in

Önemli sandığımız zaman yönetimi, yoğun yaşamlarımızı sadece daha kötü hale getiriyor.

Zamana her zaman kafayı takmış değildik.

Önemli sandığımız zaman yönetimi, yoğun yaşamlarımızı sadece daha kötü hale getiriyor.
Önemli sandığımız zaman yönetimi, yoğun yaşamlarımızı sadece daha kötü hale getiriyor.

Hayatınızda zamanın olmadığını, sürekli geriden koştuğunuz hissi olmadığını, işleyen saatin karşı konulmaz gücüne karşı verdiğiniz savaşı bir daha kaybetmenin hayal kırıklığı olmadığını hayal edin. Gün içinde keşke daha fazla saat olsaydı demediğinizi hayal edin.

Zamana her zaman kafayı takmış değildik. Aslında, tarihçi E.P. Thompson’ın bir yüzyıl önce üzerini çizdiği gibi, Sanayi Devrimi’nden önce saatler geniş ölçüde konu dışıydı. İnsanlar zamana uyum sağlamak yerine işe uyum sağlıyordu. Yapacak oldukları işler vardı ve bu yüzden onları doğal zamanda, doğal bir sırayla yapıyorlardı. Bu durum, geniş ölçüde tarımsal bir toplumda etkili oldu. Ancak, Sanayi Devrimi’nin fabrikaları, yüzlerce insanın eş zamanlı şekilde aynı zamanda işe gitmesini düzenlemeye ihtiyaç duymuştu ve bu durum saatleri gerektirdi. Bu yüzden iş liderleri, ellerindeki işgücüne saat zamanını kabul ettirdiler (direnç olmadan değil), ve Benjamin Franklin gibi ünlü liderler, “vakit nakittir” gibi sözlerle bunun değerini pekiştirdi.

Saati 250 yıl ileriye aldığınız zaman, hepimizin zamanı saplantı haline getirdiğini görürüz. Zaman disiplinini bize kabul ettirecek idarecilere ihtiyacımız yok, bunu kendimiz yapıyoruz çünkü çok meşgulüz. Görünüşe göre, istek ve beklenti tsunamisinin karşısındaki tek seçenek, her gün bize çarpıyor. Zaman yönetiminin, meşguliyetimizin çözümü olduğuna inanıyoruz: eğer zamanımızı daha iyi düzenleyebilirsek, daha az bunalacağımızı, daha mutlu ve daha verimli olacağımızı sanıyoruz. Üç varsayımın tümünde de tamamen hatalıyız ve bu, yaşamlarımız ile iş yaşamlarımıza zarar veriyor.

Zaman yönetimi sizi sadece daha meşgul yapıyor

Araştırmaların gösterdiğine göre, eğer insanların zaman farkındalığını artırırsanız (örneğin onların önüne büyük bir saat yerleştirerek), daha fazla şey yapıyorlar (tatilinizden önceki son gün ne kadar fazla iş yaptığınızı düşünün). Daha fazla şey yaparak, daha fazla hakim durumdaymışız gibi hissediyoruz. Bundan ayrı olarak, zaman yönetiminin en büyük düşlerinden birisi budur: eğer daha düzenli olursanız, zirveye çıkacaksınızdır. Ancak, bu sadece sınırlı bir dünyada işe yarıyor. Uzun bir süredir o dünyada yaşamıyoruz. Bizim sınırsız dünyamızda, hiçbir zaman herşeyin zirvesine çıkamayacağız; çünkü yapılacak çok fazla şey bulunuyor. Yunan mitolojisinde, Hidra’nın başlarından birisini kestiğiniz zaman ikisi yeniden çıkar. Hidra’da olduğu gibi, daha fazla işi bitirdiğimiz zaman tüm olan şey, bunların yerlerine yenilerinin gelmesidir, daha fazla eposta göndeririz, daha fazla yanıt alırız. Esas itibarıyla, zamanımızı daha iyi yönetmenin bir sonucu olarak daha fazla şey yaparsak, hepsini bitirmeyiz, sadece daha meşgul hale geliriz.

Zamanınızı en yüksek düzeye çıkarmak, dikkatinizi dağıtmak anlamına geliyor

Cihazlarla donanmış olarak bizler, “zamanımızı en yüksek düzeye çıkarmak” için hiçbir zaman daha iyi kuşanmamıştık. Hep yanımızda olan telefonlarımız, zamanımızın tamamını üretken bir şekilde doldurmamıza, gerçek zamanlı olarak iletişim kurmamıza ve birden fazla iş üzerinde hokkabazlık yaparak, güçlü ve etkili bir şekilde, gelen isteklere bir ninja gibi vurmamıza olanak sağlıyor. Zamanımızı en üst düzeye çıkarmaya çalıştıkça, onu çok daha küçük artıklar şeklinde bölüyoruz. Bu durum, Brigid Schulte’ün zaman konfetisi adını verdiği şeye yol açıyor; buna rağmen gerçek etki, zamanımız üzerinde değil, dikkatimiz üzerinde yer alıyor. Dikkatimizi bin adet küçük iş üzerine dağıttığımız zaman, kendimizi derin bir şekilde bağlanmaktan veya uygun bir şekilde düşünmekten alıkoyuyoruz.

Sevdiklerimiz ile yaptığımız yaşam arttırıcı sohbetler, sık sık gelen kutusuna attığımız “üretken” bakışlarla birlikte yok oluyor; düşünme becerimiz, bildirim sesinin dikkatimizi dağıtmasıyla önemli ölçüde azalıyor. Mihaly Csikszentmihalyi’nin ruhsal entropi olarak adlandırdığı kaotik bir zihinsel etkinlik durumunu sürdürüyoruz. Bu durum, dikkatin oyalandığı, kesintisiz şekilde bir işe dalmak için düşüncelerimizi, eylemlerimizi ve hedeflerimizi uzun süreler boyunca mükemmel eşzamanlılığa verdiğimiz en uygun ruhsal akış halinin zıttıdır. Akıcılık, ufak zaman parçalarında değil, büyük dikkat yığınlarında gerçekleşir. Son birkaç haftanızı düşünün. Sahip olduğunuz gerçek kavrama veya mutluluk anlarının tümü, umursamaz bir kendinden geçmeyle dikkatinizi o ana ve işe gömdüğünüz zamanlardan gelmişti. Aslında, akışın gerçek özelliklerinden birisi, zaman duygusunu kaybetmektir. Zamanımızı en üst seviyeye çıkarırken, o anları renklerinden yoksun bırakıyoruz.

Zamanın farkında olmak bizi daha az verimli yapıyor

Bütün bunları duyduktan sonra hâlâ, verimli olabildiğiniz müddetçe daha meşgul ve daha az mutlu hissetmeye istekli olduğunuzu düşünüyor olabilirsiniz. Maalesef, zaman yönetimi bu alanda da verimimize engel oluyor. Verimlilik iki çekirdek yetenekten gelir: öncelik verme ve başarma. İyi şekilde öncelik verdiğimiz zaman, sadece besbelli olan şeyleri değil, doğru şeyleri yapmayı seçeriz. Fakat güçlü bir zaman farkındalığına sahip olduğumuzda, dikkatimiz daralır ve iyi seçimler yapma becerimiz geriler. Uzaklaşıp daha büyük resme bakmak yerine, acil isteklere dayalı seçimler yaparız. Önemli ve taktiksel olanlar yerine, acil ve en yakın olanları önceliklendiririz. Zamanın ittiği çılgınlığımızda, dikili gözlerimiz, gelen kutusu ve görev listesi gibi şeylerden nadiren kalkar. Örneğin Microsoft tarafından yapılan araştırma, İngiltere’deki işçilerin %77’sinin, eğer gelen kutularını temizlemişlerse daha verimli bir gün geçirdiklerini hissettiklerini öne sürmüştü. Sanki ikisi de uğraşmaya değermiş gibi, boş bir gelen kutusuna veya sıfır göreve ulaşma hedefine odaklanan blog ve kitapların sayısını görmek beni korkutuyor. Hiçbir konu veya yaşam, boş bir gelen kutusu tarafından çözülmemiştir ve sıfır göreve ulaşan birisi, hayalgücünden basitçe yoksundur!

Kötü seçimler yapmaya ek olarak, Michael DeDonno ve Heath Demaree tarafından yapılan araştırma, zaman baskısını hissetmenin, başarma yeteneğimizi de düşürdüğünü gösteriyor. Bulduklarına göre, sadece bir zaman yoksunluğu hissi (gerçek bir zaman yoksunluğundan ziyade) verimimizi azaltıyor. Ayrıca Harvard’dan Teresa Amabile, zaman odaklanmasının arttığında, sorun çözme becerimizin ve hayal ürünü çözümler üretme kapasitemizin azaldığını göstermişti. Saatin gölgesi altında çalışırken, daha az iyi şekilde düşünüyoruz.

Zaman yönetimi çağının sonu

Bu, gerçek: eğer zamanımızı yönetmeye odaklanırsak, daha fazla şey yapabileceğiz, fakat bugünün iş ortamında, Sanayi Devrimi’nde yaptığımız gibi daha tekrarlı ve eşzamanlı eyleme ihtiyacımız yok. Daha fazla düşünmeye, daha çok yaratıcılığa ve daha fazla sorun çözmeye ihtiyacımız var. Zamana odaklanmak, tüm bunların altını kazacaktır. Sizi daha boğulmuş ve daha perişan halde de hissettirecektir. Zaman yönetimi parlak bir icattı ve 250 yıl önce toplumu dönüştürmeye yardımcı olmuştu. Fakat artık yardımcı olmuyor; aslında, çok fazla şeyin olduğu bir dünyada zararlı. Farklı bir taktik geliştirmenin zamanı geldi; bu da şunu kabul ederek başlar: aşırı yüklenmiş haldeki dünyamızda, en büyük eksiklik zaman değil, dikkattir. Başka bir deyişle söylemek gerekirse; vakit artık nakit değildir.

kaynak

Yazar: Özet Haber

Çakal manşetlerle halkı kandırmayan, Türkiye'nin ilk dürüst, açık ve net haber kaynağı... Gereksiz biçimde uzun haberler ile zamanınızı boşa harcamayın!

Atların başarısı, evrimsel açıdan önemli bir varsayımın yanlış olabileceğini öne sürüyor

Atların başarısı, evrimsel açıdan önemli bir varsayımın yanlış olabileceğini öne sürüyor

Öğrencilerin %80'lik kısmı, gerçek ve sahte haberler arasındaki farkı söyleyemiyor.

Öğrencilerin %80’lik kısmı, gerçek ve sahte haberler arasındaki farkı söyleyemiyor.