendi. Bu araştırma TPHP’nin vücudumuza deri yoluyla girdiğini kanıtlıyor. Bu madde fetusun gelişimini olumsuz etkileyebileceği için anne adaylarının oje kullanmaları tavsiye edilmez. Ayrıca kuaför salonlarında çalışan ve sürekli tırnak ojeleri ile çalışan insanlarda yüksek risk grubundadır. 6.Koku Parfüm, deodorant, kolonya, losyonlar, kozmetik ve diğer birçok güzellik ürünleri çeşitli çekici kokular içerir. Gerçekte koku, sayısız sentetik kimyasalların doğal özlerinin karmaşık bir karışımıdır. Kozmetik ürünlerinin içine koyulan yapay kokular, cilt alerjilerine ve solunum problemlerine yol açabilir. 7.Kömür Katranı Kömür katranı kalıcı saç boyalarında bulunan bir kimyasaldır. Bu boyalar da saç gövdesinde önemli kimyasal değişiklikleri uyararak uzun süre istenilen renkte kalmasını sağlar. Saç boyasına maruz kalan cilt dolayısıyla bu kimyasalı absorbe eder.Özellikle erken yaşta saçları ağaranlar bu tür boyaları sürekli kullanır. Bu tekrarlar da kimyasal tehdidine yol açar. Son zamanlarda gelişmekte olan ülkelerde, önemli ölçüde ve sonucu ölüm olabilen saç boyası zehirlenmeleri görülmeye başlandı. 2009 yılında Acil Durumlar, Travma ve Şok Dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre kömür katranının rabdomiyoliz (kas hücrelerinin yıkımını), laringeal ödem (nefes engelleyen bir alerjik reaksiyon) ve böbrek yetmezliğine sebep olabileceği belirtilmiştir. 8.Toluen Toluen tırnak boyası ve tırnak boya sökücüler de bulunan zehirli bir maddedir. Tırnaklar bu kimyasal ile kaplandıktan sonra pürüzsüz ve parlak bir hal alır. Bu madde ayrıca bazı saç boyalarında da bulunmaktadır. Toluen vücuda genellikle solunum yolu ile giren bir maddedir. Toluenin Moleküler Yapısı Bu ürüne maruz kalanlarda baş ağrısı, yorgunluk, bulantı, baş dönmesi ve deri tahriş olabilir. Sanayi işçileri gibi bu maddeye uzun süre maruz kalanlarda hafıza kaybı, iştah kaybı ve koordinasyon yeteneklerinde kayıp gözlemlenmiştir. Aynı zamanda düzenli soluma yoluyla alınmasında üreme bozukluklarına ve solunum problemlerine neden olabilir. Uzun süre toluen maddesine maruz kalan hamile kadınların çocuklarının merkezi sinir sistemi, kas ve dikkat eksikliği bozukluğu, gelişme ve öğrenme güçlüğü riskiyle karşılaştığı ispatlanmıştır. 9. Parabenler Parabenler metilparaben (MP), propilparaben (PB) ve butilparaben (BP) şeklinde bulunabilir. Parabenlere jellerde, nemlendiricilerde, topikal ilaçlarda, bronzlaşma spreylerinde, tıraş kozmetiklerinde, güneş kremlerinde, şampuanlarda, diş macunlarında oldukça sık rastlanılır. Bu kimyasallar potansiyel endokrin bozucular ve üreme toksisitesi, immünotoksisite ve nörotoksisite ile bağlantılıdır.Ayrıca cilde sürülen parabenler güneşin zararlı UV ışınları ile reaksiyona girerek hücre ölümlerine, DNA hasarına ve bunun sonucunda cilt yaşlanmasına neden olabilir. 2008 yılında Toksikoloji Kimya Araştırma Dergisi’nde yayınlan bir çalışmada parabenler ve kanser arasında doğrudan bir bağlantı kurulmuştur. 2004 yılında Uygulamalı Toksikoloji Dergisi’nde yayınlanan bir araştırmaya göre içerisinde yüzde 62 oranında paraben içeren ürün kullanan kadınlarda göğüs tümörlerine rastlanmıştır. Ayrıca parabenler bazı kişilerde paraben alerjisi olarak bilinen kaşıntı, kızarıklık ve yanmaları da tetikleyebilir. Paraben Moleküler Yapısı 10. Sodyum Laureth Sülfat/Sodyum Lauryl Sülfat Kozmetik malzemelerinde sıklıkla kullanılan yüzey aktifler Sodyum Lauril Sülfat(SLS) ve Sodyum Lauret Sülfat(SLES) tır. Bu içerikler palm veya hindistancevizi yağı gibi doğal kaynaklardan elde edilmezler. Sülfürük trioksit ve klorosülfürük asitten oluşturulurlar. Cilt üzerinde enfeksiyonlara ve döküntülere neden olan SLS ve SLES’nin birçok ürünün içeriğinde kullanımı yasaklanmakla birlikte, tüm ticari şampuanlarda, özellikle cilt kremleri ve diş macunları gibi diğer birçok sağlık ve güzellik maddelerinin büyük çoğunluğunun içeriğinde bulunmaktadır. Birçok kozmetik ürünün içeriğinde bulunan ve vücuda uygulandığında kan dolaşımı yoluyla dokulara geçen SLS/SLES, buradan kalbe, karaciğere, akciğerlere, beyine ve gözlere yayılır. Vücudumuzdaki dokularda uzun süre kalan SLS/SLES, kanser, hormonların dengesinin bozulması, göz bozulması, saç dökülmesi, aşırı cilt hassasiyeti ve ciltte kurumalara neden olmaktadır. 11.Kohl Taşı Kajal, antik zamanlardan beri kullanılan kohl taşından yapılmış popüler bir göz ürünüdür. Ancak galen, zincit ve manyetit gibi kimyasal maddeler içerdiğinden dolayı bu kimyasallara uzun süre maruz kalma, kurşun seviyesini artırabilir ve kemik iliği ile beyin fonksiyonlarını etkileyebilir, bunun yanında anemi ve havaleye neden olabilir.
  21. İKİ CEPHALAPODUN SAVAŞI (Kraken Savaşı) Geçtiğimiz hafta sonu derin denizlerde çalışan araştırmacılar ilginç ve eğlenceli görüntüler kaydetti. Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi'nden bilim adamları Meksika Körfezi'nin en derin kısımlarındaki keşfedilmemiş suları keşfetmek için geçtiğimiz günlerde bir gezi düzenlediler. Geri getirdikleri ilginç görüntüler basında büyük ilgi gördü. Geçen hafta, NOAA'nın batıklarından biri de, Körfez yüzeyinin 5.900 feet'inden daha aşağıda bulunan deniz tabanında büyük bir ahtapotla karşılaşıldı. Bilim adamları ahtapotu tanımlanamayan bir gemi enkazına kadar izlediler ve gördükleri şeyler onları şoke etti: Ahtapot enkazın tahtaları altında başka bir ahtapotla savaşıyordu. Kısa bir sürtüşmeden sonra - savaş sahnesi etrafında sallanan dokungaçlar ve tortu karmaşasında ilk saldıran ahtopotun kaçtığı gözlendi. Bilim adamları, efsanevi gözlerden uzak deniz canavarının savaşına "Kraken saldırısı" adını verdiler ve NOAA'nın web sitesinde, batıkların tahtaları altında yer alan bu savaşı ilginç görüntüler kategorisinde paylaştılar. VİDEO LİNK; ScienceAlert
  22. Yeşil Alg - Ulva sp.

  23. Yeşil Alg - Ulva sp.-

    Divisio: Chlorophyta Classis: Chlorophyceae Ordo: Ulotrichales Familia: Ulvaceae Genus: Ulva sp.
  24. Yeşil Alg - Ulva sp.

    Divisio: Chlorophyta Classis: Chlorophyceae Ordo: Ulotrichales Familia: Ulvaceae Genus: Ulva sp.
  25. Chlorophyta - Scenedesmus.jpg

    Divisio: Chlorophyta Classs: Chloropyhceae Ordo: Chlorococcales Familia: Scenedesmaceae Genus: Scenedesmus sp.
  26. Yeşil Alg - Chlorophyta

    Divisio: Chlorophyta Classs: Chloropyhceae Ordo: Chlorococcales Familia: Scenedesmaceae Genus: Scenedesmus sp.
  1. Daha fazla aktivite göster
×

Önemli Bilgilendirme

Kullanım Şartları, Gizlilik Politikası, Forum Kuralları sayfalarına göz atınız.