Jump to content

MehmetEmin

Üye
  • İçerik sayısı

    35
  • Katılım

  • Son ziyaret

Güncel Profil Ziyaretleri

88 profil görüntüleme
  1. Kozmetik & Zararlı Etkileri

    @Biyoloji Günlüğü Yalnız fotograflarda kaymalar yaşanmış ben düzenlerken bu şekilde düzenlemedim. Bir el atarsanız sevinirim
  2. Kozmetik & Zararlı Etkileri

    @Biyolokum Teşekkür ederim emin olun çok geniş bir konuymuş hala sizden bir yazı bekliyorum.
  3. Kozmetik & Zararlı Etkileri

    KOZMETİK TOKSİSİTESİ 1-Ftalatlar Ftalat maddesi, plastik içeriğini yumuşatmak için kullanılan bir kimyasaldır. Özellikle; Oje, parfüm, losyon ve saç spreylerinin üretiminde ftalatlar kullanılır. Kozmetik endüstrisinde ftalatların yalnızca yüksek dozlarda alınması zararlıdır. Ancak, kozmetik ürünler sürekli kullanıldığı için düşük miktarda alınsa bile son derece tehlikelidir. Ftalat'ın moleküler yapısı Ftalatların endokrin bozucu özelliği vardır. Bu maddeye sürekli maruz kalanlarda doğum kusurları, erken ergenlik, diğer üreme ve gelişimsel bozukluklar, insülin direnci ve hatta kansere neden olabilecek hormonal karışıklar görülebilir. 2009 yılında Çevre Sağlığı Perspektifler Dergisinde yayınlanan bir çalışmaya göre, hamilelik sırasında, annelerin kuaförlerde, saç spreylerinden yada dışarıda maruz kaldıkları ftalatlar sonucunda erken doğumu tetiklediği tespit edilmiştir. 2. Hidrokinon Hidrokinon genel olarak kremler, ağartma maddeleri, nemlendiriciler ve temizleyiciler gibi deri parlatma ve ağartma ürünlerinin yapımında kullanılan bir maddedir. Aynı zamanda saç kremleri ve tırnak kaplama ürünlerinde de kullanılan ve cilt beyazlatma yetenekleri olan yüz temizleyicilerde ve nemlendiriciler de bulunabilir. Hidrokinon Moleküler Yapısı Avrupa Birliği, bu kimyasalı yasaklamıştır. 2006 yılında avrupa denetim birimi hidrokinon maddesinin potansiyel kanserojen etkisinin olduğunu duyurmuştur. Şu anda, Avrupada sıkı denetim altında kullandırılan hidrokinon maddesinin, %2 oranında kullanımına izin verilmektedir. Hidrokinon ciltteki melanin üretimini azaltarak cildin güneşin zararlı UV-A ve UV-B ışınlarına karşı savunmasını kırar. Bu da normal olarak cilt kanseri riskini artırır. 2012 yılında Hint Dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre, bir kaç yıl boyunca düzenli olarak yüzde 2-5 oranında hidrokinon içeren güzellik maddesi kullanan 50 yaşındaki bir kadının kalın ve renkli mavimsi-gri hale gelen cilt ile karakterize edilen nadir bir hastalık olan okronozis gelişmiştir. Okronozis Hastası Hintli Kadın 3. Triklosan Triklosan antibakteriyel madde ve koruyucu madde olarak kullanılan bir kimyasal maddedir. Yaygın antibakteriyel sabun ve temizleyicilerde, el dezenfektanlarında, deodorant ve ter önleyici ürünlerde bulunur. Triklosan Moleküler Yapısı 2006 yılında Mikrobiyal İlaç Direnci Dergisinde yayınlanan araştırmaya göre, triklosan içeren ürünlerin düzenli kullanımı, zaman içinde antibakteriyel etkiler zararlı bağırsak ve cilt bakterilerinin dirençli bir hal almasına neden olur. Bu uzun vadeli kullanım bakteriyel enfeksiyonların bağışıklık güvenliğini aşmasına ve bireyleri sayısız hastalıklara karşı duyarlı hale getirebilir. Triklosan; Klorla birleştiğinde kloroform gibi kanserojen maddelerin oluşmasına, Bakterilerin antibiyotiklere karşı direnç kazanmasına, Hormon dengesinin bozulmasına, Çocuklarda alerji ve egzama oluşması gibi durumlara sebep olur. 4.Formaldehit Formaldehit genellikle oje, ruj, saç boyaları, şampuanlar, klimalar, bebek sıvı sabunları, vücut yıkama ürünleri ve göz farlarında kullanılan bir koruyucudur. Formaldehit Moleküler Yapısı Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansının verilerine göre formaldehitin özellikle nazofarenks kanseri olmak üzere bir çok kansere neden olduğuna dair yeterli kanıt vardır. 2004 tarihli “Epidemiology American Journal” da yayımlanan bir çalışmada, formaldehite uzun süre maruz kalan işçilerin kansere yakalanma olasılığı oldukça yüksek olduğu bildirildi. 5.Trifenil fosfat Trifenil fosfat tırnaklarınız için kullandığınız ojenin daha uzun süre bozulmadan kalması için kullanılan kimyasal bir maddedir. Bu zararlı maddeye maruz kalanlarda üreme bozuklukları, metabolizma bozukluğu çeşitli gelişimsel bozukluklar meydana gelir. Hatta bu madde kısırlığa bile neden olabilir. Trifenil Fosfat Moleküler Yapısı 2015 yılında yapılan bir araştırma çerçevesinde %0,97 oranında TPHP içeren ojeyi süren kişilerden idrar numuneleri alındı. Tırnaklar boyandıktan sonra TPHP maddesinin 10 ile 14 saat sonra 7 kat arttığı gözlemlendi. Bu araştırma TPHP’nin vücudumuza deri yoluyla girdiğini kanıtlıyor. Bu madde fetusun gelişimini olumsuz etkileyebileceği için anne adaylarının oje kullanmaları tavsiye edilmez. Ayrıca kuaför salonlarında çalışan ve sürekli tırnak ojeleri ile çalışan insanlarda yüksek risk grubundadır. 6.Koku Parfüm, deodorant, kolonya, losyonlar, kozmetik ve diğer birçok güzellik ürünleri çeşitli çekici kokular içerir. Gerçekte koku, sayısız sentetik kimyasalların doğal özlerinin karmaşık bir karışımıdır. Kozmetik ürünlerinin içine koyulan yapay kokular, cilt alerjilerine ve solunum problemlerine yol açabilir. 7.Kömür Katranı Kömür katranı kalıcı saç boyalarında bulunan bir kimyasaldır. Bu boyalar da saç gövdesinde önemli kimyasal değişiklikleri uyararak uzun süre istenilen renkte kalmasını sağlar. Saç boyasına maruz kalan cilt dolayısıyla bu kimyasalı absorbe eder.Özellikle erken yaşta saçları ağaranlar bu tür boyaları sürekli kullanır. Bu tekrarlar da kimyasal tehdidine yol açar. Son zamanlarda gelişmekte olan ülkelerde, önemli ölçüde ve sonucu ölüm olabilen saç boyası zehirlenmeleri görülmeye başlandı. 2009 yılında Acil Durumlar, Travma ve Şok Dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre kömür katranının rabdomiyoliz (kas hücrelerinin yıkımını), laringeal ödem (nefes engelleyen bir alerjik reaksiyon) ve böbrek yetmezliğine sebep olabileceği belirtilmiştir. 8.Toluen Toluen tırnak boyası ve tırnak boya sökücüler de bulunan zehirli bir maddedir. Tırnaklar bu kimyasal ile kaplandıktan sonra pürüzsüz ve parlak bir hal alır. Bu madde ayrıca bazı saç boyalarında da bulunmaktadır. Toluen vücuda genellikle solunum yolu ile giren bir maddedir. Toluenin Moleküler Yapısı Bu ürüne maruz kalanlarda baş ağrısı, yorgunluk, bulantı, baş dönmesi ve deri tahriş olabilir. Sanayi işçileri gibi bu maddeye uzun süre maruz kalanlarda hafıza kaybı, iştah kaybı ve koordinasyon yeteneklerinde kayıp gözlemlenmiştir. Aynı zamanda düzenli soluma yoluyla alınmasında üreme bozukluklarına ve solunum problemlerine neden olabilir. Uzun süre toluen maddesine maruz kalan hamile kadınların çocuklarının merkezi sinir sistemi, kas ve dikkat eksikliği bozukluğu, gelişme ve öğrenme güçlüğü riskiyle karşılaştığı ispatlanmıştır. 9. Parabenler Parabenler metilparaben (MP), propilparaben (PB) ve butilparaben (BP) şeklinde bulunabilir. Parabenlere jellerde, nemlendiricilerde, topikal ilaçlarda, bronzlaşma spreylerinde, tıraş kozmetiklerinde, güneş kremlerinde, şampuanlarda, diş macunlarında oldukça sık rastlanılır. Bu kimyasallar potansiyel endokrin bozucular ve üreme toksisitesi, immünotoksisite ve nörotoksisite ile bağlantılıdır.Ayrıca cilde sürülen parabenler güneşin zararlı UV ışınları ile reaksiyona girerek hücre ölümlerine, DNA hasarına ve bunun sonucunda cilt yaşlanmasına neden olabilir. 2008 yılında Toksikoloji Kimya Araştırma Dergisi’nde yayınlan bir çalışmada parabenler ve kanser arasında doğrudan bir bağlantı kurulmuştur. 2004 yılında Uygulamalı Toksikoloji Dergisi’nde yayınlanan bir araştırmaya göre içerisinde yüzde 62 oranında paraben içeren ürün kullanan kadınlarda göğüs tümörlerine rastlanmıştır. Ayrıca parabenler bazı kişilerde paraben alerjisi olarak bilinen kaşıntı, kızarıklık ve yanmaları da tetikleyebilir. Paraben Moleküler Yapısı 10. Sodyum Laureth Sülfat/Sodyum Lauryl Sülfat Kozmetik malzemelerinde sıklıkla kullanılan yüzey aktifler Sodyum Lauril Sülfat(SLS) ve Sodyum Lauret Sülfat(SLES) tır. Bu içerikler palm veya hindistancevizi yağı gibi doğal kaynaklardan elde edilmezler. Sülfürük trioksit ve klorosülfürük asitten oluşturulurlar. Cilt üzerinde enfeksiyonlara ve döküntülere neden olan SLS ve SLES’nin birçok ürünün içeriğinde kullanımı yasaklanmakla birlikte, tüm ticari şampuanlarda, özellikle cilt kremleri ve diş macunları gibi diğer birçok sağlık ve güzellik maddelerinin büyük çoğunluğunun içeriğinde bulunmaktadır. Birçok kozmetik ürünün içeriğinde bulunan ve vücuda uygulandığında kan dolaşımı yoluyla dokulara geçen SLS/SLES, buradan kalbe, karaciğere, akciğerlere, beyine ve gözlere yayılır. Vücudumuzdaki dokularda uzun süre kalan SLS/SLES, kanser, hormonların dengesinin bozulması, göz bozulması, saç dökülmesi, aşırı cilt hassasiyeti ve ciltte kurumalara neden olmaktadır. 11.Kohl Taşı Kajal, antik zamanlardan beri kullanılan kohl taşından yapılmış popüler bir göz ürünüdür. Ancak galen, zincit ve manyetit gibi kimyasal maddeler içerdiğinden dolayı bu kimyasallara uzun süre maruz kalma, kurşun seviyesini artırabilir ve kemik iliği ile beyin fonksiyonlarını etkileyebilir, bunun yanında anemi ve havaleye neden olabilir.
  4. İKİ CEPHALAPODUN SAVAŞI (Kraken Savaşı) Geçtiğimiz hafta sonu derin denizlerde çalışan araştırmacılar ilginç ve eğlenceli görüntüler kaydetti. Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi'nden bilim adamları Meksika Körfezi'nin en derin kısımlarındaki keşfedilmemiş suları keşfetmek için geçtiğimiz günlerde bir gezi düzenlediler. Geri getirdikleri ilginç görüntüler basında büyük ilgi gördü. Geçen hafta, NOAA'nın batıklarından biri de, Körfez yüzeyinin 5.900 feet'inden daha aşağıda bulunan deniz tabanında büyük bir ahtapotla karşılaşıldı. Bilim adamları ahtapotu tanımlanamayan bir gemi enkazına kadar izlediler ve gördükleri şeyler onları şoke etti: Ahtapot enkazın tahtaları altında başka bir ahtapotla savaşıyordu. Kısa bir sürtüşmeden sonra - savaş sahnesi etrafında sallanan dokungaçlar ve tortu karmaşasında ilk saldıran ahtopotun kaçtığı gözlendi. Bilim adamları, efsanevi gözlerden uzak deniz canavarının savaşına "Kraken saldırısı" adını verdiler ve NOAA'nın web sitesinde, batıkların tahtaları altında yer alan bu savaşı ilginç görüntüler kategorisinde paylaştılar. VİDEO LİNK; ScienceAlert
  5. Yeni Bulunan Virüs Beyin Tümörüne Saldırıyor! Çalışmasının asıl konusu virüsün beyin kan bariyerini geçip tümöre spesifik saldırı gerçekleştirebilme yeteneğini ölçmek üzerineydi. Ancak araştırmacılar daha fazlasını elde ettiler, virüs kanserli dokuya saldırmakla kalmıyor aynı zamanda vücudun immün sistemini o bölgeye çekerek tümör ile savaşta önemli bir adım daha kaydedildi. Farelerle yapılan klinik öncesi deneyler gösterdi ki doğal olarak meydana gelen bu virüsün diğer tedavilerle birlikte kullanılabileceği ayrıca yeni bir kanser tedavisi içinde oldukça iyi bir potansiyele sahip olduğu gözlendi. Kullandıkları virüs, daha önce kanser tedavisi potansiyeli gösteren, onkolitik bir virüs olarak bilinen bir virüsdür. Bu virüs memeli ortovirüs tip 3 olarak adlandırıl. RNA virüsleri ailesine aittir. Öncelikle hedefini tümör hücrelerinin oluşturduğu ve sağlıklı hücrelere ise gözle görülür bir zarar vermediği saptanmış. Daha önce deneyler yapılarak mekanizma anlaşılmıştır. Ancak bu mekanizmayı beyin tümörü üzerinde ilk kez Leeds Üniversitesi araştırmacıları gösterilmiştir. Çalışmada bu adım çok önemli bulunmuştur. Çünkü reovirüslerin beyini patojenlere karşı koruyan kan-beyin bariyerini geçemeyecekleri düşünülmekteydi. Yazar Adel Samson diyor ki; ‘’İlk kez bir terapötik virüsün kan-beyin bariyerini geçebileciğinin gösterilmesi, daha agresif seyir gösteren veya nüks eden beyin tümörlerinin bu yolla ve immünterapi ile tedavi edilebileceğini göstermiştir.’’ Dokuz hasta, tek doz intravenöz damla yoluyla virüs ile enjekte edilmek üzere seçildi. Hepsi ya vücudun diğer bölgelerine yayılmış beyin tümörlerine ya da hızlı büyüyen gliomalara sahipti - tedavi edilmesi güç olan ve kötü prognoza sahip bir beyin tümörü söz konusuydu. Tüm denekler için reovirüs tedavisi uygulandu ve bunu takip eden günlerde cerrahi operasyon ile beyin tümörlerinin çıkarılması planlandı. Araştırmacılar, hastalardan aldıkları reovirüsü tedavisi uygulanmış beyin tümörü örneklerini, sadece cerrahi tedavi almış hastaların beyin tümörü ile karşılaştırdılar. Araştırmacılar virüsün, deneme hastalarının tümör örneklerinde bulunduğunu ve virüsün kansere ulaştığını açıkça gösterdi. Ama ayrıca dokuda yüksek miktarda interferon molekülüne ve immün sistem proteinlerine rastlandı. Ekip, bu interferonların tümörle savaşmak için bölgeye beyaz kan hücrelerini çektiğini ifade ediyor. Alan Melcher diyor ki; ‘’ Bizim immün sistemimiz kanser hücrelerini tanımakta güçlük çeker. Çünkü kanser hücreleri kendilerini bir miktar normal doku hücrelerine benzetirler ve bu şekilde kısmen immün ataktan kaçarlar ve göz ardı edilebilirler. Ama biz burada virüs yardımıyla immün sistemi kanserli dokuya yönlendirebildik.’’ ‘’bizim bu çalışmamızdaki temel amacımız reovirüs ile beyindeki kanserli dokuyu enfekte etmek. Ve en önemli kısmı reovirüs ile enfekte edilmiş beyin tümöründe gözle görülür bir immün sistem aktivitesi oluştuğu gözlenmiş.’’ Bu bulgular, kemoterapi ve radyoterapiye ek olarak hastalara reovirüs tedavisi verildiği bir klinik denemede halihazırda uygulanmaktadır. Bir hastanın tedavisi zaten devam ediyor - glioblastomunu tedavi etmek için 16 doz reovirüs verildi. Çoklu dozlar verilmesinin nedeni virüsün bağışıklık sistemini harekete geçirme şeklidir. Bu klinik çalışma, kanserin grip benzeri yan etkiler yarattığından ve standart tedavileri daha etkili hale getirip getirmediğinden kanser hastalarının tedaviyi ne kadar iyi tolere edebileceğini belirleyecektir. "Umudumuz, virüsün vücudun tümöre karşı bağışıklık yanıtını arttırmaya yönelik ek etkisinin, standart tedavi, radyoterapi ve kemoterapi ile öldürülen tümör hücrelerinin miktarını arttıracağıdır." KAYNAK: ScienceAlert (Direkt ingilizce aslından çeviri olduğu için bazı devrik cümleler oluşmuş olabilir.)
  6. Maya ve Maya Endüstrisi

    @Biyoloji Günlüğü Sisteme slayt girişleri yapıcam. O şekilde daha iyi olacağını düşünüyorum
  7. Balon Balığı Tehlikesi

    Son günlerin ses getiren olaylarından biri olan balon balıkları ve aslan balıkları Akdenizi istila etmeye başladılar. Kızıldeniz üzerinden geçiş yapan bu zehirli türler konusunda Antalya Büyükşehir Belediyesi, Akdeniz'de giderek artan zehirli 'aslan' ve 'balon' balığı tehlikesine yönelik bilgilendirme toplantısı gerçekleştirildi. DENİZLERİN EN İSTİLACI BALIĞI Uzm. Dr. Selin Gamze Sümen, aslan balığının gezegendeki en agresif istilacı türlerden biri olduğunu belirtti. Zehirli yüzgeçleri dikkatle temizlendikten sonra yenilen aslan balığı etinin oldukça lezzetli olduğunu kaydeden Dr. Sümen, "Bu yüzgeç ışınları zehirlidir. Dikensi yüzgeçlerin batması sonucu zehirlenme tablosu ortaya çıkabilir. Çoğu kazayı onları yakalayan balıkçılar, dalgıçlar ve dikkatsiz yüzücüler yaşamaktadır. Yüzgeç ışınının deriye batması ile aşırı ağrı, deride kızarıklık ve şişlik, baş dönmesi, baş ağrısı, mide bulantısı, kusma, ateş, nefes darlığı, uyuşma, diyare ve terleme gibi yakınmalar olur. Alerjiye yatkınlığı olan bireylerde şok tablosu gelişebilir" diye konuştu. Uranoscopus scaber (Kurbağ balığı/ Balon balığı) KÜRESEL ISINMA İLE ÇOĞALIYORLAR Dr. Selin Gaye Sümen diğer zehirli bir tür olan balon balığını tüketmenin ölümlerde neden olabileceğini kaydetti. Dr. Sümen, aslan ve balon balık türlerinin neden Türkiye sahillerine kadar geldiğinin sebebini şöyle açıkladı: "1869 yılında Akdeniz ile Kızıldeniz'i birbirine bağlayan Süveyş Kanalı'nın açılmasıyla birçok Kızıldeniz türü Akdeniz'e giriş fırsatı buldu. Daha önceleri dağılımları bu kadar geniş olmayan birçok yabancı tür küresel ısınmayla birlikte artan deniz suyu sıcaklıkları, değişen çevre koşulları ve yerli türlerin rekabet gücünün zayıflamasıyla Akdeniz'de hızla yayılma imkanı buldu." Pterois volitans (Aslan Balığı) Sosyal medya'da çokça yayınlanan ve ''balon'' balığının çene gücünü gösteren video'da oldukça ilgi çekici. Metal içecek kutusunu parçalayabilecek güçte bir ağız yapısına sahip oldukları gözleniyor. Dikkat etmekte fayda var. Video ektedir; KAYNAK: DHA
  8. Maya ve Maya Endüstrisi

    @m-sc-10 @Biyoloji Günlüğü Teşekkürler demek ki neymiş bilmediğimiz konularda yazmıyormuşuz Elimdeki ders notlarından toparlama bilgilerdi. Yanlışlık olması çok doğal.
  9. Maya ve Maya Endüstrisi

    Önsöz: Biyoteknoloji çalışmalarında önemli bir yeri olan mayalar biz biyologlar içinde büyük bir araştırma ve çalışma konusu teşkil etmektedirler. MAYA Mayalar; tek hücreli, vejetatif çoğalmalarını tomurcuklanma ve ikiye bölünme şeklinde gerçekleştiren ökaryotik canlılardır. Dıştan içe hücre zarı, sitoplazma, organeller ve çekirdekten meydana gelen mayaların hücre duvarı çoğunlukla ''glukan-mannan'' dan oluşmaktadır. Eşeyli çoğalan türleri'de bulunur ve genelde karyogami ve plazmogami'yi tercih ederler. Mayalar yeterli su bulunmayan koşullar altında 13 yıl kadar yaşayabilmektedirler. Mayaların başlıca karbon kaynağını karbohidratlar oluşturmaktadır. Ancak mayalar pentoz şekerlerini fermente edemezler sadece özümleyebilirler. Heksoz şekerlerini ( Glikoz-Fruktoz-Mannoz) hem fermente edebilirler hem de özümleyebilirler. Bazı mayalar ise karbon kaynağı olarak bazı alkollerden ve hidrokarbonlardan yararlanabilirler. Aynı zamanda mayaların bir çoğu beslenmek için hem organik hem de anorganik azot kaynaklarını değerlendirebilirler (aminoasit, amid, amonyak, peptid). Ayrıca ''Amonyum Sülfat'' ve ''Fosfat tuzları'' tüm mayalar için çok iyi birer azot kaynağıdır. ''Fosfor, Potasyum, Magnezyum, Kükürt ve Kalsiyum'' mayalar için makro elementlere, iki değerlikli elementlerden ''Bakır, Çinko, Kobalt'' iz elementlere teşkil eder. Ayrıca Potasyum mayaların karbohidrat metabolizmalarında önemli bir yere sahiptir. Mayalar en iyi 25-30 derece'de en iyi şekilde gelişim gösterirler aynı zamanda güneş ışınlarına 10 sn maruz kalmaları bir maya katliamına sebebiyet verir. Saccharomyces cerevisiae MAYA ENDÜSTRİSİ Maya endüstrisinin hizmet ettiği alanların başında gıda ve içki sektörü gelmektedir. Başlıca üretilen gıdaları ve üretici organizmaları sıralarsak; Ekmek Mayası: Saccharomyces cerevisiae optimum 28-30 derecede yaşar ve fermentasyon çıktıları CO2 ve etil alkoldür. İspirto Mayası : Saccharomyces cerevisiae optimum 25-28 derecede yaşar. Şarap Mayası: Optimum 20 derecede yaşarlar. Şarap mayaları ''glikoz, fruktoz, sakkaroz, maltoz ve rafinoz fermente edebilirler. Aynı zamanda mayalar çok iyi birer protein kaynağı olup, protein miktarları soyaya eştir. Maya özütü'de bu endüstrinin en iyi gelir kapılarından biridir. Maya özütü gıdalarda MSG (monosodyum glutamat) yerine tat ve kıvam verici olarak kullanılır. Maya özütü eldesi ise mayalara labarotuvar koşulları altında otoliz işleminin gerçekleştirilmesi ile elde edilir. Maya özütü eldesin yan ürün olarak glukan, mannan, kitin ve protein oluşur. Mayalardan elde edilen bir diğer ticari öneme sahip ürün ise ''İnvertaz'' enzimidir. Bu enzim mayaların hücre zarı ve hücre duvarı arasında periplazmik boşlukta ihtiva eder. Yine kullanım alanı gıda'da şekerlemecilik ve pasta üretimi içindir. Yine mayalardan elde edilen ''Astaxanthin'' pigmenti boyar madde olarak kimya sektöründe kullanılır. Mayanın en önemli kullanım alanlarından bir diğeri ise ''Ergesterol, İnsülin, İnterferon, Hepatit-B aşısı'' gibi üretimlerin yapıldığı medikal alanlardır. ALT FERMANTASYON : Mayalanma sıcaklığı 8-12 derece civarıdır. Bu yöntemde fermantasyon sona erdikten sonra maya dibe çöker. Mayalanma süresi bu yöntemde uzun ve yavaştır (8-10 gün). Bu yöntem Almanya'da bira sanayisinde kullanılır. ÜST FERMANTASYON: Mayalanma sıcaklığı 18-20 derece, işlem sonunda maya üstte toplanır. Biranın oluşumu 3-6 günde tamamlanır. Bu biranın diğer yöntemle elde edilene göre daha acı ve koyu bir tadı olduğu bildirilmiş. Yoğunlukla İngiltere ve Kuzey Almanya'da bira sanayilerinde kullanılır.
  10. Histonlar

    HİSTON PROTEİNLERİ Histonlar, ökaryotik hücrelerin kromatin yapılarında yer almaktadır. Prokaryotlarda histonlara rastlanmaz. Histonların moleküler ağırlığı 11.000 ve 21.000 dalton arasında değişmektedir. Histonlar bazik amino asitler olan arjinin ve lizin bakımından oldukça zengin proteinlerdir. Lizin ve arjinin amino asitleri fizyolojik pH olan 7 civarında protonlanır ve artı (+) yük kazanır. Histon proteini üzerindeki bu + yükler, çift sarmallı DNA üzerinde bulunan negatif yüklerle birleşir ve elektrostatik bir çekim meydana gelir ve DNA-histon kompleksi oluşur. Histon proteinin bölümleri Kompozisyon ve molekül ağırlığı bakımında 5 çeşit histon proteini mevcuttur. Histon H1 %29 oranında lizin ihtiva etmekte ve bu yüzden lizince-zengin histon olarak kabul edilmektedir. H2A ve H2B histonlarına, lizince ve arjinince zengin histonlar adı verilmektedir. Fakat bu tip histonlarda lizin miktarı arjinin miktarından daha fazladır. H3 ve H4 histonları da bol miktarda lizin ve arjinin ihtiva etmektedirler. Fakat bu histonlarda arjinince ( %3-3,5 lizine göre daha fazla) daha zengindir. Ökaryotik canlılarda H3 ve H4 histonları amino asit dizilimi olarak birbirlerine oldukça yakındırlar. Diğerleri ise H1, H2A ve H3B birbirlerine daha az benzerler. Histonlardan her biri farklı yapı göstermektedir. Çünkü onların yapısında bulunan amino asitlerin yan zincirleri yani R grupları enzimatik olarak metile, fosforile ve asetile edilerek modifikasyona uğratılmıştır. Emil SMITH ve De LANGE H4 histonun farklı canlılarda benzer amino asit dizisine sahip olduğunu dana timusu ve çimlenmiş bezelyeden izole edilen histonların karşılaştırılması ile göstermişlerdir. H3 ve H4 histonlarının amino asit dizisinde %1 oranında değişiklik gerektiren periyoda evrimsel ünit periyodu adı verilmektedir. H3 histonunun yapısındaki amino asit dizisinin %1 oranında değişmesi için gerekli zaman 300 milyon yıl, H4 histonunun amino asit dizisinde %1 oranındaki bir değişiklik için ise 600 milyon yıl gerektiği hesaplanmıştır. Bu bilgilerin ışığında H3 ve H4 histonlarının uzun yıllar değişmeden sabit kalması, bu iki histonun ökaryotların ilk evrimselleşmesi döneminde de çok önemli rol oynadığını kuvvetle desteklemektedir. NÜKLEOZOMLAR KROMATİN FİBRİLİ BOYUNCA TEKRAR EDEN ÜNİTELERDİR; Roger KORNBER, 1974 yıllarında, 200 baz çiftinden meydana gelmiş olan kromatinin çift sarmallı bir DNA ile H2A, H2B,H3 ve H4 histonlarının ikişer monomerinin bir araya gelmesi ile oluşan oktomer bir yapının tekrarından ibaret olduğunu önermiştir. Bugün kromatin boyunca tekrar eden bu ünitelere nükleozom adı verilmektedir. Bu oktomerin çapı yaklaşık 100-110 Armstrong 'dur. İki nükleozom arasında H1 histonuna bağlı, organizma türüne ve hücre tipine göre değişen 20-120 nükleotit çiftinden oluşan çift sarmallı düz bir DNA zinciri bulunmaktadır. Örneğinin insan kromatininde iki nükleozom arasında H1 histonu ve 50 nükleotit çiftinden oluşan çift sarmallı düz bir DNA zinciri bulunmaktadır. İki nükleozom arasındaki düz DNA zinciri, kromatinin kolaylıkla eğilip bükülmesini sağlamaktadır. Kromatin lifleri boyunca boncuk tanesi gibi dizilen nükleozom tanecikler, ökaryotik hücrelerde DNA zincirinin boyunun kısalmasını ve iyi bir şekilde paketlenmesini sağlamaktadır. Şüphesiz bu olayda non-histon proteinlerde rol oynamaktadır. Nükleozom Yapısı
  11. Vücudumuzdaki en yaşlı hücre hangi organa aittir?

    Tebrikler güzel bir yazı olmuş. ,
  12. Önsöz; Günümüzün en büyük sorunlarından adaptif immün yetmezlik ve vücudumuzun bu durumdan ötürü çeşitli hastalıklara yakalanması. Bu hastalıklardan biride çağımızın vebası ‘’kanser’’, kanser için belki de bugüne kadar en heyecan verici gelişme kaydedildi. CAR-T hücre tedavisi adını alan ve CRISPR teknolojisi ile geliştirilen bu yöntem bizim savaşçı hücrelerimizi kanserli dokuya hedefliyor. Tedavinin ana dinamiklerine değinerek genel bilgi sahibi olması açısından önemli bir yazı olacağı kanaatindeyim. İyi okumalar… CAR-T Hücre Terapisi Günümüzün hatta birkaç asırdır insanlığın üzerine kara bir leke olarak çökmüş hastalıkların başında gelen kanser hastalığı için umut vadeden bir yöntem keşfedildi. Biliyoruz ki hali hazırda kullanılan Kemoterapi, radyoterapi gibi yöntemler hastada geri dönüşü çok zor olan hasarlar bırakıyor ve yaşam kalitesini tedavi süresince düşürüyorlardır. Bunun yanında bilim insanları son yıllarda nano elemanları kullanarak hedef tedaviler geliştirip nokta atışları yapmaya çalışmışmaktadırlar. İşte bu yöntemlerden en yenisi ve en heyecan vericisi olan Car T hücre tedavisinden bahsedeceğiz. Yakın zamana kadar, CAR T-hücresi tedavisinin kullanımı, ileri kan kanseri olan hastalardaki küçük klinik araştırmalarla sınırlıydı. Ancak bu tedaviler hem araştırmacıların hem de toplumun dikkatini çekti; çünkü diğer tüm tedavilerin durdurulduğu bazı hastalarda (hem çocuklarda hem de yetişkinlerde) ortaya çıkan olağanüstü olumlu sonuçlar nedeniyle. Car-T hücre tedavisinin dünyada önde gelen klinik uygulamalarını yapan New York’taki Memorial Sloan Kettering Kanser Merkezi’den Renier J. Brentjens, M.D., Ph.D.’ı Car-T tedavisi için “hastalara canlı bir ilaç vermekle ” eşdeğerdir dedi. Adından da anlaşılacağı üzere CAR T-hücresi terapisinin omurgası, bağışıklık tepkisinin düzenlenmesindeki kritik rolü ve patojenler tarafından enfekte olmuş hücrelerin öldürülmesi nedeniyle genellikle bağışıklık sisteminin ataşeleri olarak adlandırılan T hücreleridir. Terapi, hastalardan kan çekilmesi ve T hücrelerinin ayrılmasını (İzole edilmesi) gerektirir. Ardından, devredışı bırakılmış bir virüs kullanarak T hücreleri, kimerik antijen reseptörleri veya CAR’lar olarak adlandırılan yüzeylerinde reseptörler üretmek üzere genetik olarak tasarlanır. Son adım CAR T hücrelerinin hastaya verilmesidir (“lenfoterapi” öncesi kemoterapi rejimi öncedir). Her şey planlandığı gibi giderse genetiği değiştirilmiş hücreler, hastanın vücudunda daha da çoğalır ve modifiye edilmiş reseptörlerin rehberliğinde, antijenleri yüzeylerinde barındıran kanser hücrelerini tanıyıp öldürürler. Şekil 1: Car-T Hücre Terapisinin Çalışma Prensibi Zamanla, CAR T hücrelerinin hücre içi değişiklikteki ilerlemeleri, modifiye edilmiş T hücrelerinin hastaya infüzyon sonrasında daha fazla T hücresi üretme (genişleme) ve dolaşımda daha uzun süre hayatta kalma (ısrarlılık) yeteneğini geliştirmiştir. CAR T hücrelerinin bir seri üretilmesinin ne kadar sürdüğü konusunda da gelişmeler oldu. Başlangıçta birkaç hafta sürmesine rağmen, birçok laboratuvar şimdi bu zamanı 7 günden daha kısa bir süreye çekti. Nükseden ’’TÜM’’, çocukluk kanserinin önde gelen ölüm nedenidir. Dr. Grupp, tekrarlayan veya mevcut tedavilere cevap vermeyen TÜM’ lü çocuklarda ve genç yetişkinlerde CAR T hücrelerinin çeşitli denemelerine yol açmıştır. CD19 hedefli CAR T hücrelerini kullanılan daha önceki denemelerden birinde, çalışmada tedavi edilen 30 hastanın 27’sinde tüm kanser bulguları kayboldu (tam bir yanıt verdi) ve bu hastaların birçoğu tedaviden sonra tekrarlama belirtileri göstermiyor . Neticede CAR T hücre tedavisindeki hızlı gelişmeler ve büyüme potansiyeli ilk inananların bile beklentilerini aştı. Şekil 2: Car-T tedavisi Son olarak değinmek isterim ki her tedavi yöntemi gibi Car-T tedavisinin de yan etkileri bulunmaktadır. Örneğin yeni oluşturulan ve vücutta kendi özgül yaşam alanını şekillendiren Car-T hücreleri spesifik dokularda özellikle kanser dokuya karşı immün atak gerçekleştirir ve dokuda oluşabilecek diğer inflamasyonlara karşı bazen tepkisiz kalabiliyor. Zira vücudun kendi lenfositleri o bölgeye hücum ettiği zaman Car-T hücreleri yeni gelen lenfositlere saldırabilmekte ve dokuda ciddi hasarlara sebep olabilmekte. Tabi bu konu artık çözümlenmiş gibi duruyor ancak böyle bir ihtimalde var. Ayrıca üretici firma olan Novartis Car-T tedavisi için yarım milyon dolarlık bir rakam çıkartıyor. Şuan için en iyi yöntem olmasının dışında en pahalısıda diyebiliriz. ( Genetik testlerde cabası)
  13. Uyuşturucu

    Çok teşekkürler..
  14. Uyuşturucu

    @Muzeyyen Aslına bakarsanız yazıları burada yazmaya çalıştım ancak teknik problemlerden dolayı sayfa kendiliğinden yenileniyor veya kapanıyor. Word üzerinden yazıp buraya kopyalıyorum bundan sonra daha dikkatli olurum bu konuda. Uyarınız için teşekkürler.
  15. Uyuşturucu

    Önsöz Uyuşturucu her geçen yıl daha fazla ölüme ve ekonomik kayıp’ a sebep oluyor. Maalesef tedavi ve eğitimler bu sonsuz kötülüğün önünü kesmiyor. Bu etkileri ile ilginç bulduğum kötülüklerin babası 3 uyuşturucu türünü işleyeceğim. UYUŞTURUCU VE DÜNYA Kısa başlıklar şeklinde uyuşturucunun dünyadaki yerine değinelim; • 40.556.956.144 $ Bu yıl uyuşturucuya harcanan para miktarı. • Her 6 uyuşturucu bağımlısından sadece 1’i tedavi oluyor. • Rapora göre, yetişkin nüfusun yaklaşık yüzde 5’i, bir başka deyişle 15-64 yaşları arasında yaklaşık 250 milyon kişinin 2014 yılında en az bir uyuşturucu madde kullandığı bilinmektedir. • En yaygın olarak kullanılan uyuşturucu esrardır. Esrar bağımlılığı 2017 verilerine göre dünya üzerinde 183 milyona ulaştı. • Erkekler kokain, kadınlar sakinleştirici kullanıyor. • Uyuşturucu sebebiyle dünyada her yıl 200 bin kişi hayatını kaybetmektedir. UYUŞTURUCU ÇEŞİTLERİ Bu yazıyı düzenlerken ben etki derecelerine göre ilgimi çeken 3 uyuşturucu türünü konu aldım bunlar ; Extasy, Metamfetamin ve LSD EXTASY • Kolay bulunabilmesi ve yarattığı bir çok farklı etki ile en çok tercih edilen uyuşturucular sırasında 4. olarak yer almaktadır. • Extacy sentetik bir uyuşturucudur. Sentetik denmesinin sebebi; Extacy aslında ilk olarak 1912 yılında ‘çeçe sineği’ ve buna benzer böcekler soktuğunda, hastaları uyku ve halsizlik durumundan kurtarmak amacıyla üretilmiştir. Uzun yıllar sağlık sektöründe kullanılmış ancak daha sonra bağımlılık etkisi keşfedildiğinde ise ilaç sınıfından uyuşturucu sınıfına alınmıştır. Satışı ve imalatı yasaklanmıştır. • 20’nin üzerinde farklı çeşidi bulunmaktadır. Şekil 1: Extasy (İsrail Yıldızı Tipi) • Vücuda alındığı ilk 20 dk içerisinde etkisini göstermeye başlar. 60. dakikada ise extacy etkilerini zirveye taşır. Bu etkiler 4-6 saat sürmektedir. • Beden ısısını normalin üzerine çıkarır. (42°C) • Kan basıncı ve nabız yükselir. • Başlangıcında kullanan kişi kendini umarsız, mutlu ve beden gücü olarak normalden daha güçlü hisseder. • Kullanan kişi kendisini her zamankinden daha cesaretli hisseder. • Sinir sistemini baskılaması sonucunda vücudun aşırı terlemesine ve sıvı kaybının hissedilmemesine yol açmakta. • Doğrudan beyin hücrelerini baskıladığı için, kullanan kişileri psikolojik olarak bağımlı hale getirmektedir. Şekil 2: Extasy'nin Moleküler Yapısı • Extacy çeşitleri içerisinde biri var ki tüm dikkatleri üzerine topluyor. Extacy’ye mutluluk hapı denmesinin sebebi İsrailli bir kimyager tarafından sentezlenen ‘’İsrail Yıldızı’’ türündeki uyuşturucudur. • Uyuşturucuların genel hedefi organizmanın sinir sistemi ve hormonal dengesidir. İsrail yıldızının hedefi ise direkt ‘’seratonin’’ adı verilen ve beyinden salgılanan bir tür nörotransmitter maddedir. (Aslında genel extasy etkisi sayılabilir) • Normal şartlar altında hiçbir etken olmadan vücudumuzdan belli bir miktar seratonin hormonu salgılanmaktadır. Serotonin (5-HT ya da 5-hidroksitriptamin), insanda mutluluk, canlılık ve zindelik hissi veren bir nörotransmitterlerdir. Eksikliğinde depresif, yorgun, sıkılgan bir ruh hali görülür. Çikolata yediğimizde veya bizi mutlu edecek bir olayla karşılaştığımızda serotonin miktarı artar. Üzüldüğümüzde veya patolojik durumlarda azalabilir. İsrail yıldızının yaptığı etki ise şöyle; vücudunuzun depo ettiği ve uygun zamanda salgılamayı beklediği serotonin molekülünün tamamının vücuda verilmesini sağlamaktadır. Bu kişi aşırı bir mutluluk patlaması yaşatmaktadır. Enerjik, cesaretli ve çok hareketli olmalarını sağlar. Ancak maddenin etkisi geçtiğinde kişi tükenmişlik haline giriyor. Enerji ve mutluluktan eser kalmıyor. Ve ilk kullanımdan sonra birey bir daha eskisi gibi asla olamıyor. Çünkü mutlu olmak için artık Extacye ihtiyacı olduğunu düşünmeye başlıyor. Şekil 3: Extasy'nin Çeşitli Formları METAMFETAMİN • Metamfetamin (kristal meth), yapısal olarak amfetamine benzeyen, halüsinasyona neden olan uyarıcı nitelikli sentetik bir maddedir. • Metamfetamin, yani sık kullanılan adıyla “meth” efedrin molekülü hidrojenize edilerek kolay (basit) bir şekilde elde edildiğinden hemen hemen her yerde üretilebilmektedir. • Metamfetamin, halüsinasyona sebep olan, uyarıcı, sentetik nitelikli bir kristaldir ve tüketildiği andan itibaren psikolojik duruma bağlı olarak 6 ila 24 saat arasında etkili olmaktadır. • İlk kullanıldığı anda yüksek enerji, güç ve iyi bir his veren ölümcül madde devamında yoksunluk ve ölümle sonuçlanır. • Diğer uyuşturuculardan kokain ve amfetaminle kıyaslayacak olursak bu maddelere göre üç kat daha etkili bir maddedir. • Kullanımdan bir kaç gün sonra gözle görülür bir şekilde fizyolojik değişim, bir diğer deyişle fizyolojik çöküş kendini göstermektedir. Klinik araştırmalar sonucu ; • Anhedoni (zevk yoksunluğu) meydana gelmektedir. • Kullanımın devam etmesi halinde beynin hücresel değişimi sonucu küçüldüğü gözlemlenmiştir. • Beynin sözel öğrenme kısmında da ciddi gerileme meydana geldiği gözlemlenmiştir. • Metamfetamin kullanan birinin bırakması dahilinde beynin nispeten kendini yenilediği fakat hiçbir zaman eski haline dönemediği görülmüştür. Şekil 4:(Metamfetamin Kullanımında Fizyolojik Çöküş) Metamfetamin alındıktan sonra etkileri; • Vücuda alındığından itibaren etkisi ortalama 12 – 13 saat sürer. • Normal bir insan vücudunun genelde salgılayabildiği dopamin miktarının yaklaşık 6 kat fazlasını hızlıca pompalar. • Ardından kalp atışları hızlanır ve insanların kendilerini hiç hissetmedikleri kadar güçlü, enerjik, deli cesareti denebilecek derecede cesaretli ve güzel hissetmelerine yol açar buda kişilere satmaya çalışanlar tarafından metamfetamin faydaları olarak söylenir ve kişiler cezbedilmeye çalışır. LSD • MAGIC MUSHROOOM (PSİLOSİBİN) • Lysegic Acid Diethylamide’in kısa yazılışıdır. Çavdar küfünde bulunan lysergic asitten üretilen, yarı sentetik ve çok kuvvetli bir uyuşturucudur. • Halüsinojenler sınıfına girmektedir. • Kokoinden 100 kat daha güçlüdür. • En önemli ve tehlikeli özelliği tatsız-kokusuz ve renksiz olmasıdır. • Yarım saat içerisinde etkisini gösterir ve birey 6-36 saat etkiden kurtulamaz. • Yüksek halüsinasyonlar gören bireyler kendilerinin uçabileceğine inanmakta ve normal zamanlarından daha mutsuz bir ruh haline sahiptirler. Dil peltekleşir ve tükürük sıvısı çokça salgılanır. • Daha sonra bireylerde şiddetli baş dönmesi, göz kararması, kusma baş gösterir. Kısmi hafıza kaybı gözlenir. • Bir bardağı 1 milyonluk bir şehri etkisi altına alabilecek oldukça güçlü bir uyuşturucudur. KISACA LSD’NİN KULLANIM ESNASINDAKİ ETKİLERİNİ ÖZETLERSEK; • Algılanan uyaranlar daha şiddetli hissedilir. ( rengin daha parlak algılanması gibi) • Uyaranın kaynağını tespit etmek zorlaşır. (Vücuda dokunan el kendisinin mi yoksa bir başkasının mı ? ) • Geçmiş ve şimdiki zaman birbirine karışır. • Kas koordinasyonu yavaşlar, ağrı algısında azalma olur. Mantıklı düşünme bozulur örneğin uçma girişimleri. • Şiddetli halüsinasyonlara neden olur. • Duygu durumu sık sık değişir, huzursuzluk ve tahammülsüzlük ortaya çıkar. • Bastırılmış anılar yeniden yaşanıyormuş gibi gerçekleşir. • Duyumlar birbirine karışır. ( örn; müzik görülür, renk duyulur ya da hissedilir ) Not: Bu gibi maddeleri kullanan insanların üzerinde yapılan araştırma sonucunda hepsinde ortak olan bir başlama yolu gözlenmiş. Beynin kendini kandırma mekanizmasını devreye geçiren bir harf topluluğu ; ‘’ Bir kez denemekten zarar gelmez’’ Sanılanın aksine neredeyse tüm uyuşturucular daha ilk denemeden itibaren bağımlılık yapar ve fizyolojik, morfolojik, ruhsal ve psikolojik değişikliklere sebep olarak giderek artan dozlarda kullanmanıza sebebiyet veren bir buhran hali oluşur. Nihai sonucu ise kesinlikle ‘’ÖLÜM’’ dür. Kaynakça; MUTLU ÇELİK’İN UYUŞTURUCULAR KİTABINDAN YARARLANILMIŞTIR. GÖRSELLER ANONİMDİR.

Hakkımızda

Biyoloji Günlüğü ülkemizdeki biyoloji öğrencileri, mezunları ve çalışanları adına kar gütmeyen bir proje olarak 6 senedir faaliyetlerine yılmadan devam etmeye çalışan masum bir projedir. Lütfen art niyetinizi forumdan uzak tutunuz.

Bize iletişim formu aracılığıyla ulaşabilirsiniz.
Dilerseniz biyolojigunlugu@gmail.com veya admin@biyolojigunlugu.com adresine mail de gönderebilirsiniz.

Bizimle arşivinizi paylaşmak isterseniz wetransfer.com üzerinden biyolojigunlugu.com adresine dosya transferi olarak iletmeniz yeterlidir, sizin adınıza paylaşılacaktır.

×

Önemli Bilgilendirme

Kullanım Şartları, Gizlilik Politikası, Forum Kuralları sayfalarına göz atınız.