mikro

Virüsler nasıl bu kadar gizemli faaliyet gösterirler?

Virüsler nasıl bu kadar gizemli faaliyet gösterirler?
Virüsler nasıl bu kadar gizemli faaliyet gösterirler?

Virüsler Nasıl Çalışır?

Soğuk ve zorlu kış günlerini geride bıraktınız ancak bu mevsim sizde etkilerini bırakmadan ayrılmadı. Soğuk algınlığı, grip ve bu hastalıklarla eşlik eden ateş, öksürük, boğaz ağrısı gibi belirtileri hepimiz yaşıyoruz ve bu belirtiler dünyanın neresinde yaşıyor olursak olalım, ortak paylaşım alanlarında, okullarda, ofislerde bu hastalıklara sebep olan suçlular ile yayılıyor. O suçluların adı: Virüsler!

Soğuk algınlığı ve grip virüslerden kaynaklanır. Virüsler, edinilmiş immün yetmezlik sendromu (AIDS), Ebola hemorajik ateşi, enfeksiyöz hepatit ve herpes gibi ciddi, sıklıkla ölümcül diğer hastalıklardan sorumludur. Bu kadar küçük canlılar nasıl bu kadar çok soruna neden olabiliyor? Bizi onlara karşı bu kadar savunmasız yapan şey nedir ve virüsler nasıl bu kadar yayılabiliyorlar?

Bu yazıda, virüslerin dünyasını keşfedeceğiz. Bir virüsün ne olduğunu, hangi virüslerin nasıl göründüğünü, bizlere nasıl bulaştıklarını ve enfeksiyon riskini nasıl azaltacağımız hakkında konuşacağız. Ve soğuk bir virüs vücudunuza saldırdığında neden bu kadar mutsuz olduğunuzu hissedeceksiniz!

Bir hücre; yemek yiyebilen, büyüyebilen ve üreyebilen bağımsız bir canlıdır ancak virüsler öyle değildir. Bir virüse bakabilseydik küçük bir parçacık olduğunu görecektik. Bakterilerden yaklaşık bin kat daha küçüktür ve bakteri çoğu insan hücresinden çok daha küçüktür. O kadar küçük ki çoğu ışık mikroskobunda görülmez ancak bir elektron mikroskop ile izlenmelidir.

Virüsler hangi yapılardan oluşur?

Virüsler, enfekte hücre içerisinde veya enfeksiyon sürecinde, virionlar ve bağımsız viral parçacıklar halinde bulunabilir. Bir virüsün tüm yapılarını barındıran tek bir virüs partikülüne virion denir ve iki ya da üç parçadan oluşur:

  • DNA veya RNA’dan sadece birisi olabilen viral genom ve genetik bilgiyi taşıyan büyük moleküller
  • Genetik bilgiyi saran, koruyan kapsid denilen bir protein tabakası,
  • Protein tabakayı saran lipit bir zarf nükleik asit, protein katmanı ve lipit zardan oluşur.

Virüsler şekli ve karmaşıklığı bakımından çok çeşitlidir. Bazıları yuvarlak patlamış mısır toplarına benzerken diğerleri örümcek ya da Apollo uzay aracı gibi görünen karmaşık bir şekle sahiplerdir.

İnsan hücrelerinden veya bakterilerden farklı olarak bu canlılar, yaşam için kimyasal reaksiyonları gerçekleştirmede gerekli olan enzimleri içermezler. Bunun yerine virüsler, genetik bilgilerini çözen yalnızca bir veya iki enzimi taşırlar. Dolayısıyla bir virüsün yaşayacağı ve daha fazla virüs yapacağı bir konak hücresi (insan, bakteri, bitki veya hayvan) olmalıdır. Bir konakçı hücrenin dışında, virüsler işlevlerini gerçekleştiremez. Bundan dolayı çoğu bilim insanı virüslerin, bir konakçı hücreye bulaşmasına neden olan olaylardan dolayı canlı olduğunu kabul etmektedirler.

Bize nasıl saldırırlar?

Virüsler, çevremizin her yerinde yalnızca bir konakçı hücrenin gelmesini beklemektedir. Deri, burun veya ağız yoluyla vücudumuza misafir olabilirler. Örneğin; soğuk algınlığı ve grip virüsü, solunum ya da sindirim sistemlerindeki hücrelere misafir olacak ve saldıracaktır. AIDS‘e neden olan insan bağışıklık yetmezlik virüsü (HIV) ise bağışıklık sisteminin T hücrelerine saldıracaktır.

Konakçı hücrenin türüne bakılmaksızın tüm virüsler, litik döngü olarak da bilinen temel adımları takip eder:

  • Bir virüs parçacığı, bir konak hücreye bağlanır.
  • Parçacık genetik bilgilerini konakçı hücreye bırakır.
  • Parçacığın hücreye bıraktığı genetik bilgi konakçı hücrenin enzimlerini görevlendirir.
  • Enzimler yeni virüs partikülleri için parçalar oluşturur.
  • Yeni parçacıklar yeni virüsler haline getirilir.
  • Oluşan parçacıklar konak hücresinden kopar.

Tüm virüslerin uygun konakçı hücreleri “hissettiği” veya “tanıdığı” dış zarfları veya zarf üzerinde bir miktar proteinleri bulunur. Bu protein sayesinde virüs konakçı hücrenin zarına bağlanır.

Hücrenin içerisine girdikten sonra viral (virüs kaynaklı) enzimler, konakçı hücrenin bu enzimlerini ele geçirir. Virüsün genetik bilgilerini, yeni viral proteinler ve hücrenin enzim makinesini kullanarak kopyalamaya başlarlar. Viral genetik bilgilerin yeni kopyaları, yeni virüs yapmak için yeni protein katlarının içinde paketlenir. Yeniler oluşturulduktan sonra konakçı hücreden ayrılırlar.

Bir kere konakçı hücreden ayrıldıklarında, yeni virüsler diğer hücrelere saldırabilir. Bir virüs binlerce yeni virüs üretebilir, çünkü viral enfeksiyonlar vücuda hızla yayılabilir. Grip veya soğuk algınlığı ile karşılaştığınızda gerçekleşen olayların sırası, virüsün nasıl çalıştığının iyi bir göstergesidir:

  • Virüs bulaşmış bir kişi yakınınızda hapşırır.
  • Virüs parçacıklarını teneffüs edersiniz ve burnunuzda sinüslerdeki hücrelere yapışır.
  • Virüs, sinüslerdeki hücrelere saldırır ve yeni virüsleri hızla üretir.
  • Konakçı hücrelerden ayrılırlar.
    Yeni virüsler kan dolaşımınıza ve ayrıca akciğerlerinize yayılır. Sinüslerinizdeki koruyucu hücrelerini kaybettiğiniz için, sıvı burun kanallarına akabilir ve burnunuzun akmasına neden olabilir.
  • Sinüsler yolu ile boğazınıza ulaşan virüsler boğazınızdaki hücrelere saldırır ve boğaz ağrısına sebep olabilir.
  • Kan dolaşımına geçen virüsler kas hücrelerine saldırabilir ve kas ağrılarına neden olabilir.

Çevreye yayılma ve canlılara bulaşma yolları

Bağışıklık sisteminiz enfeksiyona tepki verir ve mücadele sürecinde vücut sıcaklığınızın artmasına neden olan pirojen denilen kimyasallar üretir. Bu ateş aslında vücudunuzun kimyasal reaksiyonlarının çoğunun ideal sıcaklığı 37 derece olduğundan, viral çoğalma oranını yavaşlatarak enfeksiyonla savaşmanıza yardımcı olur. Sıcaklığınız bunun biraz üzerine çıkarsa reaksiyonlar yavaşlar. Bu bağışıklık yanıtı vücudunuzdan virüsler ortadan kalkıncaya kadar devam eder. Bununla birlikte hapşırırsanız, başka bir konakçıyı beklemek için binlerce yeni virüs ortama yayılabilir.

Ana hücre içine girdikten sonra, uçuklar ve HIV gibi bazı virüsler hemen çoğalmaz. Bunun yerine, genetik bilgilerini konakçı hücrenin genetik bilgileri ile karıştırırlar.

Bir virüs yalnızca bir protein membran ile çevrilmiş bir dizi genetik bilgiden oluştuğundan ve kendi biyokimyasal reaksiyonlarını gerçekleştirmediğinden, virüsler konakçı bir hücre dışında yıllarca veya daha uzun süre yaşayabilir. Bazı virüsler üreme işleminden önce konakçı hücrelerin genetik bilgileri içinde yıllarca “uyku hali” gösterebilir. Örneğin, HIV virüsü bulaşmış bir kişi yıllarca AIDS belirtilerini göstermeksizin yaşayabilir, ancak virüsü yine de başkalarına bulaştırabilir.

Virüsler dediğimiz gibi vücudun dışında uzun süre var olabilir. Virüslerin yayılımı, virüs türüne özgüdür. Virüsler; taşıyıcı organizmalar (sivrisinekler, pireler, hava yolu) ve vücut sıvılarının bir kişiden diğerine doğrudan aktarılması (tükürük, ter, burun salgısı, kan, meni, vajinal salgılar) ile yayılabilirler.

Virüs yayma veya bunlarla bağlantı kurma riskini azaltmak için; hapşırırken veya öksürürken ağzınızı veya burnunuzu koruyun. Özellikle tuvalete gittikten veya yiyecek hazırladıktan sonra ellerinizi sık sık yıkayın. Başkalarının vücut sıvılarıyla temastan kaçının. Bu uygulamalar kusursuz değildir, ancak viral enfeksiyon riskini azaltmanıza yardımcı olabilir.

Popüler inancın aksine, antibiyotiklerin virüs üzerinde etkisi yoktur. Çoğu antibiyotik, bakterilerin üremesine müdahale ederek yeni genetik bilgilerin veya yeni hücre duvarlarının oluşturulmasını engeller. Virüsler kendi biyokimyasal reaksiyonlarını gerçekleştirmediğinden antibiyotikler onları etkilemez.

Aşılar ise, bu canlılar karşısında doğru antikorları nasıl üreteceğini bilir. Ayrıca, virüsler çok hızlı ve çok sık çoğaldığından sıklıkla yapıları biraz değişebilir. Bu değişiklikler de virüslerin genetik bilgilerini değiştirebilir. Bu nedenle bir hastalığa sebep olan virüs için yapılan aşı gelecek yıl aynı tür virüse karşı etkili olmayabilir. Viral enfeksiyonlarla mücadele etmek ve salgınları önlemek için sürekli yeni aşılar üretilmelidir.

Virüsler hayatımızın her yerinde. Onlardan korunmak için gerekli önemleri almalı ve antibiyotiklere başvurmamalıyız. Virüslerle savaştığı için de bağışıklık sistemimize güvenip ona teşekkür etmeliyiz.

Damla Uludağ, kaynak 1 , kaynak 2



Yorumlar

Yorum bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Biyoloji okumadan, görmeden, yaşamadan öğrenilecek bir bilim dalı değildir.

Cenk Önsoy

Bilgilerin yanlış anlaşılmasından ve buna bağlı olarak doğabilecek mağduriyetten sitemiz yasal sorumluluk altında değildir.

Sağlık, eğitim, finans, gıda vb. sorunlarınız için öncelikle bir uzmana ve profesyonele danışınız.

Bu sitede verilen bilgilerin kullanılmasının sorumluluğu tümüyle kullanıcıya aittir. Kaynaklar ve atıflar da gerektiğinde belirtilmiştir.

Biyolojigunlugu.com sayfalarında yer alan her türlü bilgi, görsel ve doküman sadece bilgilendirmek amacıyla verilmiştir.

...

Copyright © 2010 | Biyoloji Günlüğü

Yukarı