Jump to content

tolga_msc

Editör Adayı
  • İçerik sayısı

    125
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

15 İyi

Güncel Profil Ziyaretleri

172 profil görüntüleme
  1. Gıda Terörü

    Güzel ve önemli bir konu. Bu yazı bu kadarla kalmamalı diye düşünüyorum. Yani, zaman içerisinde edindiğimiz ek bilgilerle bu konuyu olabildiğince detaylandırmamız gerekiyor. Gıda, kesinlikle ihmale gelmez. Emeğiniz için teşekkürler.
  2. İnsan genetiğinde veya genomunda kaç gen bulunduğunu bulmak, bilim insanlarının düşündüğü kadar kolay değil. Bir genin tanımı, 15 yıldan uzun bir süre önce İnsan Genomu Projesi' nin tamamlanmasından bu yana değişmiştir. Genler, "RNA'ya kopyalanan ve daha sonra proteinlere dönüştürülen talimatları içeren DNA uzantıları" olarak tanımlanırdı. Araştırmacılar, hala bu protein kodlayıcı genlerin kaç tane olduğu konusunda aynı görüşte değiller. BMC Biyoloji' de, 20 Ağustos'ta yayınlanan tahmin aralığı, 19.901 ile yeni açıklanan sayı olan 21.306 arasında. Ancak son on yılda araştırmacılar, tüm genlerin protein üretmediğini öğrendi. Pek çok bilim insanı, bir genin tanımını, "RNA' ları proteinlere dönüştürmek yerine, hücrede başka işlevlere sahip yapanları" da içerecek şekilde genişletti. Johns Hopkins Üniversitesi'nde yeni sayımın başındaki bir biyoistatistikçi olan Steven Salzberg, RNA üreten genlerin (kodlamayan genler) sayıları, protein kodlama genlerinden daha fazla olduğunu söylüyor. Ekibi, bu RNA genlerinden daha önce de fazlasıyla bulmuştu. Küçük RNA'lar işin içine katılmasa bile, Salzberg’in yeni insan gen toplamı en az 46.831. Kaynak
  3. Çok kuvvetli hastane dezenfektanı bile, antibiyotik dirençli organizmalara karşı etkinliğini yitiriyor. Bilim insanları uyardı: Bakteriler alkol bazlı el dezenfektanları karşısında hayatta kalmak için uyum sağlamayı öğrendiler. Özellikle de alkol, mikropları daha dirençli hale getiriyor. Özellikle de VRE (Vankomisin Dirençli Enterokok) olarak bilinen bir bakteri grubu, alkole karşı bir mutasyona uğramış görünüyor. Avustralya'daki Peter Doherty Enstitüsü'nden moleküler mikrobiyolog Tim Stinear : “Bu, hastane el hijyeninin sonu değildir, ancak sadece alkol bazlı dezenfektanlara ve VRE gibi bazı bakterilere güvenemeyiz. Burada ek prosedürlere ve politikalara ihtiyacımız olacak. Bu da, hastane için, alternatif dezenfektanlar, belki de klor bazlı süper temizleme rejimleri olacaktır." dedi. Araştırmacılar, 1997-2015 yılları arasını kapsayan dönemde, Avustralya hastanelerinde alkol bazlı el dezenfektanlarının yaygın olarak kabul edilmesinden önce ve sonra hastalardan alınan toplam 139 Enterococcus faecium örneğini test ettiler. Bu numuneler dezenfekte edici bir alkol solüsyonuna maruz kaldıktan sonra, 2010'dan sonra toplanan bakterilerin maddeye on kat daha fazla tolerans gösterdikleri bulunmuştur. 2012'de kafese konulan E. faecium suşuna sahip olan farelerin, bunu daha çok dışkılarında göstermesi de açık bir kanıtı oldu: Alkol, önceki suşlara kıyasla, etkili değildi. Daha sonraki bakteri suşları daha dirençli olduğunu kanıtladı. Ek olarak, alkole dirençli bakterilerin ek genetik analizi, hücre metabolizmasına bağlı spesifik genlerde mutasyon geliştirdiklerini ortaya çıkardı. Ancak, alkole direnç, bakterinin genel olarak antibiyotiklere karşı direncinden farklı bir genetik temele sahip gibi görünüyordu. VRE grubu bakterileri, özellikle bağırsak floralarını bozan bir antibiyotik tedavisi gören hastalar için tehlikelidir. VRE mikropları, idrar yolunda, yaralarda ve kan dolaşımında enfeksiyonlara neden olabilir ve zaten çeşitli antibiyotik sınıflarına da dirençlidir. Bu arada, alkollü losyonların, hastanelerde MRSA (Metisilin Dirençli Staphylococcus aureus) enfeksiyonlarının azaltılması da dahil olmak üzere birçok yönden etkili olduğuna dikkat etmek önemlidir. Bu dezenfektanlar, esasen, onları öldürmek için bakterilerin hücre zarlarını bozarlar. Ancak, bu el losyonlarının diğer prosedürlerle birlikte kullanılması gerekebilir. Araştırmacılar her zaman doğru şekilde kullanılması gerektiğini söylüyor. İnsanların 20-30 saniye (önerilen süre) boyunca ellerini tam olarak temizleme konusundaki isteksizliği, bu bakterinin mutasyona uğrama ve dirençlenme şansının nedenlerinden biri olabilir. Ayrıca, daha uzun süreli el yıkamanın yanı sıra, daha yüksek oranda alkol ve daha etkili hasta izolasyonuna sahip el dezenfektanlarının da yardımcı olabileceğini söyleyip, tavsiye ediyorlar. Daha kapsamlı temizlik rejimlerine de bakmalıyız diyorlar. Kaynak
  4. Dünya, gelecekteki küresel ısınmayı 2° C'nin altına sınırlamak için mücadele ederken, şimdi, herkesin sera gazı emisyonlarımızı mümkün olduğunca çabuk azaltmak için bu işin bir parçası olma zamanı. Ancak kişisel düzeyde bile, hepimiz günlük bir çevresel etki yaparız. Seçimlerimizi nispeten hızlı bir şekilde değiştirebiliriz ve toplum bunu yaygın olarak kabul edilen davranışlar olarak yayabilir. Bu fikirle, İsveç'teki Lund Üniversitesi'nden iki araştırmacı ve Kanada'daki British Columbia Üniversitesi, “bireysel sera gazı emisyonlarını azaltma potansiyeline sahip olanları tanımlamak için kapsamlı bir yaşam tarzı tercihleri paketi” ni analiz etmeye başladı. Bu yaşam tarzı seçimlerini yapmak için 39 hakemli incelemeye, hükümet raporlarına ve çevrimiçi araçlara baktılar. Yaptıkları analize göre, kişisel emisyonlarınıza en büyük etkiyi yapacak olan 4 şey: arabanızdan kurtulmak, uçak yolculuğundan kaçınmak, bitkisel bazlı bir diyete geçiş ve son olarak en radikal şekilde daha az çocuk sahibi olmak. Tonlarca CO2’nin eşdeğer emisyonu (tCO2e) olarak ölçülen bu yaşam tarzı değişiklikleri, kişisel karbon ayak izlerimizi azaltmak, parlak ampulleri uzun ömürlü olanlarla değiştirmek gibi “küçük şeyleri” geri dönüştürmekten daha fazla azaltma potansiyeline sahiptir. Ekibin verileri gösteriyor ki, bir yıl boyunca et yemeyi bırakırsanız, bireysel karbon ayak iziniz CO’ den 820 kilogram düşürebilir, bu da geri dönüşümden ortalama dört kat daha etkilidir. Ekibin çalışmalarında yazdığına göre; “Ciddi davranışsal değişim mümkündür; genç nesillerin mevcut yaşam tarzlarından çevre ile duyarlı yollardan ayrılmaya istekli olduklarına dair kanıtlar var”. Sürdürülebilirliğe küçük günlük katkılarımız, üzerine eklendiği sürece kesinlikle değerlidir, ancak araştırmalar, bunların daha etkili bir düzeyde çevre dostu seçimlerin bir “pozitif yayılım” gerektirmediğini göstermektedir. Yani diğer bir deyişle, geri dönüşümlerini ayıran birçok kişi de büyük benzinle dolu arabaları kullanıyor. Ancak ekip, gezegen uğruna daha büyük fedakârlıklar yaparsak, bir bütün olarak toplumsal normları değiştirmek için daha fazla olanak olduğunu savunuyor. Kaynak
  5. Salınan sera gazı miktarı açısından insan faaliyetlerinin çevreye verdiği zararın ölçüsüdür. İki ana parçadan oluşur: Birincil (Doğrudan) ayak izi ve İkincil (Dolaylı) ayak izi. Birincil ayak izi; evsel enerji tüketimi ve ulaşım (araba, uçak vb) gibi fosil yakıtların yanmasından ortaya çıkan doğrudan CO2 emisyonlarının ölçüsüdür. İkincil ayak izi; kullandığımız ürünlerin tüm yaşam döngüsünden, yani, bu ürünlerin imalatı ve en sonunda bozulmalarıyla ilgili olan dolaylı CO2 emisyonlarının ölçüsüdür. Ortalama bir kişinin, karbon ayak izini oluşturan etmenlerin oransal grafiği Peki, karbon ayak izimizi azaltmak için neler yapabiliriz? Tatillere uçakla gitmeyin. Elektrik için yenilenebilir enerji kullanın. Doğal Gaz, ısınma için güneş enerjisi kullanın; böylece doğal gaz faturanızı yılda % 70 azaltabilirsiniz. Seyahatlerinizde mümkün olduğunca toplu taşıma araçlarını kullanın. Yerel otobüs hizmetlerinizi öğrenin ve kullanın. Arabanızı yolculuk ayak izinizi azaltmak için paylaşın. Kaynak1 Ayrıca yapılması önerilen birkaç tane daha husus bulunmakta. Çöpleri ayrıştırın ve yeniden kullanın. Kağıt (ve kağıt ürünleri), teneke, plastik torba ve cam şişe gibi şeyleri geri kazanım kutularına atabilir ya da geri dönüşüm yapan kurumlarla bağlantıya geçerek aldırabilirsiniz. Pilleri çevreye ya da çöpe atmayın. Atık pillerin içerisindeki çeşitli kimyasal maddeler çöp depolama alanlarında yeraltı sularına ve toprağa karışarak kirlilik yaratabilir. Atık pilleri biriktirilerek, süpermarketlerde, okullarda, muhtarlıklarda, belediyelerin belirlediği toplama merkezlerinde bulunan atık pil kutularına atabilirsiniz. Vejeteryan olun ya da daha az et yiyin. Herkes %100 vejeteryan olmak için hazır olmasa da, daha az et yemenin karbon ayak izini azaltmanın en hızlı yollarından biri olduğu bir gerçek. Ayrıca hayvan endüstrisi çoğundaki şartlardan dolayı da sağlıksız gıdalar çıkıyor. Haftanın en azından iki gününü sadece vejeteryan beslenmeye ayırarak işe başlayabilirsiniz. Mevsimsel ve yerel meyve ve sebzeleri seçin. Kışın çilek ya da domates yemek çok cazip bir fikir gibi gelse de, bu gıdalar gezegenin diğer ucundan geldiği ya da çok fazla enerji tüketen seralarda yetiştiği için sürdürülebilir olmaktan çok uzak. Bu yüzden yaşadığınız yerde yetişen sebze ve meyveyi, yetiştiği mevsimde tüketin. Bisikletinizi tozlandığı yerden çıkarın. Türkiye'de bisiklet yolları yok denecek kadar az olduğu için uygulaması zor bir karar olsa da, en azından kısa mesafelerde araba yerine bisikleti tercih edin. Eğer bisikletiniz yoksa, kısa mesafelerde yürüyüş de yapabilirsiniz. Toplu taşımayı tercih edin. Daha fazla insanın toplu taşımayı tercih etmesi hem trafiği azaltır ve gideceğiniz yere daha rahat gitmenizi sağlar. Karbon salınımını da ciddi şekilde düşürür. Ayrıca, trafiğe çıkan her bir araç daha fazla petrol, daha fazla karbon salımı ve daha fazla trafik anlamına geliyor. Ağaç dikin ve çevrenize de hediye edin. Kendi apartmanınız ya da evinizin bahçesine ağaç dikebileceğiniz gibi ormanlarda belirlenen alanlara da ağaç dikebilir, bu konuda çalışan organizasyonlarla iletişime geçebilirsiniz. Evinizin enerji verimliliğini artırın. Ampullerinizi enerji tasarruflu olanlarla değiştirmek ciddi enerji tasarrufu yapmanızı sağlayacaktır. Kullanmadığınız zaman televizyon ve bilgisayarınızı kapatmak da evinizin enerji tüketimini azaltır. Eviniz kombi ile ısınıyorsa geceleri kapatabilir ya da derecesini azaltabilirsiniz. Bu yıl elektronik cihazlar alırken tekrar düşünün. Yeni bir cep telefonu, dizüstü bilgisayar ya da televizyon almadan önce bir kez daha düşünün. Bunlara gerçekten ihtiyacınız var mı? Elektronik tüketimimiz rekor seviyelere ulaşmış durumda. Bu yıl kendinize yeni elektronik cihaz almama sözü verin. Eğer kullandığınız cihaz bozulduysa ve yenisini almak zorundaysanız eskisini bir elektronik atık geri dönüşüm tesisine gönderebilirsiniz. Doğada daha çok vakit geçirin. Her hafta bir kez de olsa dışarıda yürüyüş yapma alışkanlığı edinin. Evlerimiz ve arabalarımızda vakit geçirmeye o kadar alıştık ki, pek çok insan artık doğanın neye benzediğini bile unutmuş durumda. Plastik kullanımınızı azaltın. Naylon torbalar yerine bez torba kullanmayı tercih etmek hem daha şık bir görüntü oluşturacak hem de doğaya bıraktığınız atık miktarını azaltacaktır. Ayrıca pet su şişelerini tekrar kullanabilir ya da kendi mataranızı taşıyabilirsiniz. (Ayrıca pet şişedeki suların, sağlık açısından uygun olmadığı konusunda pek çok araştırma bulunmaktadır.) Kaynak2
  6. @avni Evet genetik faktör elbette var, fakat bu sizin yaşam tarzınızla da ilgili. Yaşam tarzı derken neyi kastediyorum? Kanserojenlere ne ölçüde maruz kalıyorsunuz? Bu önemli bir soru. Yapılan yorumlar doğru fakat şu husus önemli; Eskiyle yeniyi her yönden ele almalısınız. Evet, hastalıkların çoğunda teşhis için günümüzde yöntemler mevcut fakat aynı zamanda kanser tetikleyiciler de arttı: Telefon sinyalleri (Etkili diyen de var, etkili değil diyende. Mümkün olduğunca uzun konuşmamak yada uzun görüşmelerimizi kulaklıkla konuşmak gerekiyor), Wi-Fi sinyalleri, şeker tüketimi, sigara-alkol tüketimi, UV ışınlar, hava kirliliği vs. daha sayılabilir. Eskiden kanser vakaları şimdiki rakamlarda değildi fakat bu saydıklarımın büyük çoğunluğu da yoktu yada az miktarda idi siz kendinizi asla şartlamayın ve bu tetikleyicilerden mümkün olduğunca korunmaya çalışın. Evet bazıları hayatımıza vazgeçilmez ölçüde işlemiş durumda. Bu yüzden mümkün olduğunca diyorum. Ferdi olarak yapabileceklerinizi yapın. Örneğin; şekeri kesin/azaltın veya katkı maddeleri içeren hazır besinler tüketmeyin. Yapamadıklarınızdan da kaçınmaya çalışın. Mesela, yazın güneşli havalarda öğlen saatlerinde UV'den korunabilmek için mecbur olmadıkça dışarıya çıkmayın. Özetle; kanser vakası genetik değişimlerin (hasarların) bir ürünüdür. Yani DNA'nızdaki hasarlardan kaynaklanan düzensizliklerdir. DNA'mıza zarar veren etkenlerden olabildiğince kaçınıp, kontrollerinizi yaptırdığınız sürece (özellikle aile geçmişinizde olduğu için söyledim. Ayrıca, ailesinde vaka olan herkes için de geçerli) korkmanıza yada endişe etmenize gerek yok. Hayatınızı yaşayın, sağlıkla kalın.
  7. Latince’de “kötü kokuyu uzaklaştırma” anlamı taşıyan deodorant, vücutta hoş olmayan kokuları maskelemek için kullanılır. Günlük yaşamımızda, yoğun işlerden geriye kalan en büyük etki ter kokusudur. Direkt olarak vücuda uygulanan bu kokular, kozmetik ürünler arasında oldukça ön plandadır. Peki, Deodorantın Zararları Nelerdir? Meme kanserine etkisi: Uzun yıllar boyunca kullanılan deodorantlar, zamanla kadınlarda çeşitli rahatsızlıkların ortaya çıkmasına neden olabiliyor. Bunların başında kanser yer alıyor. Meme kanseri, kadınlarda uzun zaman deodorant kullanmanın sebep olduğu etkenlerden biridir. Kısacası, kullanımında aşırıya kaçmamak ve gerekli miktarları aşmamak gerekir. Deri hastalıkları riski: Terli vücuda sıkılan bu ürünler bazı kişilerde çeşitli deri hastalıklarına sebep olabiliyor. Özellikle mantar, deodorant kaynaklı oluşan deri hastalıklarının başında gelmektedir. Bu yüzden terliyken deodorant kullanılmamasında yarar vardır. Kullanılması gerekiyorsa, kıyafetlerin üzerine sıkılmalıdır. Özellikle ciltleri daha hassas olan kişilerin deodorantlardan daha fazla etkilendiğini söyleyebiliriz. Astım hastalarına etkisi: Astım, çağımızın yaygın olarak görülen hastalıklarından biridir. Özellikle küçük yaştaki çocuklarda astım vakalarına sıklıkla karşılaşılabiliyor. Astım hastalarının deodorant kullanmaları oldukça tehlikelidir. Hatta astım hastalarının deodorant sıkılmış olan bir ortamda olmaları, hastaların nefes darlığı çekmelerine ve ani gelişen astım krizlerine yol açabilir. Özellikle küçük yaştaki çocuklarda bu durum çok daha belirgin etkiler göstermekte ve daha ciddi durumların ortaya çıkmasına sebep olabilir. Cilt kanserine etkisi: Bu ürünleri sıktıktan sonra güneşe çıkmak önemli cilt problemlerine neden olabilir. Çünkü; deodorant, güneş ışınları ile birleştiği zaman cilt üzerinde çeşitli alerjilere ve kızarıklara yol açıyor. Tüm bu etkenler de cilt kanserine yakalanma ihtimalini artırıyor. Deodorantların zararlı etkileri, sadece bireylerle sınırlı değildir. Dünyamıza, yani doğamıza da ciddi zararları vardır. Deodorantlar, içlerinde bulunan Klor (Cl) nedeniyle ozon tabakasını çözüyorlar. Deodorantların içeriğinde bulunan CFC gazı (Kloroflorokarbon) parçalanmıyor. Karşısına çıkan diğer moleküller ile birleşmeden atmosferde yükselebiliyor. Bozulmadan ozon tabakasına kadar çıkabildiği için de burada ozon moleküllerini parçalıyor. Peki bu CFC nedir? Haydi onu da öğrenelim: Kloroflorokarbon, Halokarbon Gazları sınıfına giren bir gazdır. O halde; daha genel kapsamda öğrenmemizde fayda var. Halokarbon Gazları: Bu gazlar, parfüm sanayindeki spreylerde ve soğutucularda kullanılarak atmosfere salınmaktadır. Atmosferin ozon tabakasındaki O3’ü, oksijene (O2) ve türevlerine dönüştürerek, ozon tabakasının incelmesine sebep olur. Böylece; Güneş’ten gelen ultraviyole ışınlarının (UV) büyük bir kısmını tutan ozon tabakası inceldiğinden, gereğinden daha fazla ultraviyole ışını Dünya’ya gelerek, canlılarda çeşitli zararlara ve yeryüzünde ısınmaya neden olmaktadırlar. Bu gazlar aynı zamanda, atmosfere yansıyan güneş ışınlarını tutarak da küresel ısınmaya neden olan gazlardır. NOT: Küresel ısınmaya neden olan diğer maddeleri ve bu maddelerin salınmasına neden olan diğer sebepleri merak edenler ve daha detaylı bilgi almak isteyenler, makaleden okuyabilirler. Kaynak1, Popular Science, Akademik Makale
  8. İnsanların bilim adamı istemesi, işi ehline bırakmak istemesinden kaynaklıdır. Ayrıca devlette hangi görevde olursa olsun kişi, uzmanı olduğu konuda, dünyadaki güncel haberleri, değişen yöntemleri vs günceli yakalamalıdır. Kişiler arasındaki fikir alışverişiyle bile en uygun yol, yöntem vs bulunabilir. Böylece, sorgulama ve denetim de sağlanmış olur.
  9. Biyolog olarak bir fikrim geldi..

    E arkadaşlar o zaman harekete nasıl geçiyoruz, nasıl ve nereden başlıyoruz? "Yapalım, edelim" kısmından sıyrılıp, "icraat" konuşsak?
  10. Biyolog olarak bir fikrim geldi..

    Hocam öncelikle düşünce güzel, ama... 1) Ülkemizde, olaylarının iç yüzü aydınlatılmaz (gıda ve sağlık hususunda). Ortaya çıkaranlar da ya yalanlanır ya da başı ağrır. 2) Eğer bunu kabul edersek, arka planda bir meslek olduğumuzu biz de kabullenmiş, içimize sindirmiş oluruz (Dünya'daki prestijinin aksine), fakat bu kabul edilemez bir husus. 3) Halkın mesleğimizi tanımaması, bizim suçumuz değil. Biz bireysel olarak ne kadar direnebiliriz veya anlatmaya çalışabiliriz ki? Buna sözüm ona dernekler(!) ve bakanlık nezdinde bir çözüm bulunmalı ki bu da ne kadar olası... 4) Toplu hareket etmeden (sosyal medyada gündem oluşturmak, başvuru yada itiraz yapılacaksa topluca ve bilinçli olarak yapmak vs) bir yere varabileceğimizi sanmıyorum, ki sonuç ortada. 5) İşe alım, yetki konularında da sistem vs bir takım şeyler değişmeden o da mümkün görünmüyor. Sertifikalı sağlıkçılar bile türedikten sonra, diplomalılara zorunlu olmadıkça ihtiyaç kalmadı. Önümüzdeki seçim dönemi ve seçim, sıkıntı halindeki her meslek grubu gibi bizim için de fırsat aslında ama kullan(a)mıyoruz. Ama hiç bir yerden ses yok...Tartışmaya oldukça açık bir konu ve bence bu sitedeki herkes fikrini beyan ederek, işe yaramayan derneklerden çok biz ses yükseltebiliriz diye düşünüyorum. Durum ortadayken, ne kaybederiz?
  11. 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı

    @Cenk Önsoy Kendilerini çok matah işler yapıyormuş gibi görmeleri çok güldürücü oluyor. Bir derneğin etkinliği sadece kongre olabilir mi ya Yok beklemiyorum zaten artık Benim mesleğimi yani beni temsil edip, bu zor durumda bile meslektaşları adına zerre faydaları olmuyorsa eleştirmek sonuna kadar hakkım. Cenk Bey, haksız olduğum yeri göstersinler zahmet edip Ayrıca biz bireysel olarak pek bir şey yapamayız ki. Sesimiz ne kadar çıkabilir? Biraz da meslekleri adına, toplu bir harekete öncülük etmelerini beklediğim için hayal kırıklığım var. Çok bir beklentim yok yani Bunu sanırım dediğiniz gibi biz yapmalıyız fakat bunu da tabii zaman gösterecek.
  12. 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı

    @MehmetEmin Teşekkür ederim. Bunlar yaklaşık 11 yıllık gözlem ve birikim. Daha söylenecek çok şey var ama bu kadarı yeterli ve anlaşılır oldu bence.
  13. Kromojenik agarda MRSA

    Kromojenik agara çizgi ekim yöntemiyle ekilmiş MRSA (Metisilin Dirençli Staphylococcus aureus) Yeşil renk vermesiyle, MRSA olduğunu anlayabiliyoruz. Bu besiyerleri, substrata özgü renk verdiği için, zamandan ve maliyetten tasarruf edebilmemizi sağlar.
  14. Birey olarak evriminiz ne durumda biliyor musunuz?

    Tamamlayamamışım henüz
  15. Candida albicans

    Mikroskopta görünümü Staphylococcus aureus'a benzerdir. Fakat Candida albicans, daha iri tanelidir.

Hakkımızda

Biyoloji Günlüğü ülkemizdeki biyoloji öğrencileri, mezunları ve çalışanları adına kar gütmeyen bir proje olarak 6 senedir faaliyetlerine yılmadan devam etmeye çalışan masum bir projedir. Lütfen art niyetinizi forumdan uzak tutunuz. Bize iletişim formu aracılığıyla ulaşabilirsiniz.

Dilerseniz biyolojigunlugu@gmail.com veya admin@biyolojigunlugu.com adresine mail de gönderebilirsiniz. Bizimle arşivinizi paylaşmak isterseniz wetransfer.com üzerinden biyolojigunlugu.com adresine dosya transferi olarak iletmeniz yeterlidir, sizin adınıza paylaşılacaktır.

×

Önemli Bilgilendirme

Kullanım Şartları, Gizlilik Politikası, Forum Kuralları sayfalarına göz atınız.