Jump to content

m-sc-10

Editör Adayı
  • İçerik sayısı

    80
  • Katılım

  • Son ziyaret

Güncel Profil Ziyaretleri

175 profil görüntüleme
  1. Biyologlar da artık Tus'a girebilecek mi?

    @kimyager Sertifikayla sağlık personeli olunabilen bir memlekette ne bekliyordunuz ki?
  2. Sterilizasyon Cihazları

    Sterilizasyon cihazlarını tanımadan önce, sterilizasyonun ne olduğunu ve hangi amaçla kullanıldığını öğrenmemiz gerekiyor. Sterilizasyon Nedir? Mikroorganizmaların üretildiği besiyerlerinin, kullanılan araçların ve kimyasal maddelerin, mikroorganizmalardan (bakteri, fungus vs.) arındırılması işlemidir. Sterilizasyon neden gereklidir? Yapılan mikrobiyolojik işlemlerin sağlıklı sonuç vermesi için çok önemlidir. Eğer işlemi steril şartlarda yapmazsak, istenmeyen mikroorganizmalar çalıştığımız ortamda (veya işlemde) üreyebilir ve çalışmamızı zorlaştırabilir (veya aksatabilir). Yani sterilizasyon, mikrobiyoloji laboratuvarı için olmazsa olmazdır. Laboratuvarlarda en çok kullanılan sterilizasyon cihazları: 1) Otoklav 2) Pastör Fırını 3) Biyogüvenlik kabini Otoklav: Basınçlı su buharıyla çalışır. Vidalar ile gövdeye bağlı kapak, basınca dayanıklı bir kazan, manometre ve içerideki havayı boşaltan bir musluğu bulunmaktadır. Su ile sterilizasyondaki amaç; su max. 100 dereceye ulaşabilir. Bu sıcaklık bize yetmediği için, su ile “hissedilen sıcaklık” tan yararlanarak dereceyi yükseltmek. Yani otoklav ile 1 atm basınçta 121 derecede 20 dakikalık bir sterilizasyon işlemi yeterlidir. Her mikroorganizmaya ve steril edeceğimiz materyalin erime sıcaklığına göre bu sıcaklık değeri değişebilmektedir. Otoklav buna göre ayarlanıp çalıştırılır. (115 derece 25 dk, 107 derece 30 dk, 105derece 60 dk) Otoklavdaki işlem bittikten sonra kapağı hemen açılmamalıdır. Çünkü; içerisindeki materyallerin sıcaklığı çok fazla olduğu için kapak hemen açılırsa çatlamalarına ve zarar görmelerine neden olur. Bu yüzden kapak açılmadan önce aletlerin soğuması beklenir. Ancak; · Mineral yağlar · Mineral tozlar · Kan ürünleri · Serum · Yapısı bozulan maddeler otoklavda steril edilemez. Ayrıca; inceleme işlemi biten, mikroorganizma bulunan besiyerleri de, (bazıları otoklav torbasına konularak) steril edildikten sonra tıbbi atık kutusuna atılır. Bu işlem, patojen bakterilerin yayılmasını önler. Pastör Fırını (Sterilizasyon Fırını): Sterilizasyon işlemini, kuru havayı ısıtarak ve bu sıcak havanın dolaşımını sağlayarak yapar. Temizlenecek cam materyaller, madeni ve porselen eşyalar temiz ve kuru olmalıdır. Cihazın kapağı cihaz çalışır durumdayken kesinlikle açılmamalıdır. Aletler soğumadan kapak açılırsa, aletlerin çatlamaları söz konusu olabilir. Tam sterilizasyon için 150 derece 3 saat, 160 derece 1,5 saat, 170 derece 1 saat gereklidir. Biyogüvenlik kabini: Kabinde yapılan sterilizasyon, içerisinde bulunan Ultra Viyole (Mor ötesi ışık - UV) lambaları ile yapılır. · Hazırlanıp dökülmüş besiyerleri için · Ekim işlemi bittikten sonra dezenfektanla iyice silindikten sonra, kabinin bir sonraki işleme hazır olması için, sıklıkla kullanılır. UV ışığı açıkken, kabinde, çalışılacak numune (hasta numuneleri veya içinden örnek alınacak mikroorganizma üremesi olan besiyerleri vs.), yapısı bozulabilecek biyokimyasal kitler, bakteri süspansiyonu vs. kesinlikle bulunmamalıdır. Biyogüvenlik kabinlerinin özellikleri, çalışılan mikroorganizmanın tehlikesine göre değişiklik gösterebilmektedir. Bunlar dışında; sterilizasyon için kimyasal maddeler ve ışınlama yöntemleri de kullanılmaktadır.
  3. Maya ve Maya Endüstrisi

    @Biyoloji Günlüğü Hocam şimdi daha iyi olmuş, teşekkürler. @MehmetEmin Hocam bilgiye devam
  4. Yeni bir Küresel Hava Durumu raporu, gezegen nüfusunun %95'inden fazlasının, şu anda küresel hava kalitesi kurallarını aşan ince parçacıkları içeren kirli hava solumak zorunda kaldığını ortaya çıkarmaktadır. Dahası, kötü hava kalitesinin yükü en fakir toplulukları etkiliyor. Çalışmayı gerçekleştiren ABD Sağlık Etkileri Enstitüsü'ne (Health Effects Institute - HEI) göre, en kirli ve en az kirli ülkeler arasındaki uçurum giderek artıyor. Bu da, sağlık üzerinde gerçek bir etki yaratıyor. HEI raporları’na göre, 2016’da dünya çapında tahmini 6,1 milyon ölüm hava kirliliğine bağlanabilir. Felç, kalp krizi, akciğer kanseri ve kronik akciğer hastalığı, sorumlu tutulacak sağlık sorunlarından bazılarıydı. Bu, hava kirliliğini gezegenimizdeki dördüncü en ölümcül sağlık riski olarak ön plana çıkarıyor. (Yüksek tansiyon, diyet ve sigara içilmesi bunun önünde yer alıyor.) "Hava kirliliğinin dünya çapında çok büyük bir kişisel payı var: Solunum hastalığı olanlar için nefes almayı zorlaştırıyor, gençleri ve yaşlıları hastaneye gönderiyor, okulu ve çalışmayı kaçırmaya ve erken ölüme katkıda bulunuyor.” diyor HEI Başkan Yardımcısı Bob O'Keefe. Kirli hava, ortam partikül madde konsantrasyonu ile tanımlanır (boyut olarak 2.5 mikrometreye eşit veya daha az), fakat ilk kez 2018 HEI çalışması, iç mekan hava kalitesi ölçümlerini ve dış mekan çalışmalarını analiz etmeyi içeriyordu. Raporda, bu mesken hava kirliliğinin (ev içinde yemek pişirmek ve ısıtmak için kömür, odun ve gübre kullanılması) 2016 yılında 2.6 milyon ölümden sorumlu olduğu belirtiliyor. Bu toplam rakamın neredeyse yarısı. (Bölgeye göre hava kirliliği tablosu) Yer ölçümleri, risk altındaki kişilerin sayısını belirlemek için uydu çalışmaları ve diğer veri kaynakları (nüfus yoğunluğu dahil) ile birleştirildi. Raporda kötü etkilenen ülkeler Kuzey Afrika, Batı Afrika ve Orta Doğu’dakiler. Hem rüzgardan savrulan mineral tozu hem de evde katı yakıt yakımı yüksek hava kirliliği düzeylerinden sorumludur. Çin ve Hindistan gibi yaşlanan nüfuslar da, kirlilikle ilgili her yıl daha fazla ölüm görüyor. Buna karşılık, raporda en düşük hava kirliliği derecesine giren ülkeler Avustralya, Yeni Zelanda, Kanada, Finlandiya, İzlanda ve İsveç. Belli alanlarda (Örneğin; Çin, son yıllarda kirlilik seviyelerini dengelemeye başlamıştır) iyileştirmeler görüyor olmamıza rağmen, HEI'ye göre, partikül madde konsantrasyonları 2010 ve 2016 arasında ortalama %18 arttı. Tüm bu verileri kendiniz için kontrol etmek isterseniz, HEI, web sitesine bazı etkileşimli grafikler koydu. Böylece dünyanın bir kısmının detaylarını inceleyebilirsiniz. Tabii ki büyük soru şu: Bu konuda ne yapabiliriz? HEI çözümlerin, yoğun kentsel ulaşım ağlarından, evdeki yakıt yakmalarına, orman yangınlarına (çünkü yer yer değişiklik gösteriyor) kadar kirliliğin temel nedenleriyle geniş kapsamlı olması gerektiğini söylüyor. Rapor; "Hava kirliliğini azaltmaya yönelik eylemler, yalnızca enerji santralleri ve endüstrileri tarafından kömürün daha büyük ölçekli yakılmasına yönelik değil, aynı zamanda dünya çapında milyonlarca küçük meskende ısıtma ve yemek pişirmek için kömür veya farklı biyokütle formlarının kullanılmasına yönelik " diyor. Geçtiğimiz yıl Çin, artan kirlilik seviyelerini azaltmak için fabrikalarının %40'ını geçici olarak kapattı. Uluslararası standartları karşılayan hava, gezegenimizin sadece %5’inde bulunuyor. Bu, değişmesi gereken bir şey. HEI web sitesinde Küresel Hava Durumu raporunu okuyabilirsiniz. Kaynak
  5. Maya ve Maya Endüstrisi

    Hatta ekmek mayası da "Saccharomyces cerevisiae" olacak. Gözümden kaçmış.
  6. Maya ve Maya Endüstrisi

    Hocam yanlışlık olmuş ufak bir düzeltme yapayım izninle. İspirto mayası için "Streptococcus cerevisiae" yazmışsınız. Hem öyle bir tür yok hem de doğrusu "Saccharomyces cerevisiae" olacak Ek olarak, bira mayası olarak da bilinir. Emeğinize sağlık.
  7. Aslında o zamanlardan bugüne kadar çevresel etmenlerde daha çok ve daha gözle görülür değişimler oldu. DNA'daki ilgili bölgenin çalışmasında, vücut kıllarının artmasına yönelik bir değişim olmuş olabilir diye düşünüyorum. Tartışalım, beyin fırtınası güzeldir
  8. Nagoya Üniversitesi'nde hayvan biyologları tarafından yönetilen bir araştırmacı ekibi, ilacı başka bir amaçla kullanarak, insan hücrelerindeki sirkadiyen ritmi (biyolojik saat) kısaltabilir veya uzatabilir. Ortak bir anti-aging (yaşlanma karşıtı) olarak da bilinen bir hormon, ek olarak periyot kısaltıcı aktiviteler gösterdi ve farelere verildiğinde, jet lag semptomları önemli ölçüde azaldı. Bilinen biyoaktif bileşiklerin daha fazla taranması, jet lag ve vardiyalı çalışmalardan kaynaklanan biyolojik saat bozukluklarını tedavi edebilen diğer etkili bileşiklerin keşfine yol açabilir. Japonya Nagoya'da bulunan Nagoya Üniversitesi'ndeki, Dönüştürücü Bio-Moleküller (ITbM) Enstitüsü'nün bir grup hayvan biyoloğu ve kimyacısı, EMBO Moleküler Tıp dergisinde yayınlanan bir çalışmaya göre, biyoaktif bileşiklerin sirkadyen ritimler üzerindeki etkilerini araştırmak için ve mevcut ilaçların yüksek verimli kimyasal taranmasını kullandı. Araştırmacılar, farelerde jet lag azalmasını başarabilen iyi bilinen bir anti-aging takviyesi de dahil olmak üzere, insan hücrelerinde sirkadiyen ritmi düzenleyebilen çeşitli vuran bileşiklerin belirlenmesinde başarılı oldular. Zaman dilimleri boyunca sık seyahat eden kişilerin çoğu, jet lagdan etkilenme eğilimi göstermektedir, ki bu da kaymış gündüz/gece döngüsü ile onların biyolojik saatleri arasında uyumsuzluğa sebep olur. Biyolojik saat insanlarda yaklaşık 24 saatlik bir ritimdir ve uyku/uyanma döngüsü, hormon salgısı ve metabolizmanın düzenlenmesinde önemli bir rol oynar. Jet lag genellikle bir takım istenmeyen semptomları tetiklese de, etkili ilaçlar veya iyileştirme takviyeleri şu anda sınırlı kalmaktadır. Yeni ilaçların geliştirilmesi genel olarak yüksek maliyetlidir ve zaman alır, ki bu veriler tek bir ilacın ortalama maliyetinin 2-3 milyar dolar ve piyasaya çıkmasının ortalama 13-15 yıl sürdüğünü göstermektedir. İlacın faklı amaçlı kullanımının bilinen örnekleri arasında yeniden geliştirilen minoxidil yer almaktadır. Saç ekimi için kullanılan ve aslında piyasaya vazodilatatör olarak pazarlanan, sildenafil kadar bir antihipertansif olan erektil disfonksiyon tedavisi için tekrar düzenlenen Viagra olarak pazarlanmıştır. Biyolojik saat araştırması uzun yıllardır devam ediyor ve fizyoloji veya tıp alanında 2017 Nobel Ödülü'ne layık görülen sirkadiyen ritmi (biyolojik saat) kontrol eden moleküler mekanizmaların keşfine yol açtı. 1000'den fazla mevcut ilacın yüksek verim taraması sonucu, ekip biyolüminesan ritmi etkileyen 59 vuran bileşiği buldu. Bu ilaçlar arasında 46 bileşik biyolojik periyodu uzattı ve 13 bileşik periyodu kısalttı. Bu bileşikler, anti-kanser, anti-bakteriyel ve kontraseptif ajanlar, hormonlar, vitaminler ve aynı zamanda merkezi sinir sistemi, sindirim sistemi, kalp ve deri ile ilgili hastalıkların tedavisi için kullanılan biyoaktif moleküller içeriyordu. Çalışmalarının sonuçları, şu anda piyasada bulunan ilaçların yaklaşık % 5'inin doz ve uygulama süresine bağlı olarak biyolojik ritimlerimiz üzerinde bir miktar etkisi olabileceğini göstermektedir. kaynak
  9. Plastik şişelerde kullanılan PET'lerin doğada çözünmesi yüzlerce yıl sürebiliyor. Fakat PETase enzimiyle plastikleri birkaç gün içinde çözündürmek mümkün olabilir. Bu, plastik geri dönüşümünde bir devrim yaratarak, plastiklerin daha verimli şekilde yeniden kullanılmasını sağlayabilir. Japonya'da bir çöplükte keşfedilen bu enzim, doğada da PET "yiyen" bir bakteri olan Ideonella sakaiensis tarafından salgılanıyor. Bu bakteri, plastik yiyerek ürettiği enerjiyle hayatta kalıyor. Araştırmacılar bu türü 2016'da liman kenti Sakai'de bir plastik geri dönüşüm tesisinde bulmuştu. Araştırmada yer alan Portsmouth Üniversitesi'nden Prof. John McGeehan, plastiğin yalnızca 50 yıldır doğada büyük miktarlarda var olduğuna dikkat çekerken bu sürenin bir bakterinin evrim geçirmesi için kısa bir süre olduğunu söyledi. PET'ler gibi aynı grupta olan polyesterler doğada da oluşuyor. Prof. McGeehan bu polyesterlerin bitki yapraklarını koruduğunu, bakterilerin de milyonlarca yıldır bunları yemek için evrimleştiğini, fakat bu polyesterlerden PET yemeye geçmelerinin beklenmedik bir hızda yaşandığını belirtti. Bilim insanları PETase enziminin nasıl çalıştığını çözdükten sonra küçük eklemelerle bu enzimi daha verimli hale getirdi. Bu durum, PETase'nin evriminin tamamlanmadığını, 50 yıllık kısa süre içinde bu kadar evrimleşebildiğini gösteriyor. Araştırmacılar enzimi PET'e alternatif olarak geliştirilen bitki tabanlı PEF plastiğinde denediğinde bir sürprizle daha karşılaştı: PETase, PEF'leri daha başarılı çözüyordu. BBC News'e konuşan Prof. McGeehan, mevcut geri dönüşüm tesislerinde polyesterlerin her geri dönüşümde kalitelerinin düştüğünü, bir süre sonra kullanılamaz hale geldiğini fakat PETase'nin plastiği temel yapı taşlarına ayrıştırarak daha iyi bir geri dönüşüm sağlayacağını söyledi. Enzimin endüstriyel seviyede üretilmesi içinse en az birkaç yıla ihtiyaç var. Bunun için de PET'in daha hızlı çözebilen bir hale getirilmesi gerekiyor. Kaynak
  10. Ebola ilk kez 1976 yılında Sudan’ın Nzara ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin Yambuku kentlerinde eş zamanlı 2 salgına neden olmuştur. Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde görülen salgının Ebola Nehri yakınında bir köyde oluştuğu için hastalığa bu isim verilmiştir. Filoviridae (filovirüs) ailesinin 3 üyesinden biri Ebola Virüsü olup diğerleri Marburg Virüsü ve Cueva Virüsüdür. Ebola Virüsü 5 ayrı türe sahiptir: Bundibugyo Ebola Virüsü (BDBV) Zaire Ebola Virüsü (EBOV) Reston Ebola Virüsü (RESTV) Sudan Ebola Virüsü (SUDV) Taï Forest Ebola Virüsü (TAFV) Ebola Virüsü insanlarda Ebola Virüsü Hastalığına (Eski adı Ebola Hemorajik Ateşi) yol açar. İnsanlarda ve primatlarda (enfekte maymun, goril, şempanze, meyve yarasası, orman antilobu ve kirpi gibi) sıklıkla ölüme yol açan ciddi bir hastalıktır. Ebola Virüsü Hastalığı salgınlarında ölüm oranı %90’lara kadar çıkabilmektedir. Ebola Virüsü Hastalığı salgınları öncelikle tropikal ormanların yakınında bulunan Orta ve Batı Afrika’nın ücra köylerinde oluşmaktadır. Virüs insanlara vahşi hayvanlardan geçer ve insandan insana bulaşır. Meyve Yarasaları (Fruit Bats) Ebola Virüsünün doğal konağı olarak görülmektedir. Hastalığın insan ve hayvanlar için özel bir tedavisi ya da aşısı bulunmamaktadır. Hastalığın Bulaşması Ebola virüsünün doğal rezervuarı şu ana kadar ispat edilemediği için, bir salgın başlangıcında virüsün insana nasıl bulaştığı bilinmemektedir. Araştırmacılar ilk hastanın enfekte bir hayvanla temas sonucu virüsü aldığı hipotezini ileri sürmüşlerdir. İnsan enfeksiyonu oluştuğunda virüsün başkalarına bulaşmasının birçok yolu vardır. Bunlar: Enfekte bir kişinin kanı ya da salgılarıyla doğrudan temas. Enfekte salgılarla kontamine olmuş objelerle temas. Defin işlemleri sırasında cenazeye doğrudan temas edilmesi de hastalığın yayılmasında etkendir. İyileşen erkek hastaların spermleri yoluyla hastalığı 7 haftaya kadar bulaştırması mümkündür. Ebola Kanamalı Ateşi’ne yol açan virüsler, genellikle hasta bakımıyla uğraşırken enfekte salgılarla teması olan aileler ve arkadaşlar aracılığıyla yayılmaktadır. Ebola Kanamalı Ateşi salgınlarında hastalık sağlık kurumlarında hızla yayılabilir (klinikler, hastaneler v.b.). Maske, elbise ve eldiven gibi uygun koruyucu ekipman giymeyen personelin olduğu sağlık tesislerinde virüse maruziyet riski yüksektir. Enjektör ve ekipmanların uygun bir şekilde temizlenmesi ve imha edilmesi önemlidir. Tek kullanımlık olmayan malzemeler tekrar kullanılmadan önce steril edilmelidir. Sterilizasyona dikkat edilmezse virüs bulaşımı devam eder ve salgın büyüyebilir. Hastalıktan Korunma Hastalığı önlemenin en önemli uygulamalarından biri ellerin düzenli olarak yıkanmasıdır. Ellerinizin su ve sabunla yıkanması (ya da sabun bulunmadığı yerlerde ve ellerin açıkça kan ve vücut sıvılarıyla kirli olduğu durumlarda susuz alkol-bazlı el losyonun kullanılması) cildinizden potansiyel enfekte materyalleri uzaklaştırır ve hastalığının geçişini önler. Eldiven kullanılan durumlarda eldivenleri çıkarmadan önce su ve sabunla yıkayınız ve eldivenleri çıkardıktan sonra da ellerinizi yıkayınız. Ölü hayvanlarla, özellikle de primatlarla temastan kaçınınız. Yerel pazarlarda tüketim için satılan primatlar dahil vahşi hayvanların etini yemeyiniz. Enfeksiyon olasılığını asgariye indirmek için Ebola Virüsü enfeksiyonu olduğundan şüphelenilen insan ya da hayvanlarla yakın temas ederken enfeksiyon kontrol önlemlerini uygulayınız. Sağlık tesislerinde hastalık bulaşma riski yüksektir. Bu nedenle sağlık çalışanlarının bir Ebola Hemorajik Ateşi vakasını fark etmesi ve pratik viral hemorajik ateşi karantina önlemlerini veya bariyer hemşirelik tekniklerini uygulamak için hazır olması gereklidir. Bu önlemler arasında koruyucu kıyafetlerin giyilmesi (önlük, eldiven, maske, göz koruyucu ekipman gibi) yer almaktadır. Enfeksiyonun yayılmasını önlemekle ilgili olarak ekipman ve enjektörlerin sterilize edilmesi, uygun bir şekilde imha edilmesi ve hastaların vücut salgılarının da uygun bir şekilde imha edilmesi de önemlidir. Amaç enfekte hastaların salgı ve kanlarıyla teması önlemektir. Hastanın ölmesi durumunda cesetle doğrudan temasın önlenmesi de aynı şekilde önem taşımaktadır. Ebola Virüsü Enfeksiyonu ile uyumlu semptomlarınızın olduğunu düşünüyorsanız; Eğer siz ya da aile bireylerinizden birinde ateş ya da titreme, kas ağrıları, bulantı, kusma, veya ciltte döküntü belirtileri görülürse acilen bir sağlık kuruluşuna başvurunuz. Sağlık kuruluşuna başvurmak üzere gittiğinizde diğer kişilerle temastan ve başka yerlere yapacağınız ziyaretlerden kaçınınız. Seyahat Dönüşünüzden Sonra Etkilenen bölgelerden dönen kişiler enfekte olmuş semptomatik kişi ya da hayvanların vücut sıvılarıyla temas etmeseler bile sağlık durumlarını 10 gün süreliğine takip etmelidirler. Enfekte olmuş semptomatik kişi ve hayvanların vücut sıvılarıyla potansiyel temasları söz konusu olan kişiler 21 gün süreyle sağlık durumlarını takip etmelidirler. Seyahatleri esnasında hastalanan tüm kişilerin kendilerinde sadece ateş bile görülse acilen bir sağlık kuruluşuna başvurmaları ve burada yaptıkları son seyahat ve potansiyel temaslıları hakkında bilgi vermeleri tavsiye edilir. Hastalığın bulaşmasını önleyici gerekli önlemlerin alınabilmesi için sağlık kuruluşuna başvuru esnasında semptomlarınızla ilgili bilgi veriniz. Batı Afrika’da Mart 2014’de başlayan Ebola virus (EV) salgınında 03.12.2014 tarih itibarı ile Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre 6070’i ölümle sonuçlanan 17.145 olgu tanımlanmıştır. Bu salgın Batı Afrika’da bugüne kadar saptanan en büyük salgındır. Bu salgın Gine, Liberya ve Sierra Leone’yi etkilemektedir. Ancak Nijerya, Mali, Senegal, İspanya ve ABD’de de EVH’li olgular tanımlanmıştır. kaynak
  11. Yeni yayınlanan araştırmaya göre, havadaki ince partikül madde PM2.5, insan saçı çapının yaklaşık %3'ü olan kirliliğe neden olan partiküllerdeki en kısa artış bile, küçük çocuklarda akut alt solunum yolu enfeksiyonu (ALRI) gelişimi ile ilişkilidir. PM2.5 seviyelerindeki artışlar ayıca bu akciğer enfeksiyonları için doktor ziyaretlerinin artmasına neden olmuştur. Araştırma Intermountain Healthcare, Brigham Young Üniversitesi ve Utah Üniversitesi'nden bir ekip tarafından yürütüldü ve bir Amerikan Toraks Derneği dergisi olan Amerikan Solunum ve Kritik Bakım Tıbbı dergisinde çevrimiçi yayınlandı. "Bu çalışmanın en önemli bulgusu, solunum yolu hastalığının bulaşıcı süreçlerinin çeşitli düzeylerde partiküler madde kirliliğinden etkilenebileceğidir." diyor, Intermountain Tıp Merkezi Kalp Enstitüsü, Lake City, Utah'da Kalp ve Damar Cerrahisi Enstitüsünün kardiyovasküler ve genetik epidemiyoloji müdürü olan baş yazar Prof. Dr. Benjamin Horne. "Çalışmanın bulgularının kesin biyolojik etkileri daha fazla araştırmayı gerektiriyor." Çalışmanın birincil amacı, çok küçük çocuklarda bu ince parçacıklar ile ALRI (Acute Lower Respiratory Infection- Akut Alt Solunum Yolu Enfeksiyonu) arasında bir ilişki olup olmadığını belirlemek, ikinci hedef daha büyük çocuklar, ergenler ve yetişkinler için de aynı ilişkileri bulmak. Araştırma ekibi, hem çocuklarda hem de erişkinlerde yüksek düzeylerde PM2.5 ile ilişkili ALRI'yi bulmuştu - hatta iki yaşına kadar yenidoğanlarda ve çocuklarda bile, ALRI teşhisi olanların % 77'sini (112.467) temsil etmiştir. ABD'li çocukların yaklaşık % 60'ı, PM2.5 konsantrasyonlarının kalite standartlarının üzerindeki ilçelerde yaşamaktadır. Bronşiyoller olarak adlandırılan akciğerlerdeki küçük solunum tüplerinin enfekte olduğu ve mukusla tıkanmış olduğu bir durum olan bronşiyolit, çocuklarda en sık görülen akut alt solunum yolu enfeksiyonudur. Bronşiyolit vakalarının % 50-90'ı, yaşamın ilk iki yılında hastaneye yatışının en yaygın nedeni olan solunum sinsityal virüsünden (RSV) kaynaklanmaktadır. Çalışılan kişilerin %64'ünde bronşiolit tanısı vardı. Çalışma popülasyonunda ölüm oranlarının analizinde, yaşları 0-2 olan 17 çocuk, yaşları 3-17 arasında değişen 9 çocuk ve 81 yetişkin (18+) ALRI tanısından 30 gün içinde öldü. Dr. Horne, PM2,5 ve ALRI arasındaki bağlantı hakkında teorik olarak şunları söyledi: “Hava kirliliği, insan vücudunu enfeksiyona daha duyarlı hale getirebilir veya vücudun enfeksiyöz ajanlarla savaşma kabiliyetini bozabilir. PM2.5 hava yoluyla hasara neden olabilir, böylece bir virüsün bir enfeksiyona başarılı bir şekilde yol açabilir veya PM2.5, bağışıklık yanıtını bozarak vücut, enfeksiyondan kurtulmada daha az etkili bir tepki verebilir. Bu, uzun süreli ALRI semptomları veya enfekte birey için daha yüksek bir tıbbi bakım yoğunluğu gerektiren daha şiddetli semptomlara yol açabilir.” Motorlu taşıtlar, ince partiküllerin oluşumuna yol açan emisyonların yaklaşık % 48'ini oluşturur. Küçük sanayi ve benzin istasyonları ve kuru temizleyiciler gibi işlerin yanı sıra evde ısıtma, tüm ince parçacıkların yaklaşık% 39'unu yayar. Büyük imalat, %13 oranında ince parçacık oluşturur. “PM2.5 oluşumu seviyesindeki bir akut artış olduğunda ALRI'nin önlenmesi için ve semptomların iyileştirilmesi için pratik etkiler, insanlar hava kirliliğine maruz kalmalarını azaltarak enfeksiyonları önleyebilir veya ALRI semptom şiddetini veya süresini azaltabilir." dedi Dr. Horne. “Ayrıca, PM2.5'teki önemli bir yükselme, insanları, başka insanların kendileriyle bir enfeksiyonu paylaşabilecekleri alanlardan ve faaliyetlerden kaçınmaları gerektiğini hatırlatan veya uyaran bir dürtme işlevi görebilir. Yüzlerine kirli ellerle dokunmamak, makul derecede olası veya tedbirli olduğunda ellerini yıkamak konusunda dikkatli olmak ve diğer önleyici davranışlarda bulunmanın enfeksiyon riskini azalttığı bilinir.” Kaynak
  12. Uyuşturucu

    Güzel bir yazı olmuş. Uyuşturucu maddelerin hepsi birbirinden tehlikeli ve zararlı. Emeğinize sağlık, teşekkürler.
  13. Küresel Isınma

    Version 1.0.0

    1 indirme

    Küresel Isınma
  14. Dosyayı Görüntüle Küresel Isınma Küresel Isınma Gönderen m-sc-10 Yayın Tarihi 13-04-2018 Kategori Ders Notları & Sunumları  
  15. Ekolojik Döngü

    Version 1.0.0

    1 indirme

    Ekolojik Döngü

Hakkımızda

Biyoloji Günlüğü ülkemizdeki biyoloji öğrencileri, mezunları ve çalışanları adına kar gütmeyen bir proje olarak 6 senedir faaliyetlerine yılmadan devam etmeye çalışan masum bir projedir. Lütfen art niyetinizi forumdan uzak tutunuz.

Bize iletişim formu aracılığıyla ulaşabilirsiniz.
Dilerseniz biyolojigunlugu@gmail.com veya admin@biyolojigunlugu.com adresine mail de gönderebilirsiniz.

Bizimle arşivinizi paylaşmak isterseniz wetransfer.com üzerinden biyolojigunlugu.com adresine dosya transferi olarak iletmeniz yeterlidir, sizin adınıza paylaşılacaktır.

×

Önemli Bilgilendirme

Kullanım Şartları, Gizlilik Politikası, Forum Kuralları sayfalarına göz atınız.