Jump to content

Tüm Aktiviteler

Bu akış otomatik güncelleniyor     

  1. Son hafta
  2. Gıda Terörü

    Güzel ve önemli bir konu. Bu yazı bu kadarla kalmamalı diye düşünüyorum. Yani, zaman içerisinde edindiğimiz ek bilgilerle bu konuyu olabildiğince detaylandırmamız gerekiyor. Gıda, kesinlikle ihmale gelmez. Emeğiniz için teşekkürler.
  3. İnsan genetiğinde veya genomunda kaç gen bulunduğunu bulmak, bilim insanlarının düşündüğü kadar kolay değil. Bir genin tanımı, 15 yıldan uzun bir süre önce İnsan Genomu Projesi' nin tamamlanmasından bu yana değişmiştir. Genler, "RNA'ya kopyalanan ve daha sonra proteinlere dönüştürülen talimatları içeren DNA uzantıları" olarak tanımlanırdı. Araştırmacılar, hala bu protein kodlayıcı genlerin kaç tane olduğu konusunda aynı görüşte değiller. BMC Biyoloji' de, 20 Ağustos'ta yayınlanan tahmin aralığı, 19.901 ile yeni açıklanan sayı olan 21.306 arasında. Ancak son on yılda araştırmacılar, tüm genlerin protein üretmediğini öğrendi. Pek çok bilim insanı, bir genin tanımını, "RNA' ları proteinlere dönüştürmek yerine, hücrede başka işlevlere sahip yapanları" da içerecek şekilde genişletti. Johns Hopkins Üniversitesi'nde yeni sayımın başındaki bir biyoistatistikçi olan Steven Salzberg, RNA üreten genlerin (kodlamayan genler) sayıları, protein kodlama genlerinden daha fazla olduğunu söylüyor. Ekibi, bu RNA genlerinden daha önce de fazlasıyla bulmuştu. Küçük RNA'lar işin içine katılmasa bile, Salzberg’in yeni insan gen toplamı en az 46.831. Kaynak
  4. Daha eskiler
  5. Şu an için[genel insanlık adına] bilgi düzeyimiz... Aslında iki üç resimle anlatmaya çalıştım. genelde ise "insanlıkta" durum içler acısı! ... "her bir şey güç! daha da önemlisi "biraz daha fazla para" ... Hayatını idame edebilmek için "sistemin gerekliliği" para için çalışanlar & yine zincirin tepesinde olup da sistemi yönetenler... onlar da "sistemden kopmama adına, dışlanmama adına "altta kalanın" üzerinden yoluna devam etme peşinde... hani derler ya "allta kalanın canı çıksın"... işte tam da öyle bir şey... "Hastahaneye git ve de ki "param yok, beni muayene edin, hatta ilaçları mı da verin, yaka paça dışarı atılırsın, orada ölsen bile"... sonuç: her bir şey sistemin dayatması... antidepresan kısmına gelince! tam +26yıla yakındır bu tarz ilaçlar kullanan tanıdıklarım var! amaç "gerçekten" insanları iyileştirmek olsa! sebep de biliniyorsa o sebebin eksiklik giderilir...Manipülasyonla ve bundan çıkar elde etmek maksatlı! idare ettirilmez... *[Şunu şimdiden kesinlikle duyar gibiyim "hadi be saçmalamış kendince!- ne demek istediğimi içimizde bu yazıyı okuyup da "bir yerlerde maaşlı çalışan varsa, sistemde istenmeyeni yaptığında iş akdinin fesh edilebileceğini bilen anlar. veya iş hayatındaysa "sistemde ne gibi mücadeleler gerektirdiğinin farkındadır! ve ne anlatmak istediğimi manası ile anlamıştır] *Sonuç: en önemli şey hayatta, ne olursa olsun, nasılsa ve ne üzerineyse mücadelemiz, insanlığımızdan kaybetmeden "insan gibi yaşayabiliyorsak, kimseleri kandırmadan, çalmadan, çırpmadan, dolandırmadan, ikinci maskeleri takmadan" işte o zaman "senden daha şanslısı & mutlusu yok" bu dünyada, inan. . . işte o zaman "prozak,zoloft,paxil"" gibi "psychedelic'lere de ihtiyaç yok" tur... köylerde eskiden bu kadar deli mi vardı! her köyde belki olan 1 deli [o da genetik bozukluktandı ]" şimdi ise tam tersi, akıllı sayısı bunun katı kadar... Happy End: *PARA ! seni icat edenin ben! emi...
  6. Beyinde iyi hissetmene yarayan bolumlere etki ederek. Bu kadar basit. Yalniz mutluluk bu kadar basit olamiyor cunku beynin sadece bir noktasiyla degil cok fazla yonuyle alakali. Antidepresan cok kisitli bir etki yapiyo, butun beyni yeniden yapilandirabilecek kapasitede bir sey degip. O yuzden antidepresanin verdigi gecici kalkinma gucunu kullanip harwkete gecip terapi falan gormezsek antidepresanin etkisinin hafifledigini veya kalmadigini gorebiliriz.
  7. SSRI seratonin geri Alınim inhibitörü diye adlandırılır sinaptik boşlukta salınan seratonin bir kısmı enzimlerle parçalanırken bir kısmı geri hücreye döner parçalanmasını ve geri alınımı engelleyen bu ilaçlar seratoninin uzun süre sinaptik boşlukta kalarak impuls iletimini sağladığından kişi kendini uzun süreli mutlu hisseder.
  8. Bu dediğiniz , hafif depresyonlar (distimi), takıntılar (obsesyon),,,, için doğru bir öneri ; Ama şiddetli ataklarda; özellikle kendini yada başkasını öldürme riski olan hastalarda en azından bir süre antidepresan yada antipsikotik ilaç şarttır. Yani dr.irving'in önerdiği "koşu, yürüyüş , egzersiz,,,vs" ruh sağlığını koruyabilir; bu doğru; ama iş ciddiye binince ; yani kendini öldürme raddesine gelmiş bir depresyon hastasını "hadi egzersiz yap iyileşeceksin" desen bile bunu yapacak takati ve motivasyonu bulunmadığı için , tehlikeli bir kumar oynanmış olur. İşte tam da bu noktada ilaç ilk motivasyonu sağlar; e sonrası da kendine kalmış,, "Daha kötü eder" iddiası ise; antidepresanların kimi hastalarda intiharı da tetiklediği iddiasından yola çıkılarak söylenmiş bir şey olsa gerek. Ama 1 kişiyi öldürüyorsa , 100 kişiyi de kurtarıyor. Ve ilaç kullandırmaktaki ana gerekçe bu. Yani penisilin dediğimiz antibiyotik her yıl binlerce insanı ölümden ve sakat kalmaktan kurtarırken ; diğer yandan da allerji yapması nediyle aynı süre zarfında bir kaç kişiyi de öldürür. Bu ölen bir kaç kişiden yola çıkarak ; penisilin kötüdür, ortadan kaldırılmalıdır, ilaç firmalarının bir oyunudur " dersek , daha çok ölümle yüzleşmek zorunda kalırız
  9. Antidepresanlar çalışmaz daha da kötü eder hiç bir işe yaramadığı pr.dr irving kirsch tarafından kanıtlanmıştır
  10. Net bir soru sordum, lütfen bilen arkadaşlar özet düzeyde yanıtlarsa sevinirim. Antidepresan ilaçlar nasıl çalışır, etki ederler?
  11. Benim bu konuda önemli bulduğum kısım şuydu: Çoğu icat, tam olarak nerede kullanılacağı bilinmeden yapılıyor. Haliyle çoğu da (o devirde) bir karşılığı olmadığı için çöpe gidiyor. Buhar makinası da ısı enerjisini harekete çeviriyordu, ancak trenlerde kullanılmadan önce birkaç kez yeniden tasarlanması ve "icat edilmesi" gerekti. Watt, buhar makinasını geliştiren kişidir yani, icat eden değil.
  12. Jared daemon ın tüfek, mikrop ve çelik kitabınıı öneririm bu konularda her soruya cevap niteliğindedir.
  13. Aletler de evrim geçirdiler aslında. Önce taş sopa gibi tek parçadan oluşuyorlardı (tek hücreliler), sonra mızrak balta gibi birkaç parçadan oluşmaya başladılar (çok hücreliler), sonra bazı yuvarlakımsı yassı aletlerin bayırdan aşağı düzgünce yuvarlandığı farkedildi ve o aletleri başka amaçlarla kullanmaya başladık (doğal seçilim), bu sayede yeni bakış açıları geliştirip farklı olanaklar ve kombinasyonlarla başka başka aletler denedik hiç durmadan (mutasyonlar), aralarından bazı aletler çok işimize yaradı ve onları hayatımızda tuttuk ve nesiller boyu hep ürettik (kalıtım), sonra bu kullanışlı aletleri daha fazla ve hızlı şekilde üretmek için fabrikalar kurduk (üreme/çoğalma), bazıları zamanla artık işimize yaramaz oldu ve onları artık kullanmaz olduk (neslin tükenmesi), sonra bu aletlere birer kimlik kazandırmaya başladık ve onları süsledik ambalajladık (ego/benlik), aletlerimiz öyle gelişmişti ki artık bizim yapamadığımız işleri yapmaya başladılar (zeka/akıl)..., bundan sonrası artık bilim kurgu; Sonunda bu aletler kendi bağımsızlıklarını ilan ederek onları yaratan doğadan yani bizden ayrıldılar ve bizden uzakta kendi koydukları bambaşka kuralların ve kanunların egemen olduğu bize tamamen zıt bir düzende yaşamaya (işlemeye) devam ettiler, ihtiyaçları oldukça bizi kullandılar, bize kötülük ettiklerini düşündükçe bizi koruma altına aldılar, bizi bazen sevdiler bazen bizi hor gördüler, ama her zaman sömürdüler. Biz onların "doğası" olmuştuk, onlar da bizim "insanımız".
  14. Sanayi devrimlerini, kapitalizmi ya da askeri ihtiyaçları bu gelişimin sonuçları olarak görmek, daha doğru olur sanırım. Gelişimin nedenleri için en temel motivasyon, adaptasyon olmalı. Nihayetinde ilkel aletlerin kullanımı ile birlikte türün çevreye adaptasyonu yeni bir şekilde kazanmış oldu. Hayatta kalma ve türün devamı şansı yükseldi. Böylece artan nüfus yeni ihtiyaçlar doğurdu ve yeni adaptasyonlar gerekti. Nüfusun ihtiyaçları söz konusu motivasyonlardan biri olmasına rağmen, bütün süreci tek bir değerde incelemek de yeterli olmayabilir. Nihayetinde evet, hayatta kalmak ve türü devam ettirmek tüm canlılar için en temel motivasyonlar olmalarına rağmen, örneğin oyun oynamak büsbütün farklı bir davranış örüntüsü ortaya çıkartır. Bu davranışı farklı memeli türlerinde de gözlemlemek mümkün. Demek ki, diğer hayvanlar için de söz konusu iki temel motivasyonun dışında süreçler de var. Basitçe, karşılaşılan ihtiyaçlar için üretilen her yeni çözüm, yeni ihtiyaçları da doğurur. Çünkü her çözüm, türün çevreyle etkileşiminde değişim yaratır. Bunun en güncel örnekleri, günlük kullanıma sunulan teknoloji ürünleridir. Örneğin cep telefonları, günlük hayata sokulmadan önce bir ihtiyaç değilken, insanların iletişim becerilerini güçlendiren bir çözüm olarak ortaya çıktıklarından beri, sosyal yaşamımız için temel bir ihtiyaç haline geldiler. Bundan sonra daha gelişmiş cep telefonlarının üretimi ve onların satın alımı için motivasyonlarımız gelişti. Bu motivasyonun farklı ve daha karmaşık ihtiyaçlara evrileceği de aşikar.
  15. İlkel aletlerden modern tasarıma kadar geçen sürede ne oldu? Hangi ihtiyaçlar motive etti bizi. Sadece sanayi devrimleri, kapitalizm ya da askeri ihtiyaçlar mı nedeni?
  16. Biyolog. Türkiye'nin geleceğini ekonomi experi damatlar değil, biyologlar kurtaracak. Sadece ölümcül konuma gelmeyi bekliyorlar. Sonra yana döne biyolog arayacağız.
  17. Türkiyede kalmayı düşünüyorsan gerçekten zor bir seçim olacak. Eğer hedefin daha iyi bir hayat yaşamak ise yurtdışına git orada emin ol daha çok saygı görürsün ne iş yaptığın önemli değil. Türkiyede doktor bile olsan yine saygısızlık ile karşı karşıyasın mühendislik için ise köklü üniden mezun olmazsan ve kendini geliştirmezsen bir yere gelmen zor. Ben de zamanında keşke Avrupa ülkelerinden birine gitseydim diye düşünüyorum burada okumak günden güne zorlaşıyor
  18. Türkiye'nin geleceği diye bir şey yok, her şey bitti artık. 2023'e kadar çok büyük bir ekomik krizin içinde yaşayacağız, yaşam tarzı ve siyasi görüş olarak kutuplaşan halk bu kriz ile birlikte bir kaos havası olacak, sonra iç savaş patlak verecek ve hemen ardından ülke ya federal devlet olacak ya da şeriat ilan edilecek. Bunları ön görmemek zor değil. Burası sıradan bir Orta Doğu ülkesi olacak yapacak bir şey yok, halkın çoğunluğu bunu arzu ediyor ve istiyor, herkes olacaklara katlanacak. Benin tavsiyem Avrupa'da iş bulabileceğin bir bölüm oku, yabancı dilini öğren ve terk et bu rezil coğrafyayı
  19. Hangisini seçersen seç, bilimi, üretmeyi, öğrenmeyi seven bir insan isen başarıya ulaşırsın. Her mesleğin ilk seneleri sıkıntılıdır, hele türkiye gibi bir ülkede sürekli sırtında taşıman gereken egolu ve vasıfsız, beceriksiz insanlar olacak, sabret. Buuzun bir maraton. Genel-geçer ya da gündelik başarılarla, aferinlerle ilgilenme, hedeflerin olsun, mesleğini dünyanın her yerinde ve her koşulda icra edebilecek yetkinliği, tecrübeyi hedefle. Ha bu arada çok para ve rahat bir hayat hedefliyorsan mühendislikten de tıptan da uzak dur. İkisi de biraz gönül işidir.
  20. Bir de şöyle bir şey var; okul ve bölüm seçilirken ülke gerçekleri de o mesleğin sağlayacağı olanaklar da yanlış değerlendirilir genelde. Dolayısıyla yaptığı işle mesleği aynı olmayan milyon tane insan vardır. Eğer mesleğini icra etmek gibi doğal ve mantıklı bir çabası varsa arkadaşımızın hekim olursa, çok çok büyük olasılıkla mesleğini yapacaktır. Ama mühendis olursa okuduğu bölümle de mühendislikle de ilgisi olmayan bir iş yapacaktır, o işin olanakları kendisini memnun edecekse ne mutlu. Hoş mühendislik ya da doktorluk yapmakla da mutluluk garantisi edinemez. Aslında çalışıp da mutlu olan da pek yoktur
  21. Tanıdığım inşaat mühendisi ve mimar arkadaşlarım var yeni mezun oldular ancak iş bulamıyorlar başvurdukları her yer en az 3-5 yıllık bir tecrübe istiyor.. çalışmadan tecbüre nasıl alacaklar orası ayrı bir konu ancak uzun lafın kısası.. arkanda bir dayın olmayınca mühendislik pek bi işe yaramıyormuş onların deyimiyle..
  22. Sen kendine hangisini yakın görüyorsan onu seçmelisin. Yakın zamanda şöyle bir şey okudum . Maalesef kaynak belirtemiyorum. Bugün çok sevdiğim bir arkadaşımla 3 saate yakın sohbet ettik. Oğlu ABD’de lisede okuyor, seneye üniversiteye başlayacak. Herkes gibi onlar da hangi bölüm daha uygun olur telaşındalar. Ona söyledim, size de söyleyeyim... Bizim çocuklarımız muhtemelen 80 yaş civarı emekli olacaklar, insan ömrü uzuyor. World Economic Forum diyor ki şu anda ilkokulda okuyan öğrencilerin ileride yapacakları işlerin %65’inin adı bugün konmamış. Bugün hangi okuldan mezun olursanız olun, 20-30 sene sonra o işin tüm dinamikleri değişecek ve hatta mesleğin kendisi bile ortadan kalkacak. Tahminen herkes kariyeri boyunca pek çok işi deneyecek. Dolayısıyla benim görüşüme göre gençlerin okuyacakları bölümden daha değerli olan şu konulara odaklanmak daha isabetli olur: 1-Eleştirel Düşünme ve Problem Çözme Becerisi 2-Farklı Sosyal Çevreler Arasında Köprü Kurma ve Etkili Liderlik Becerisi 3-Çeviklik ve Uyum Sağlayabilme Becerisi 4-İnisiyatif Alma ve Girişimcilik Becerisi 5-Sözlü ve Yazılı İletişim Becerisi (Eğer harika fikirlerin varsa ama onları ifade edemiyorsan, kaybolursun). 6-Bilgiye Erişme ve Analiz Etme Becerisi 7-Meraklanma ve Hayal Kurma Becerisi
  23. Yeterince gelişir imkan bulursan gelişmiş bir ülke de olsaydın mühendislik, ama bu ülke de üretim olayı gittikçe köreliyor büyük oranda yerli ve milli reklamlarına odaklı. Tüm yeteneğin harcanma riski de var. Ama kariyer imkanı çok geniş yurt dışına çıkmak göze alınırsa imkan çok. Kendine güvenin varsa çamur tutsam heykel yaparım diyorsan sabrım çok diyorsan matematik fizik rahat yaparım diyorsan mühendislik. Benim kendi becerime güvenim çok yok iş zor olursa ya yapamazsam, garanti olsun ben pek kendimi geliştiremesemde standart mezun olsamda yüksek iş tutacağım bir yer olsun he ben yine kendimi geliştirirsemde yükselirim diyorsan biyolojin matematik ve fizikten iyiyse tıp. Mühendislikte çok fazla mezun olduğu için zorlu bir seçilim vardır. Ancak tıpta şu var eski eleman açlığını kaybetti. Önümüzdeki sene okumaya başlasan 7 yıl sonra mezun olduğunda atama işi sıkıntı olabilir 4 yıl asistanlık yaparsan 11 yıl sonra şuan ki öğretmenlik seviyesine düşme ihtimali var.
  24. Hocaların asistanların ya da seni ezebilecek konumda olan herkesin sana köpek boku muamelesi yapıp son sene hastabakici kadar değer görmeyip, mezun olunca zorunlu hizmete gitmek zorunda olduğun, diplomanın hiçbir uluslarası gecerliligi olmadığı icin denklik işlemlerine bir ton para dökmen gerektiği ülkenin dışına doğru düzgün çıkamayacağın, kadınsan doktor yerine bile konulmayacağın ömrünün hocalarin kaprisleriyle geçeceği ve tus gibi sacma bir sınavda zekiysen cildiye gibi hasta gormeyecegin bölümleri yazmaya çalışmanın tek vizyon olduğu mesleği tercih etmek istiyorsan sen bilirsin. Ben bin pismanim şimdiki aklım olsa biyomedikal ya da genetik mühendisliği okuyup kendimi yurtdışına atardım.
  25. Ben mühendislik eğitimi alıyorum .Bir şeyler ürettiğini hissediyorsun severek yaparım ama psikolojik olarak hastanede duramam bile.muhendislik mi tıp mi diye bir ayrıma nasıl düştün anlamadım elma ile armut gibi farklılar ilgi alanına yöneleceksin bu reklâmcılık olabilir uluslar arası ilişkilerdde
  26. cok hizli degisen bir zamandayiz. ne okursan oku kendini garantiye alamazsin. ille de gelecek yatirimi istiyorsan yurt disina git derim.
  27. Bir Makina mühendisi olarak katkıda bulunayım. İki meslek de saygın ve para kazandıracak meslekler. Bugün de yarın da öyle olacak. Kendine sorman gereken şu, bu mesleklerden hangisini severek, cefasını çekecek kadar istekle ve arzuyla yapacaksın. İyi olduğun işi, severek yapacağın işi, kendine ve başkalarına fayda sağlayabileceğin işi yapmak, seni tatmin edecek ve mutlu edecektir. Japonların İkigai felsefesi(hayatın amacı) ile ilgili okumanı tavsiye ederim.
  1. Daha fazla aktivite göster
Reklam verebilirsiniz


Hakkımızda

Biyoloji Günlüğü ülkemizdeki biyoloji öğrencileri, mezunları ve çalışanları adına kar gütmeyen bir proje olarak 6 senedir faaliyetlerine yılmadan devam etmeye çalışan masum bir projedir. Lütfen art niyetinizi forumdan uzak tutunuz. Bize iletişim formu aracılığıyla ulaşabilirsiniz.

Dilerseniz biyolojigunlugu@gmail.com veya admin@biyolojigunlugu.com adresine mail de gönderebilirsiniz. Bizimle arşivinizi paylaşmak isterseniz wetransfer.com üzerinden biyolojigunlugu.com adresine dosya transferi olarak iletmeniz yeterlidir, sizin adınıza paylaşılacaktır.

×

Önemli Bilgilendirme

Kullanım Şartları, Gizlilik Politikası, Forum Kuralları sayfalarına göz atınız.