Jump to content
  • Kaydol

Biyoloji Forum Genel

Biyoloji forum platformuna ilişkin kategorilerin listelendiği başlığımızdır.

Forumlar

  1. 3
    Konu
  2. 23
    Konu
  3. Konu Dışı/Geyik

    Konu dışı veya keyifli paylaşımlar, görüşler, eleştiriler, görseller ve bilgiler

    51
    Konu
    • Burada henüz ileti yok
    • Burada henüz ileti yok
  4. Biyoloji Terminoloji

    Biyoloji alt ve üst içeriklerinde kullanılan ve sorgulanan terimler

    152
    Konu
  • Konular

  • Mesaj

    • Hücreler, yapılarına ve organizasyonlarının karmaşıklığına bağlı olarak birbirinden ayırt edilebilecek, prokaryotik ve ökaryotik olmak üzere iki temel farklı yapıya evrilmiştir. Mantar, protozoa ve helmintler ökaryotik iken, bakteriler prokaryotiktir. Ökaryotik hücre, çok sayıda kromozom içeren nükleer membranla çevrili gerçek bir nükleusa sahiptir ve yavru hücrelere kromozomların eşit bölüştürülmesini garanti altına alan mitotik aparat kullanır. Prokaryotik hücrenin nükleoiti, nükleer membran ve mitotik aparat olmaksızın gevşek organize olmuş tek çembersel DNA molekülünden oluşur (Tablo-3). Prokaryotik ve ökaryotik hücrelerin karakteristikleri Prokaryotik bakteri hücrelerinin nükleer membran içinde DNA’sı yoktur. Mitotik bölünme yapmaz. Histonla ilişkili DNA’ları yoktur. Tek kromozoma sahiptir. Mitokondri, lizozom gibi membranla bağlantılı organelleri yoktur. 70S ribozoma sahiptir. Peptidoglikan içeren hücre duvarı vardır. Ökaryotik insan hücrelerinin nükleer membran içinde DNA’sı vardır. Mitotik bölünme yapar. Histonla ilişkili DNA’ları vardır. Birden fazla kromozomu vardır. Mitokondri, lizozom gibi membranla bağlantılı organelleri vardır. 80S ribozoma sahiptir. Peptidoglikan içeren hücre duvarı yoktur. Farklı çekirdek türlerine ek olarak, hücreler diğer bazı özelliklerle de birbirinden ayırt edilir. Ökaryotik hücrelerin, mitokondri ve lizozomlar gibi organeller ve daha büyük (80S) ribozomları içerirken, prokaryotların organelleri yoktur ve daha küçük (70S) ribozomlar içerirler. Prokaryotların çoğu, özgün yapısal bir komponent olarak, aminoasitler ve şekerlerden oluşan bir polimer olan peptidoglikan içeren sert bir dış hücre duvarına sahiptir. Diğer taraftan ökaryotlar peptidoglikan içermezler. Ya esnek hücre membranı ile çevrilidirler ya da mantarlarda olduğu gibi tipik olarak iskeleti oluşturan bir N-asetilglikozamin homopolimeri olan kitin içeren sert bit hücre duvarına sahiptirler. Ökaryotik hücre membranı steroller içerirken , duvarsız Mycoplasma dışında hiçbir prokaryot membranında sterol yoktur. Hareket bu organizmaların ayırt edilebileceği başka bir özelliktir . Protozoonların çoğu ve bazı bakteriler hareketliyken , mantar ve virüsler hareketsizdir . Protozolar , flagella , siliya ve psödopod olmak üzere üç farklı hareket organına sahip heterojen bir gruptur . Hareketli bakteriler yalnızca flagella aracılığıyla hareket ederler . TERMİNOLOJİ Bakteri , mantar , protozoa ve helmintler cins ve tür adının kullanıldığı iki isimli Linnean sistemine göre adlandırılırlar , fakat virüsler böyle isimlendirilmezler . Örneğin , herkesçe bilinen Escherichia coli bakterisinin adına bakıldığında , Escherichia cins ve coli tür adıdır . Benzer şekilde Candida albicans mayasının adı cins olarak Candida tür olarak albicans’tan oluşur . Fakat virüsler tipik olarak poliovirüs , kızamık virüsü , kuduz virüsü gibi tek bir isme sahiptirler . Bazı virüslerin iki kelimeden oluşan adları vardır , örneğin herpes simpleks virüs gibi , fakat bunlar cins ve türü temsil etmezler .
    • Papillomavirus ailesine mensup, deri ve mukozal yüzeylerdeki bazal epitelyal tabaka hücrelerini enfekte eden bir tür DNA virüsüdür. Genel tanımının yanı sıra halk tarafınca daha çok kanser ile ilişkilendirilen bir hastalıktır. 1970’li yıllardaki keşfi ile HPV virüsü ve kanser arasındaki ilişki bilimsel manada kanıtlandı. Bir çok ek çalışma ile desteklendi. Bugüne kadar 100’e aşkın HPV virüsü saptanmıştır. HPV daha çok; anüs, vajina, penis, serviks, ağız, vulva gibi dokuların mukozal tabakasında tutunarak kansere sebep olabilmekte.
    • Akupunktur orijini yaklaşık beş bin yıl öncesine dayanan ve Çin’de ortaya çıkmış bir tedavi metodudur. Bu tedavi metotunun temelini oluşturan anlayışa göre sağlıklı olma durumu tüm yaşayan organizmalarda mevcut qi (ya da chi) olarak adlandırılan hayat enerjisinin bedende dengeli olarak akışının sonucudur. Akupunktur uygulamalarını şekillendiren teoriye göre bedende meridyen olarak adlandırılan on iki adet temel büyük enerji hattı bulunmaktadır ve bu hatların her biri belirli iç organlarla ve organ sistemleriyle irtibatlı- dır. Hastalıkların qi adlı enerji sisteminin belirli noktalarda tıkanmasından kaynaklandığı düşünülmüş ve meridyen sistemi üzerinde uyarıldığında enerji akışını kolaylaştıracak binden fazla nokta tesbit edilmiştir. Hemen derinin altında yer alan bu akupunktur noktalarına özel bazı iğneler batırıldığında ya da uyarıcı nitelikte tohumlar yapıştırıldığında bunun tıkanıklığı düzelttiği ve enerji akışını tekrar sağladığı düşünülmektedir. Hastalığın ve ağrının kaynağı enerji tıkanıklığı olduğu için de ağrı geçmiş ve sağlıklı hâl tekrar sağlanmış olmaktadır. 1960’larda Kim Bong Han ve bir araştırma grubu insan bedeninde bu meridyenlerin varlığını ortaya koyabilmek için bir çalışma yaptılar. Bu çalışma sonucunda Çin geleneğinde varlığına inanılan meridyenlere uygun hatlarda ince kanal benzeri tüp şeklinde oluşumların var olduğunu mikrodiseksiyon yoluyla ortaya koyduklarını belirttiler. Bu kanallardaki sıvı bazen kan ve lenf dolaşımı ile aynı yönde bazen aksi yönde akmaktaydı. Aynı konuda bir Fransız araştırmacı olan Pierre de Vernejoul de çalışmış ve akupunktur noktalarına radyoaktif izotoplar enjekte ederek özel bir kamera aracılığı ile bunların dağılma paternini izlemiştir. Bu çalışma sonucunda dört ila altı dakika içinde izotopların akupunktur meridyenleri boyunca otuz santimetre ilerlediği gözlenmiştir. Aynı izotoplar kana verilerek yayılım paternleri izlendiğinde meridyen hatlarını takip etmiyordu. Bu da akupunktur noktalarının bulunduğu bölgeden geçen farklı bir hattın delili olarak kabul edilebilirdi. Yine son zamanlarda yapılan çalışmalar akupunktur noktaları, meridyenler ve bedenin elektrik akımları arasında spesifik bir bağlantı olduğunu ortaya koymuştur. 1950’lerden beri meridyenlerde ve spesifik akupunktur noktalarında galvanik deri cevabını örtecek (galvanic skin response-GSR ) elektrik cihazları geliştirmek için pek çok çalışma yapılmıştır. Bu çalışmalar hem meridyen sistemini doğrulamış hem de akupunktur noktalarının bedenin diğer noktalarına göre daha yüksek düzeyde elektrik kondüktansı taşıdığını ortaya koymuştur. Akupunktur yöntemi ile vücudun çeşitli bölgelerindeki ağrılar, psikolojik ve mental problemler, bağımlılıklar, kilo problemleri, pek çok durum tedavi edilmektedir. Bu yöntem giderek daha fazla kabul görmekte ve sağlık sistemleri arasında daha fazla yer almaktadır.
    • Bu yöntem, spesifik kaslardaki zayışıkların belirlenmesi ile vücut organlarında ve bezlerindeki sağlıkla ilgili dengesizliklerin ortaya konabilmesi hedefine yönelmiştir. Bu spesifik kasların uyarılması ve gevşetilmesi ile uygulamalı kinesiyoloji çok çeşitli sağlık problemlerini teşhis edip çözüme kavuşturabilir. Spesifik kaslardaki fonksiyon bozuklukları ve ilgili organ ya da bezlerdeki fonksiyon bozuklukları arasındaki yakın bağlantıdan dolayı uygulamalı kinesiyoloji geniş bir hastalık çeşidinin tespit ve tedavisinde kullanılabilir. Hastalığın kaynağının kas, bez veya organ olması fark oluşturmaz. Uygulamalı kinesiyoloji kas-bez-organ bağlantısından hareketle sağlık probleminin nedenine işaret etmekte ve bunu doğrulamak için daha ileri tetkiklerin yapılabilmesine yol açmaktadır. Problem tespit edildikten sonra ilgili kası güçlendirmek için çeşitli teknikler uygulanmakta ve sağlığın tekrar kazanılması amaçlanmaktadır. Bu metotun öncülerinden olan Los Angeles’dan Robert Blaich, D.C. satım hastalığının tedavisinde konvansiyonel metotlarla uygulamalı kinesiyolojinin metotlarını karşılaştırmakta ve kas aktivitesinin sağlık üzerindeki etkisine bir örnek olarak ortaya koymaktadır. Astı- mın konvansiyonel metotlarla tedavisinde adrenal bezi hormonları veya türevleri kullanılmaktadır. Uygulamalı kinesiyolojist bu durumda, adrenal bezi ile de bağlantılı olan sırt ve bacak kaslarını araştıracak ve bu kaslardaki zafiyeti gidermek yoluyla adrenal bezin kendi bronkodilatörlerini ( hava yollarını gevşeten ya da açan kimyasal maddeler ) salgılamasına yardımcı olacaktır. Uygulamalı kinesiyoloji uzmanlık gerektiren bir tekniktir ve ehil olanlar tarafından uygulanmalı- dır. Bu metotu uygulayacak kişilerin ayırıcı tanı yapabilecek ve bulguları değerlendirebilecek düzeyde tıbbî bilgisinin olması gerekmektedir.
    • Biofeedback eğitimi kişiye bedeninin hayatî fonksiyonlarını basit elektronik cihazlarla kontrol edebilmeyi öğretir. Biofeedback özellikle stresin azaltılmasını öğretmekte, baş ağrılarını geçirmekte , astım ataklarını kontrol edebilmekte, hasarlı kaslara tekrar fonksiyonlarını kazandırmakta ve ağrının azaltılmasında yararlıdır. Kişinin hayatî fonksiyonlarını kontrol edebilmeyi öğrenebileceği düşüncesi oldukça yenidir. 1969’lardan önce bilim adamlarını çoğu kalp hızı ve nabız, sindirim, kan basıncı, beyin dalgaları ve kasların işleyişleri gibi otonom sinir sistemi fonksiyonlarının istemli olarak kontrol edilemeyeceğine inanırlardı.   Son zamanlarda biofeedback ile birlikte yönlendirilmiş hayal, progresif relaksasyon ve meditasyon gibi kendini kontrol metotları gittikçe yaygınlaşan şekilde fizyologlar ve psikologlar tarafından kabul görmektedir. Biofeedback eğitimi normalde bilinç dışı olan beden fonksiyonlarının (solunum, kalp hızı ve kan basıncı gibi) genel sağlık durumunun iyileştirilmesi amacı ile bilinçli olarak kontrol edilmesini öğretmektedir. Bu süreçte monitörize edilen kişinin hayatî fonksiyonlarını anında rapor eden bir düzenek oluşturulmakta ve kişiye sistemi bilinçli olarak etkileme imkânı sağlanmaktadır. Bu konuda alınan eğitimin ardından pratik uygulamalar ne kadar fazla olursa beden fonksiyonlarını kontrol kabiliyeti de o kadar artacaktır. Bu metot özellikle stresle bağlantılı olan insomni, temporomandibüler eklem sendromu, migren, astım, hipertansiyon, gastrointestinal hastalıklar, müsküler disfonksiyon (kas fonksiyon bozuklukları) gibi durumlarda etkilidir. Ayrıca kanser, AIDS ve diğer kronik hastalıklarda stresi azaltıcı bir yöntem olarak da öğretilmektedir.
  • Forum İstatistikleri

    • Toplam Konu
      2.274
    • Toplam İleti
      2.595
  • Galeri Istatistikleri

    • Resim Sayısı
      2.609
    • Albüm
      10

  • Dosya Istatistikleri

    • Dosyalar
      91
    • İncelemeler
      1

    Son Eklenen
    Cenk Önsoy

    0    0

Hakkımızda

Biyoloji Günlüğü ülkemizdeki biyoloji öğrencileri, mezunları ve çalışanları adına kar gütmeyen bir proje olarak 6 senedir faaliyetlerine yılmadan devam etmeye çalışan masum bir projedir. Lütfen art niyetinizi forumdan uzak tutunuz. Bize iletişim formu aracılığıyla ulaşabilirsiniz.

Dilerseniz biyolojigunlugu@gmail.com veya admin@biyolojigunlugu.com adresine mail de gönderebilirsiniz. Bizimle arşivinizi paylaşmak isterseniz wetransfer.com üzerinden biyolojigunlugu.com adresine dosya transferi olarak iletmeniz yeterlidir, sizin adınıza paylaşılacaktır.

×

Önemli Bilgilendirme

Kullanım Şartları, Gizlilik Politikası, Forum Kuralları sayfalarına göz atınız.