Jump to content

m-sc-10

Editör Adayı
  • İçerik sayısı

    106
  • Katılım

  • Son ziyaret

  • Puan

    2,405 [ Bağış Yap ]

Topluluk Puanı

15 İyi

Güncel Profil Ziyaretleri

330 profil görüntüleme
  1. Kromojenik agarda MRSA

    Kromojenik agara çizgi ekim yöntemiyle ekilmiş MRSA (Metisilin Dirençli Staphylococcus aureus) Yeşil renk vermesiyle, MRSA olduğunu anlayabiliyoruz. Bu besiyerleri, substrata özgü renk verdiği için, zamandan ve maliyetten tasarruf edebilmemizi sağlar.
  2. Birey olarak evriminiz ne durumda biliyor musunuz?

    Tamamlayamamışım henüz
  3. Candida albicans

    Mikroskopta görünümü Staphylococcus aureus'a benzerdir. Fakat Candida albicans, daha iri tanelidir.
  4. 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı

    Darwin ve Evrim Teorisi hakkındaki yanlış inanış (maymundan gelme safsatası vs) tamamen bir takım sabit, konuyla aslında uzaktan yakından ilgisi ve bilgisi olmayan, bu konuda tartışmak üzerine vazife olmayan kişiler tarafından topluma zamanla aşılandı. Gerek TV programları, gerek sosyal medya vs insanların kolayca ulaşabildiği platformlarda bu konular kimsenin de uzmanlığına danışılmadan kötülendi, ayıplandı, hatta daha da ileriye götürülerek hadleri olmadan, Evrim'i savunanlar "din düşmanı" bile ilan edildi ve bunlar günümüzde de yapılıyor. Bunu yapanlar, aslında konu hakkında zerre bilgisi olmayan, belli bir hedefi olan, bilime düşman, insanların sorgulamasını asla istemeyenler ve bu amaçla yapılıyor. Bu konu aslında bir dine inanmak gibi değil, insanlarda bu algı da var. Evrim Teorisi'ni mantığa uygun bulan dinden çıkıyormuş gibi bir algı oluştu. Bir bilim dalına inanmak neden buna sebep olsun ki? Ve bu sebepledir ki insanlar, daha kuramın ismini duyunca hayır demeye, ondan kaçmaya, şiddetle reddetmeye başladı. Yani olması istenen buydu. Demek istediğim bu aşamaya maalesef zamanla, aşama aşama ve emin adımlarla gelindi. Bana göre bize düşen bunları aslında reddetmekle uğraşmadan kendi işimize bakmak. Evet sadece bu yetmez @MehmetEmin dediği gibi zihniyetin de uzaklaşması gerekiyor ama, peki biz Biyologlar olarak ne yapıyoruz? Şapkayı önümüze koyalım. Biyologlara ait onca dernek, platform vs var. Bunca kadrosuzlukta, bunca iftirada hangisinden "Sesimizi çıkarmalıyız arkadaşlar" tepkisi geldi? Hanisi tek ses çıkarma önerisinde bulundu? HİÇBİRİ... Hatta ben geçtiğimiz günlerde, bu konuyla alakalı Dayanışma Platformu'na sitem dolu bir mail attım. Cevap yok arkadaşlar... Lafı çok uzattım, kısacası bize hem yanlışları düzeltme ve olan bilgilere yenilerini ekleme konusunda çok iş düşüyor. Bunu da Atatürk Türkiye'si ile yani bilime, sanata, üretime inanarak ve bunları destekleyerek ulaşabiliriz.
  5. Etilenoksit (C2H4O): Yüksek reaksiyon gücü olan bir gazdır. Zehirli, mukozaları yüksek derecede tahrip edebilen yanıcı bir maddedir. 20-60 derece arasında uygulanabilir. Alkoller: Dezenfeksiyon için kullanılan alkoller propanol (%60), etanol (%80) ve izopropanoldür (%70). Bakteri ve mantarlara ciddi bir etkisi olmasına rağmen, virüslere az bir etki göstermektedir. Bakteri sporlarını öldürmez. Esas kullanım alanlar cerrahi ve hijyenik el-deri dezenfeksiyonudur (antiseptikler). Çünkü; çok hızlı etki ederler ve deriye iyi nüfuz ederler. Ayrıca, proteinleri denatüre ederler. Aldehitler: En önemlisi olan formaldehit (HCHO), özel aletlerin sterilizasyonunu sağlamak için kullanılır. Fakat çoğu zaman dezenfektan olarak kullanılır. Bu gaz suda çözünebilir ve sudaki %35’lik çözeltisi formalin adını alır. Formaldehit mukozaları tahrip eder ve deriye bir teması olursa alerjik iltihap ve egzamaya sebebiyet verir. Geniş bir etki spektrumu vardır. Bu nedenle bakteri, mantar ve virüslere karşı etkilidir. Hatta yüksek konsantrasyonlu kullanımı sporları da öldürmektedir. %0,5-5'lik çözeltiler, yüzey ve eşya dezenfeksiyonunda kullanılır. Etki mekanizması, protein denatürasyonu prensibine dayanır. Dezenfeksiyon için kullanılan diğer aldehit çeşidi ise gluteraldehittir. Halojenler: Dezenfeksiyon amaçlı olarak klor, iyot ve bu maddelerin türevleri kullanılmaktadır. Bunlar, sporlar da dahil olmak üzere tüm mikroorganizmalar üzerinde öldürücü etkiye sahiptir. Klor hem serbest amino gruplarına bağlanıp protein denatürasyonu yapar, hem de sulu çözeltilerdeki HOCl güçlü oksidan etkisi sağlar. İçme sularını ve havuzları dezenfekte etmek için kullanılmaktadır. İyotun özellikleri ise klora benzerdir. En önemlileri deri ve hafif yaralanmalarda dezenfektan olarak kullanılan iyot tentürüdür (tentürdiyot). Oksidan Maddeler: Potasyumpermanganat (KMnO4), ozon (O3), asetik asit (CH3COOH) ve hidrojenperoksit (H2O2) bu gruptadır. Etkilerini, oksijenin ayrılmasıyla gösterirler. Çoğu, yara, mukoza ve derinin dezenfeksiyonunda antiseptik olarak kullanılmaktadır. Ozondan ise içme suyunu dezenfekte etmek için faydalanılır. Yüzey Aktif Maddeler: Katyonik, aniyonik, amfoter ve iyonik olmayan deterjanlar bu grubun içinde sayılabilir.
  6. Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezlerine göre, Amerika Birleşik Devletleri'ndeki 27 milyondan fazla kişi tip 2 diyabetle yaşıyor. Nüfus yaşlandıkça ve insanların giderek artan bir yüzdesi aşırı kilolu veya obez olduğunda, bu sayının artması bekleniyor. 10 Mayıs 2018'de yayınlanan Cell dergisinde yayınlanan bir makalede, Salk Enstitüsünden araştırmacılar, beta hücrelerini (hormon insülini üreten, depolayan ve serbest bırakan pankreastaki hücreler) koruyarak diyabetin tedavisi için potansiyel yeni bir yaklaşım rapor etti. Beta hücreleri işlevsiz hale geldiğinde, vücut kan şekerini (glikoz) kontrol etmek için insülin yapamaz ve glikoz seviyeleri tehlikeli (hatta ölümcül) seviyelere çıkabilir. Araştırmacılar beklenmedik bir kaynak kullanarak hedeflerini başardılar: D vitamini. Hücrelerdeki ve fare modellerindeki D vitamini, hasarlı beta hücrelerinin tedavisinde yararlı oldu. Ayrıca kanser de dâhil olmak üzere diğer hastalıklara yönelik tedavilere uygulanabilecek gen regülasyonu hakkında yeni bilgiler sağladı. Howard Hughes Tıp Enstitüsü araştırmacısı ve Salk'ın Moleküler ve Gelişim Biyolojisindeki Dimes Kürsüsü Başkanı olan kıdemli yazar Ronald Evans “Biz diyabetin inflamasyonun (iltihap) neden olduğu bir hastalık olduğunu biliyoruz” şeklinde açıklıyor. Embriyonik kök hücrelerden oluşturulan beta hücrelerinin kullanılmasıyla araştırmacılar, beta hücrelerinin hayatta kalmasını iyileştirmek için D vitamini ile kombine edildiğinde, vitamin D reseptörünün aktivasyonunu güçlendiren bir iBRD9 bileşiğini tanımlayabilmiştir. Salk'ın Gen Ekspresyon Laboratuvarı'nda araştırma görevlisi ve çalışmanın ilk yazarı Zong Wei, "Bu çalışma, beta hücrelerinde D vitamininin rolüne bakarak başladı. Hastalardaki epidemiyolojik çalışmalar, kandaki yüksek D vitamini konsantrasyonları ile daha düşük diyabet riski arasında bir ilişki olduğunu düşündürmektedir, ancak altta yatan mekanizma iyi anlaşılmamıştır. Beta hücrelerini yalnızca vitaminle korumak zor olmuştur. Şimdi bazı fikirlerimiz var.” şeklinde konuştu. Salk kıdemli bilim adamı ve eş-yazar yazarı Michael Downes, "D vitamini reseptörünün aktive edilmesi, hücrelerin stresli koşullar altında hayatta kalmasına yardımcı olmak için genlerin antiinflamatuar fonksiyonunu tetikleyebilir." diyor. Araştırmacılar, yeni bileşiğin farelerde herhangi bir yan etkiye neden olmadığı gözükse de, klinik denemeler başlanmadan önce daha fazla test yapılması gerektiğini söylüyorlar. Kaynak1, Kaynak2
  7. Kaliforniya’ daki Loma Linda Ünivesitesi tarafından yapılan yeni bir araştırmaya göre, yüksek miktarda kakao içeren bitter çikolata (en az %70) tüketimi, stres seviyelerinde, iltihap, ruh durumu, hafıza ve bağışıklık üzerinde olumlu etkilere sahiptir. Kakaoda bulunan flavonoidler, beyin ve kardiyovasküler sağlık için yararlı bilinen mekanizmalara sahip güçlü antioksidan ve anti-enflamatuar ajanlardır. Bu, insan deneklerde bilişsel, endokrin ve kardiyovasküler sağlığı nasıl destekleyebileceğini belirleyen ilk çalışmadır. Çalışmanın baş yazarı Lee Berk şunları söyledi: “Yıllar boyunca, bitter çikolatanın, şeker içeriği açısından nörolojik işlevler üzerindeki etkisine baktık (yani, daha fazla şekerle daha mutluyuz). Bu çalışmalar bize kakaonun yoğunluğu daha yüksek olduğunda biliş, hafıza, ruh hali, bağışıklık ve diğer faydalı etkilere olan etkiyi daha olumlu göstermektedir. ” Berk, çalışmaların özellikle bu etkilerin bağışıklık hücreleri ve beyin için daha büyük çalışma populasyonlarında önemini belirlemek için daha fazla araştırma gerektirdiğini söylüyor. Kaynak1, Kaynak2
  8. Güneşimiz, 93 milyon mil (yaklaşık 150 milyon kilometre) uzaktadır. Fakat etkileri, görünür yüzeyinin çok ötesine uzanır. Güneşte oluşan büyük fırtınalar, yüklü güneş partiküllerinden oluşan rüzgarları uzay boyunca gönderir. Eğer Dünyamız bu parçacık akım yolunun üzerindeyse, gezegenimizdeki manyetik alan ve atmosfer buna reaksiyon gösterir. Gelen bu parçacıklar atmosferimizdeki atom ve moleküllere çarpınca, bunları uyarır ve yanmalarına sebep olur. Peki bu uyarılma ne anlama geliyor? Atomlar merkezde bir çekirdek ve bir yörüngede çekirdeği çevreleyen elektron bulutlarından meydana gelir. Güneş'ten gelen yüklü parçacıklar, atmosferimizdeki atomlara çarptığında, elektronlar çekirdekten uzaklaşarak daha yüksek enerjili yörüngelere doğru hareket eder. Sonra bir elektron daha düşük enerjili bir yörüngeye doğru hareket ettiğinde, ışık ya da foton parçacıklarını serbest bırakır. (Bu olay fizikte müfredatında bulunan, yüksek enerjili elektron ışımasıdır: Bohr atom modeli ) Bu olayı günlük hayatımızdan örneklendirmek istersek; Neon lambaların çalışma prensibiyle aynıdır. Auraların çoğu yeşil renktedir, ancak bazen pembe bir iz görürsünüz ve güçlü olanlarda kırmızı, mor ve beyaz renkler de olabilir. Işıklar tipik olarak uzak kuzeyde (Kuzey Kutbu Okyanusunu sınırlayan ülkeler. Bunlar; Kanada ve Alaska, İskandinav ülkeleri, İzlanda, Grönland ve Rusya) görülür. Ancak, ışıkların güçlü görüntüleri Amerika Birleşik Devletleri'nde, daha güneydeki enlemlere uzanabilir. Ve tabiki, ışıkların Dünya'nın güney kutup bölgelerinde de bir karşılığı var. Aurora'daki renkler, insanlık tarihi boyunca bir gizem kaynağıydı. Ancak bilim, atmosferimizdeki farklı gazların uyarıldıklarında farklı renkler verdiğini söylüyor. Örneğin; oksijen, aurora'nın yeşil rengini verir. Azot ise mavi veya kırmızı renklere sebep olur. İnsanlar, Dünya atmosferindeki parlak doğal ışık gösterilerini görmek için binlerce kilometre yol kat ediyorlar. Kaynak Kuzey ışıklarının videolu anlatımı da gerçekten heyecan verici. Keyifli seyirler
  9. Bizim dışımızdaki tüm canlılar bir şekilde, birbirinin hayatlarını olumsuz etkilemeden yada belli bir ekolojik düzende yaşamayı başarıyorlar. İletişim sıkıntısı çeken bir tek biz varız galiba
  10. Gıdalarda En Zararlı 10 Katkı Maddesi

    Elimizden geldiğince güncel ve önemli konulara değinmeye çalışıyoruz. İlginiz için teşekkürler.
  11. Gıdalarda En Zararlı 10 Katkı Maddesi

    Güncel hayattan örnek vermek yerine, fabrikasyon ve ambalajlı her şey desek, en genel kapsama almış oluruz aslında Piyasadaki neredeyse her şeyde öyle yada böyle katkı maddesi var.
  12. PLOS ONE açık erişim dergisi, 2 Mayıs 2018'de İsveç Ziraat Bilimleri Üniversitesi'nden Velemir Ninkovic ve arkadaşları tarafından yayınlanan bir çalışmayı rapor etmektedir: Birbirine yakın büyüyen mısır fidanları, yakınlardaki bitkilerin büyümesini etkileyen yeraltı sinyalleri yayıyor. Bitkiler, hareketsiz yaşam tarzlarını telafi etmek için karmaşık, kimyasal iletişim sistemleri geliştirdiler. Yakın bitkilerin kökleri ile algılanan mesajların çoğu, köklerden salgılanan kimyasalların şeklini alırlar. Bu salgılar bitkilere, komşularının akrabaları mı yoksa yabancılar mı olduğunu söyler ve onların buna göre büyümesinde doğrudan yardım eder. Velemir Ninkovic şöyle diyor: “Çalışmamız, bitkiler arasındaki yer üstü mekanik temasa bağlı olarak meydana gelen değişikliklerin, gelecekteki rakiplerin tahmin edilmesinde ipucu olarak hareket eden yer etkileşimlerini etkileyebileceğini gösterdi." Kaynak
  13. Her türlü abur cubur, kola vb. boyalı gazlı içecekler, boyalı hazır meyveli yoğurt ve pudingler, hazır baharat ve köfte karışımları, her türlü cips, tüketilmeye hazır donmuş-donmamış bütün yiyecekler, yani bütün ambalajlı (hazır) gıda maddelerinde bulunan bu maddeler sağlığımızı olumsuz yönde etkilediği için, doğal beslenmek günümüzde oldukça önemli konuma gelmiştir. Gıda ambalajlarında bulunan “Hiçbir koruyucu madde içermez” yazısı “Hiçbir katkı maddesi yoktur” anlamına gelmemektedir. Örneğin: “Hiçbir koruyucu madde içermez” olarak etiketlenen hazır çorbalarda MSG adlı lezzet arttırıcı katkı maddesi bulunuyor. İşte, tüketmekten kaçınmamız gereken 10 katkı maddesi 1) Aspartam (Nutrasweet /Equal) Bu suni tatlandırıcılar, gıda değil kimyasaldır. Bu madde, başlangıçta böcek öldürücü olarak imal edilmişti. Baş ağrısı, baş dönmesi, eklem ağrısı, bulantı, , unutkanlık, kas spazmları, uyuşukluk, şişmanlık, depresyon, huzursuzluk, konvülsiyon, korku atakları, uykusuzluk, görme kaybı, işitme kaybı, yorgunluk, tat kaybı, Parkinson, çarpıntı, kulak çınlaması, nefes darlığı, cilt döküntüleri, MS (Multipıl Sıkleroz) gibi hastalıkların yanı sıra beynin işleyiş sürecini yavaşlatır, kanseri tetikler. Özellikle zayıflamak için bu maddeyi kullananların bilmesi gereken önemli bir etki de metabolizmayı yavaşlatmasıdır. Yani aslında daha fazla yağ biriktirmeye neden olmasıdır. 2) Yüksek Fruktoz Mısır Şurubu Kötü kolesterol seviyenizi (LDL) hızla yükseltir ve diyabet hastalığının oluşmasında etkilidir. Kalp büyümesi, kansızlık ve obeziteye de neden olur. Ketçap, kola, şekerleme, puding, hazır kek gibi özellikle çocukların sıkça tükettikleri gıda değeri taşımayan besinlerde bol miktarda kullanılır. 3) Monosodyum Glutamat (MSG ya da E621) Lezzet arttırıcı bir eksitoksindir. Eksitoksin hücreleri aşırı uyararak, hücrelerin zarar görmesine ve ölmesine neden olur. Tatlı-tuzlu bütün yiyeceklerin lezzetini arttırdığı için gıda üreticileri tarafından bol miktarda kullanılmaktadır. Merkezi sinir sistemi tahribatı, takibinde doyma mekanizmasında bozukluk, obezite, yağ birikimi, büyüme hormonu baskılanması ve sonuç olarak diyabet; ayrıca böbrek ve karaciğerde hasar meydana getirir. Tüm cipslerde buluan MSG, hazır gıdaların neredeyse hepsinde, , bazı katı yağlarda, gofretlerde yaygın olarak kullanılıyor. 4) Trans Yağ LDL seviyesini yükseltir. Kalp rahatsızlığı, kalp krizi ve inme riskini önemli ölçüde arttırır. İnsülin direncini arttırır, bağışıklık sistemini zayıflatır, karaciğeri ve üreme sistemini etkiler. Hücre zarına da zarar vermektedir. Sürülebilir kahvaltılık yağlarda, margarinlerde, pastacılık ve fırıncılık ürünlerinde, tart, pasta, bisküvi, pizza hamuru ve birçok fırınlanmış yiyecekte bulunur. Gıda etiketlerinde “hidrojenize yağ” içerdiği belirtiliyorsa, bu demektir ki bu gıda trans yağ içeriyor. 5) Yaygınca Kullanılan Gıda Boyaları Her birinin zararlarını burada yazmak imkansız olan bu maddeler, hazır gıdalarda bol bol kullanılıyor. Tükettiğiniz gıdalarda; Sunset Yellow (E110) (Sarı renk) Tartrazin (E102) (Sarı renk ) Karmosine (E122) (Kırmızı-Mor) Panceoul (E124) (Morumsu kırmızı renk) Quinoline (E104) (Yeşil-Sarı) Allura red (E129) (Kırmızı yada portakal rengi) Sodyum Benzout (E211) (Kırmızı) gibi katkı maddeleri içeriyorsa dikkatli olmanızda fayda var. Tartrazin ve Sunset Yellow maddelerinin aşırı dozda alınmasının DNA hasarlarına sebep olabileceği, üniversitede bezelyeler üzerinde yapılan araştırmalarda bulunmuştur. 6) Sodyum Sülfit (E250) Raf ömrü uzatıcı olan bu koruyucu madde, işlenmiş et ürünlerinin (şarküteri) için vazgeçilmez. İşlenmiş etlerde, hazır baharat ve köfte karışımlarında bulunur. Sülfit duyarlılığı olanlar kişilerde baş ağrısı, kaşıntı, nefes problemleri meydana getirir. Nadir olarak da ölüme neden olabiliyor. Bahsedilen zararlar E220, E222, E223, E224, E225 ile E249, E251, E252 diye belirtilen kodlar için de geçerlidir. 7) Sodyum Nitrat/ Sodyum Nitrit Raf ömrü uzatıcı etki gösteren bu maddenin kanser türleriyle bağlantısı bulunmaktadır. Kullanım alanları ve zararları açısından sodyum sülfit ile benzer yönleri vardır. 8) BHA ve BHT Bütilat Hidroksi Anizol (BHA) ve Bütilat Hidroksi Toluen (BHT) isimli bu maddeler, beyninizin sinir ağını etkiliyor, davranış değişikliklerini ve kanseri tetikliyor. Katı ve sıvı yağların bozulmasını, küflenmesini önlemek için kullanılan bu katkı maddesi, tahıl ve tahıl ürünlerinde, sakızlarda, bitkisel yağlarda, patates cipslerinde kullanılmaktadır. 9) Sülfür Dioksit Göğüste sıkışma, karında kramp, kurdeşen, ishal, halsizlik, nabız hızlanması gibi bulgulara neden olur. Ayrıca, bunlara duyarlı astımlılarda astım atağını tetikleyici özelliğe sahip. Gıda koruyucusu olarak ve fermente içeceklerde kullanılır. 10) Potasyum Bromat Bu madde, ekmek yapımında ve unlu mamullerde hacmi arttırmak için kullanılıyor. Ayrıca ekmeğin rengini beyazlatıyor. Hayvanlarda kansere neden olduğu biliniyor. Bu maddenin içerdiği ekmeğe çakmak tutulduğunda, ekmeğin benzin dökülmüş gibi alev almasına yol açıyor. Lütfen beyaz ekmekten uzak durun. Kaynak1, Kaynak2
  14. Hocam dünyada bu tip konularla o kadar çok uğraş veriyorlar ki...Aslında sorun bu güzel çözümlerin ve yöntemlerin, uygulamaya konulabilmesinde veya başlanan uygulamanın yaygınlaşmasında.
  15. Nörobiyoloji stajı hakkında soru

    Haklısınız, tabii ki kişi eğer gerçekten bir şeyi istiyorsa fırsatları kollamalı ve iyi değerlendirmeli. Benim demek istediğim, işin maalesef bu şekilde başladığı. Beklentiler elbette yüksek ve böyle de olmalı ama bunlarla karşılaşıldığında da motivasyon düşmemeli.

Hakkımızda

Biyoloji Günlüğü ülkemizdeki biyoloji öğrencileri, mezunları ve çalışanları adına kar gütmeyen bir proje olarak 6 senedir faaliyetlerine yılmadan devam etmeye çalışan masum bir projedir. Lütfen art niyetinizi forumdan uzak tutunuz. Bize iletişim formu aracılığıyla ulaşabilirsiniz.

Dilerseniz biyolojigunlugu@gmail.com veya admin@biyolojigunlugu.com adresine mail de gönderebilirsiniz. Bizimle arşivinizi paylaşmak isterseniz wetransfer.com üzerinden biyolojigunlugu.com adresine dosya transferi olarak iletmeniz yeterlidir, sizin adınıza paylaşılacaktır.

×

Önemli Bilgilendirme

Kullanım Şartları, Gizlilik Politikası, Forum Kuralları sayfalarına göz atınız.