<?xml version="1.0"?>
<rss version="2.0"><channel><title>Molek&#xFC;ler Biyoloji Yeni Konu</title><link>https://www.biyolojigunlugu.com/forum/23/</link><description>Molek&#xFC;ler Biyoloji Yeni Konu</description><language>tr</language><item><title>P&#xFC;rin ve pirimidin bazlar&#x131; nelerdir?</title><link>https://www.biyolojigunlugu.com/topic/2363/</link><description><![CDATA[
<p>
	Adenin(A) ve Guanin(G) bazları pürin, Timin(T) ve Sitozin(C) bazları ise pirimidindir.
</p>

<p>
	RNA da bulunan Urasil(U) de pirimidin bazıdır. Toplamda 3 pirimidin, 2 pürin bazı vardır.
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">2363</guid><pubDate>Thu, 23 May 2019 20:36:15 +0000</pubDate></item><item><title>DNA'da Annealing (kayna&#x15F;ma) nedir?</title><link>https://www.biyolojigunlugu.com/topic/2364/</link><description><![CDATA[
<p>
	Isıtılan DNA'nın yavaşça soğutularak tekrar çift zincirli haline geri dönmesidir.
</p>

<p>
	Polimeraz zincir reaksiyonu temel olarak 3 aşamada gerçekleşir ve annealing bunlardan biridir.Daha iyi anlaşılcağını düşündüğüm için bu 3 basamaktan da bahsedeyim.
</p>

<p>
	Denatürasyon:İlk aşamada DNA molekülünün çift zincirli yapısı yüksek ısı yardımıyla birbirinden ayrılır(denatürasyon) .Çoğunlukla 94°C- 97°C arasında 15-60 sn süresince uygulanır.
</p>

<p>
	Annealing(Bağlanma):Denatürasyonu takiben daha düşük ısılarda oligonükleotid primerler, ayrılmış olan tek zincirli DNA üzerinde kendi eşlenikleri olan bölgelere bağlanırlar.Bu olay çoğunlukla 47°C- 60°C arasında 30-60 sn ‘de gerçekleşir.(G/C oranı yüksek olan bölgelerde bağlanma ısısı 68°C’ye kadar arttırılabilir)
</p>

<p>
	Elongasyon(uzama):Son aşamada ısı 72°C’ye kadar arttırılarak DNA polimeraz enziminin tamamlayıcı DNA zincirini uzatması sağlanır.Elongasyon basamağının süresi kullanılan polimerazın cinsine ve amplifiye edilecek DNA‘nın uzunluğuna göre 30sn ile 3 dakika arasında değişir.
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">2364</guid><pubDate>Thu, 23 May 2019 20:36:39 +0000</pubDate></item><item><title>&#xD6;karyotlar ve Prokaryotlar</title><link>https://www.biyolojigunlugu.com/topic/2358/</link><description><![CDATA[
<p>
	Hücreler, yapılarına ve organizasyonlarının karmaşıklığına bağlı olarak birbirinden ayırt edilebilecek, prokaryotik ve ökaryotik olmak üzere iki temel farklı yapıya evrilmiştir. Mantar, protozoa ve helmintler ökaryotik iken, bakteriler prokaryotiktir.
</p>

<ul>
	<li>
		Ökaryotik hücre, çok sayıda kromozom içeren nükleer membranla çevrili gerçek bir nükleusa sahiptir ve yavru hücrelere kromozomların eşit bölüştürülmesini garanti altına alan mitotik aparat kullanır.
	</li>
	<li>
		Prokaryotik hücrenin nükleoiti, nükleer membran ve mitotik aparat olmaksızın gevşek organize olmuş tek çembersel DNA molekülünden oluşur (Tablo-3).
	</li>
</ul>

<p>
	Prokaryotik ve ökaryotik hücrelerin karakteristikleri
</p>

<ul>
	<li>
		Prokaryotik bakteri hücrelerinin nükleer membran içinde DNA’sı yoktur. Mitotik bölünme yapmaz. Histonla ilişkili DNA’ları yoktur. Tek kromozoma sahiptir. Mitokondri, lizozom gibi membranla bağlantılı organelleri yoktur. 70S ribozoma sahiptir. Peptidoglikan içeren hücre duvarı vardır.
	</li>
	<li>
		Ökaryotik insan hücrelerinin nükleer membran içinde DNA’sı vardır. Mitotik bölünme yapar. Histonla ilişkili DNA’ları vardır. Birden fazla kromozomu vardır. Mitokondri, lizozom gibi membranla bağlantılı organelleri vardır. 80S ribozoma sahiptir. Peptidoglikan içeren hücre duvarı yoktur.
	</li>
</ul>

<p>
	Farklı çekirdek türlerine ek olarak, hücreler diğer bazı özelliklerle de birbirinden ayırt edilir.
</p>

<ul>
	<li>
		Ökaryotik hücrelerin, mitokondri ve lizozomlar gibi organeller ve daha büyük (80S) ribozomları içerirken, prokaryotların organelleri yoktur ve daha küçük (70S) ribozomlar içerirler.
	</li>
	<li>
		Prokaryotların çoğu, özgün yapısal bir komponent olarak, aminoasitler ve şekerlerden oluşan bir polimer olan peptidoglikan içeren sert bir dış hücre duvarına sahiptir. Diğer taraftan ökaryotlar peptidoglikan içermezler. Ya esnek hücre membranı ile çevrilidirler ya da mantarlarda olduğu gibi tipik olarak iskeleti oluşturan bir N-asetilglikozamin homopolimeri olan kitin içeren sert bit hücre duvarına sahiptirler.
	</li>
	<li>
		Ökaryotik hücre membranı steroller içerirken , duvarsız Mycoplasma dışında hiçbir prokaryot membranında sterol yoktur.
	</li>
</ul>

<p>
	Hareket bu organizmaların ayırt edilebileceği başka bir özelliktir . Protozoonların çoğu ve bazı bakteriler hareketliyken , mantar ve virüsler hareketsizdir . Protozolar , flagella , siliya ve psödopod olmak üzere üç farklı hareket organına sahip heterojen bir gruptur . Hareketli bakteriler yalnızca flagella aracılığıyla hareket ederler .
</p>

<p>
	TERMİNOLOJİ
</p>

<p>
	Bakteri , mantar , protozoa ve helmintler cins ve tür adının kullanıldığı iki isimli Linnean sistemine göre adlandırılırlar , fakat virüsler böyle isimlendirilmezler . Örneğin , herkesçe bilinen Escherichia coli bakterisinin adına bakıldığında , Escherichia cins ve coli tür adıdır . Benzer şekilde Candida albicans mayasının adı cins olarak Candida tür olarak albicans’tan oluşur . Fakat virüsler tipik olarak poliovirüs , kızamık virüsü , kuduz virüsü gibi tek bir isme sahiptirler . Bazı virüslerin iki kelimeden oluşan adları vardır , örneğin herpes simpleks virüs gibi , fakat bunlar cins ve türü temsil etmezler .
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">2358</guid><pubDate>Thu, 09 May 2019 14:41:08 +0000</pubDate></item><item><title>Genotipleri farkl&#x131; canl&#x131;lar&#x131;n e&#x15F;le&#x15F;tirilmesi ya da tozla&#x15F;t&#x131;r&#x131;lmas&#x131;na ne denir?</title><link>https://www.biyolojigunlugu.com/topic/2315/</link><description><![CDATA[
<p>
	Genotipleri farklı canlıların eşleştirilmesi ya da tozlaştırılmasına Melezleme adı verilir.
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">2315</guid><pubDate>Wed, 20 Feb 2019 10:44:10 +0000</pubDate></item><item><title>Onkotik bas&#x131;n&#xE7; nedir? Kolloid osmotik bas&#x131;n&#xE7; nedir?</title><link>https://www.biyolojigunlugu.com/topic/2313/</link><description><![CDATA[
<p>
	Plazmada bulunan proteinli maddeler hücre zarından geçemezler. Plazmada proteinlerin derişimi hücreler arası sıvıdan beş kat daha fazladır. Kılcal damarlardaki osmotik basıncın bir bölümü bu proteinlerce oluşturulur. Bu şekilde yarı geçirgen zardan geçemeyen kolloid maddelerin meydana getirdiği basınca onkotik basınç ya da kolloid osmotik basınç denir.
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">2313</guid><pubDate>Wed, 20 Feb 2019 10:43:36 +0000</pubDate></item><item><title>XXX, XXY, XYY nas&#x131;l olu&#x15F;ur?</title><link>https://www.biyolojigunlugu.com/topic/2312/</link><description><![CDATA[
<p>
	Üç genotip de gonozomlarda ayrılmama sonucu oluşmaktadır. Gonozomlara eşey kromozomları da denir. Dişilerin genotipi 44+XX, erkeklerin genotipi 44+XY'dir. Yumurtanın genotipi 22+X, spermin genotipi ise ya 22+X ya da 22+Y'dir.
</p>

<p>
	44+XXX bireylere süper dişi de denmektedir. Mayoz bölünmenin Anafaz evresinde meydana gelen ayrılmama sonucu oluşur. Örneğin gonozomları ayrılmamış bir yumurta (22+XX), X taşıyan normal bir spermle döllenirse süper dişi bireyler oluşabilir.
</p>

<p>
	44+XXY bireyler Klinefelter sendromlu erkeklerdir. Mayoz bölünmede meydana gelen ayrılmama sonucu oluşan bir yumurta  (22+XX), Y taşıyan bir normal bir spermle döllenirse bu bireyler meydana gelebilir.
</p>

<p>
	44+XYY bireylere süper erkek de denmektedir. Bu bireyin oluşması için mayoz bölünmenin anafaz 2 evresinde ayrılmama görülmüş bir spermin (22+YY), normal bir yumurtayı döllemesi gerekir.
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">2312</guid><pubDate>Wed, 20 Feb 2019 10:43:20 +0000</pubDate></item><item><title>Hidrofilik ve hidrofobik nedir?</title><link>https://www.biyolojigunlugu.com/topic/2311/</link><description><![CDATA[
<p>
	Kısaca: Suyu seven ve sudan kaça moleküler özelliklerdir.
</p>

<p>
	Polar gruba sahip olan moleküller su ile hidrojen bağı oluşturarak suyun içerisinde çözünürler. Bu tür moleküllere <strong>hidrofilik </strong>(suyu seven) denir.
</p>

<p>
	Apolar moleküller su içerisinde çözünmezler ve <strong>hidrofobik</strong> (sudan kaçan) olarak isimlendirilirler. Bu tür moleküller su ile hidrojen bağı oluşturamayacakları için diğer hidrofobik moleküllerle interaksiyon (etkileşime) girerler.
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">2311</guid><pubDate>Wed, 20 Feb 2019 10:43:01 +0000</pubDate></item><item><title>Aktif ta&#x15F;&#x131;ma nedir, hangi ko&#x15F;ullarda ger&#xE7;ekle&#x15F;ir?</title><link>https://www.biyolojigunlugu.com/topic/2310/</link><description><![CDATA[
<p>
	<strong>ÖRNEK:</strong>İnce bağırsaktaki glikozun kana geçmesi.Böbrekteki geri emilim.
</p>

<p>
	• Bir maddenin az olduğu yerden çok olduğu yere geçmesidir.<br>
	• Porlardan geçebilecek büyüklükteki maddeler aktif taşıma ile taşınır.<br>
	• Enzim kullanılır.<br>
	• Enerji harcanır.<br>
	• Sadece canlı hücrelerde görülür.<br>
	• Denge yoktur.<br>
	• Taşıyıcı moleküller kullanılır.
</p>

<p>
	<strong>NOT 1 :</strong> Hücre zarından geçebilecek büyüklükteki bir maddenin miktarı hücre içi ile hücre dışı arasında farklılık oluşturuyorsa burada aktif taşıma var demektir.<br>
	<strong>NOT 2 :</strong> Sıcaklık artışı,molekülün alınmasını hızlandırmaz.
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">2310</guid><pubDate>Wed, 20 Feb 2019 10:42:45 +0000</pubDate></item><item><title>Glikoz sentezi t&#xFC;m canl&#x131;larda ortak m&#x131;d&#x131;r?</title><link>https://www.biyolojigunlugu.com/topic/2309/</link><description><![CDATA[
<p>
	Kısaca: Değildir. Glikoz ya da öncülleri ototrofik canlılar tarafından üretilebilir. Hetetrof canlılar ise bu besinleri dışarıdan almak zorundadırlar.
</p>

<p>
	Aslında sentez sözcüğü kafa karıştırıcı.. Heterotrof olan insan karaciğerinde de glikoz karbondioksit ve sudan sentezlenebiliyor. ATP nin kaynağı dışarıdan alınan besinden alındığından sisteme bir katkısı yok ve bu nedenle dikkate alınmıyor. Glikoz sentezi deyince karbondioksitin indirgenmesi diye de düşünülebilir.
</p>

<p>
	Söylediğimiz gibi, sentez sözcüğü detaya indiğimizde aslında gerçekleşen şeyler fakat bunları göz ardı ediyoruz bilim olarak ya da yanlış yansıyor bize. Soru belki fotoototrofik yolla ya da kemoototrofik yolla glikoz sentezi tüm canlılarda ortak mıdır şeklinde sorulsa, cevaplar daha kesin olabilirdi.
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">2309</guid><pubDate>Wed, 20 Feb 2019 10:42:28 +0000</pubDate></item><item><title>Annealing (kayna&#x15F;ma) nedir?</title><link>https://www.biyolojigunlugu.com/topic/2308/</link><description><![CDATA[
<p>
	Kısaca: Isıtılan DNA'nın yavaşça soğutularak tekrar çift zincirli haline geri dönmesidir.
</p>

<p>
	Polimeraz zincir reaksiyonu temel olarak 3 aşamada gerçekleşir ve annealing bunlardan biridir.Daha iyi anlaşılcağını düşündüğüm için bu 3 basamaktan da bahsedeyim.
</p>

<p>
	Denatürasyon:İlk aşamada DNA molekülünün çift zincirli yapısı yüksek ısı yardımıyla birbirinden ayrılır(denatürasyon) .Çoğunlukla 94°C- 97°C arasında 15-60 sn süresince uygulanır.
</p>

<p>
	Annealing(Bağlanma):Denatürasyonu takiben daha düşük ısılarda oligonükleotid primerler, ayrılmış olan tek zincirli DNA üzerinde kendi eşlenikleri olan bölgelere bağlanırlar.Bu olay çoğunlukla 47°C- 60°C arasında 30-60 sn ‘de gerçekleşir.(G/C oranı yüksek olan bölgelerde bağlanma ısısı 68°C’ye kadar arttırılabilir)
</p>

<p>
	Elongasyon(uzama):Son aşamada ısı 72°C’ye kadar arttırılarak DNA polimeraz enziminin tamamlayıcı DNA zincirini uzatması sağlanır. Elongasyon basamağının süresi kullanılan polimerazın cinsine ve amplifiye edilecek DNA‘nın uzunluğuna göre 30sn ile 3 dakika arasında değişir.
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">2308</guid><pubDate>Wed, 20 Feb 2019 10:42:12 +0000</pubDate></item><item><title>B-DNA formu &#xF6;zellikleri nelerdir?</title><link>https://www.biyolojigunlugu.com/topic/2306/</link><description><![CDATA[
<p>
	1 .Her bir zincirdeki ardışık nükleotitler birbirine 34,6 derecelik bir açı ile dönerler. İkili sarmalın tam bir dönüşü yaklaşık 10,4 baz çiftinde tamamlanır.<br>
	2. İkili sarmalın bir tam dönüşünde oluşan uzunluk 3,40 nm'dir. Buradan, yaklaşık her bir baz çiftinin DNA uzamasına 0,33 nm katkıda bulunduğu ortaya çıkmaktadır.<br>
	3. İkili sarmalın çapı 2,37 nm'dir.
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">2306</guid><pubDate>Wed, 20 Feb 2019 10:41:03 +0000</pubDate></item><item><title>Histon proteinlerinin &#xF6;zellikleri nelerdir?</title><link>https://www.biyolojigunlugu.com/topic/2305/</link><description><![CDATA[
<p>
	Histon proteinleri H1, H2A, H2B, H3 ve H4 olarak tanımlanmıştır. Histonlar çok sayıda arjinin ve lisin amino asidi içerir. Bu nedenle baziktirler ve pozitif yüke sahiptirler. Histonlar, pozitif yükleri sayesinde DNA'nın negatif yüklü fosfodiester iskeletine kolayca bağlanır. Her bir histon proteininin primer yapısı tüm organizmalarda hemen hemen aynıdır. Bu primer yapı benzerliği tersiyer yapıya ve dolayısı ile de fonksiyonlarına da yansımaktadır.
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">2305</guid><pubDate>Wed, 20 Feb 2019 10:40:11 +0000</pubDate></item><item><title>Fosforilasyonun kritik rol oynad&#x131;&#x11F;&#x131; biyolojik olaylar nelerdir?</title><link>https://www.biyolojigunlugu.com/topic/2302/</link><description><![CDATA[
<p>
	Fotosentez, oksidatif fotofosforilasyon, substrat düzeyinde fosforilasyon, protein fosforilasyonu.
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">2302</guid><pubDate>Wed, 20 Feb 2019 10:39:19 +0000</pubDate></item><item><title>Molek&#xFC;ler &#xE7;al&#x131;&#x15F;malarda kullan&#x131;lan enzimler nas&#x131;l elde edilir?</title><link>https://www.biyolojigunlugu.com/topic/2299/</link><description><![CDATA[
<p>
	Moleküler biyoloji çalışmalarında ihtiyaç duyulan bazı enzimler viruslardan köken almaktadır. Örne¤in polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) uygulamalarında önemli bir yeri olan reverz transkriptaz enzimi retroviruslardan köken alır.
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">2299</guid><pubDate>Wed, 20 Feb 2019 10:38:21 +0000</pubDate></item><item><title>Organik molek&#xFC;llerin canl&#x131; ya&#x15F;am&#x131;ndaki rol&#xFC; nedir?</title><link>https://www.biyolojigunlugu.com/topic/2298/</link><description><![CDATA[
<p>
	Organik moleküller, hayatın yapı taşlarını oluştururlar; hücrenin (canlının) mimari (stüktür) yapısını oluştururlar, yaşamsal olayları düzenlerler, molekül taşıyıcıları olarak görev yaparlar, bilgiyi saklar ve iletirler, enerji oluştururlar ve iletirler, biyolojik çeşitliliği belirlerller, moleküler habercileri ve köprüleri meydana getirirler.
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">2298</guid><pubDate>Wed, 20 Feb 2019 10:37:56 +0000</pubDate></item><item><title>Tiroid Hormonlar&#x131;</title><link>https://www.biyolojigunlugu.com/topic/2063/</link><description><![CDATA[
<p>
	-  Tiroid bezi foliküllerinin lümeninde bulunan kolloiddeki en önemli protein, tiroglobulindir (Bu nedenle kolloide tiroglobulin de denir).
</p>

<p>
	- Tiroglobulin, iyotlu glikoprotein olup, moleküler ağırlığı 680.000 dolayındadır. Büyük moleküler ağırlıklı bir madde olması nedeniyle, tiroglobulin kanda görülmez ve tiroid hormonlarının saklanan ön şekli olarak kabul edilir.
</p>

<p>
	- Deneysel olarak tiroglobulin bir hayvana enjekte edildiğinde, daima antijenik bir etki gösterir. Tiroid bezinin kronik iltihaplanmasıyla ortaya çıkan Hashimoto hastalığında ise, tiroid bezinden tiroglobulinin kana geçtiği ve kanda tiroglobuline karşı oluşan antikorlar görülür.
</p>

<p>
	- Ayrıca, yüksek oranda radyoaktif iyot alarak tiroid dokusu zedelenmiş bireylerde, kanda tiroglobulinin bulunduğu da saptanmıştır.
</p>

<p>
	- Uygun fizyolojik şartlar altında, tiroglobulin molekülü, proteazlar aracılığı ile parçalanıp,    iyotlu amino asitleri oluşturur.
</p>

<p>
	Tiroglobulin molekülünün parçalanmasıyla meydana gelen iyotlu amino asitler, monoiodotirozin (MIT), diiodotirozin (DIT), triiodotironin (T3) ve tetraiiodotironin=tiroksin (T4) dür.
</p>

<p>
	- Monoiodotirozin ve diiodotirozin, dolaşıma geçmez. Oluşumlarını takiben, hemen folikül hücrelerinde, deiodinaz enzimi aracılığı ile monoiodotirozin ve diiodotirozin iyotlarından arınırlar. Bu reaksiyon sonucu serbest kalan iyot, yeni başlayacak başka bir tiroglobulin sentez yolunda kullanılır.
</p>

<p>
	- Triiodotironin ve tiroksin, dolaşıma geçen ve esas olarak biyolojik aktivite gösteren tiroid hormonlarıdır. Kanda, tiroksin, triiodotironinden daha fazla miktarda bulunur. Ancak, triiodotironin, tiroksine kıyasla daha aktiftir ve hedef yapısındaki etkisini daha kısa zamanda meydana getirir. Tiroksinin böbreklerde, triiodotironine dönüştüğüne ait çalışmalar vardır.
</p>

<p>
	- Tiroid hormonlarının kandaki taşıyıcı proteinleri, tiroksin bağlayıcı globulinler (TBG), tiroksin bağlayıcı prealbumin (TBPA) ve serum albumini (ALB) dir. Tiroksin, taşıyıcı proteinlerine triiodotironine kıyasla daha kuvvetli bağlarla bağlıdır. Kanda taşıyıcı proteinlerine bağlı olarak taşınan tiroid hormonları, hedef dokularına eriştiklerinde, taşıyıcılarından ayrılır, kapiller duvarından geçip, hedef hücreleri üzerindeki etkilerini gösterirler.
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">2063</guid><pubDate>Tue, 12 Jun 2018 07:20:24 +0000</pubDate></item><item><title>Antikorlar&#x131;n yap&#x131;s&#x131; nas&#x131;ld&#x131;r?</title><link>https://www.biyolojigunlugu.com/topic/2062/</link><description><![CDATA[
<ul>
	<li>
		Serum ve diğer vücut sıvılarında bulunurlar ve yüksek mol. ağırlıklıdırlar.
	</li>
	<li>
		Antikorlar serumun globulin kısmında keşfedilmişlerdir ve bu kısma günümüzde immünglobulin denir ve Ig olarak sembolize edilir.
	</li>
	<li>
		Ig’ler immün cevapta rol oynarlar ve antijenik uyarım sonucu B-lenfositlerin değişimi sonucu oluşan plazma hücreleri tarafından sentezlenirler.
	</li>
	<li>
		Su ve bazı çözücülerde çözünebilme dereceleri,elektroforez hızları,molekül ağırlıkları,çökme hızları gibi özelliklerine bağlı olarak beşe ayrılırlar: IgG, IgA, IgM, IgD ve IgE
	</li>
	<li>
		Ig’ler glikoprotein yapısında yaklaşık %90’ı polipeptid, %10’u karbonhidrattır.
	</li>
	<li>
		Temelde benzer bir yapı gösterirler ve monomer denen en az bir temel birimden oluşurlar.
	</li>
	<li>
		Tek bir Ig molekülü basitçe Y şeklinde ve ağır ve hafif olmak üzere iki çeşit polipeptid zinciri içerir.
	</li>
	<li>
		2 adet identik, hafif polipeptid zinciri, molekülün kol kısımlarında, ağır zincirler ise hem kol hem de gövde kısmında bulunur.
	</li>
	<li>
		Kollarda ağır ve hafif, gövdede ise iki ağır zincir arasında disülfit bağları bulunur ve bunlar poipeptid zincirleri bir arada tutarak Ig molekülünü oluştururlar.
	</li>
	<li>
		Ig molekülünün uçları serbestçe hareket edebilecek şekildedir.
	</li>
	<li>
		Ig molekülü papain adlı bir enzimle muamele edildiğinde Y şekli 3 bölüme ayrılmıştır: 2 adet Fab fragmenti (Fragment Antigen Binding) ve 1 adet Fc fragmenti (Fragment crystallizable)
	</li>
	<li>
		Fab fragmenti üzerindeki amino –terminal uçları antijene bağlanır.
	</li>
	<li>
		Ig bivalenttir yani aynı özellikteki iki antijeni iki farklı tarafa bağlayabilir. Böylece aynı anda iki antijen ile reaksiyona girilebilir. Bunun sonucu büyük antijen-antikor kompleksleri oluşur.
	</li>
	<li>
		Fc fragmenti soğukta kristalleşir, hücre yüzeylerine bağlanmada , enzim, radyoaktif madde ve floresanslı madde bağlanmasında rol oynadığından çok önemlidir.
	</li>
	<li>
		Ig mol. Pepsin ile muamele edildiğinde bir Fc ile birbirine bağlı halde iki adet Fab olmak üzere ikiye ayrılır.
	</li>
	<li>
		Her bir antikor molekülü temelde ağır ve hafif zincir yapısı göstermesine rağmen antikorları birbirlerinden farklı kılan, her bir zincir içindeki değişken bölgelerin varlığıdır.
	</li>
	<li>
		Ağır ve hafif zincirlerin amino uçlarına yakın kısımlardaki aminoasit dizilişi değişebilir özellikte olduğundan bu bölgelere V Bölgesi (variable=değişken) denir.
	</li>
	<li>
		Bu değişken bölgeler antijene uyacak özellikte sentezlenir.
	</li>
	<li>
		Değişken bölgelerin arasında hem ağır hem de hafif zincirlerde sabit bölgeler bulunur. Bu bölgeler aynı a.a. dizilişine sahiptir ki bu kısımlara C Bölgesi (constant=değişmez) denir
	</li>
</ul>
]]></description><guid isPermaLink="false">2062</guid><pubDate>Tue, 12 Jun 2018 07:15:10 +0000</pubDate></item><item><title>Mitotik rekombinasyonda homolog kromozomlar nas&#x131;l e&#x15F; olu&#x15F;turur?</title><link>https://www.biyolojigunlugu.com/topic/1607/</link><description><![CDATA[
<p>
	Mitozda homologlar eş oluşturmazlar ve sinaps oluşumu gözlenmez peki nasıl oluyor da mitotik rekombinasyonda homolog kromozomlar eş oluşturur?
</p>

<p>
	mitotik rekombinasyonlarda, rekstriksiyon ve ardından rekombinant yöntemi gözlenir. Bu evrelerin başlangıçı olan rekstriksiyon kısmında; ek olarak hücrelerin gen kısmı kesilir ve donör olarak kullanılan hücrenin geniyle rekombinesi-birleştirilmesi gerçekleşir. Katılımı sağlanan bu donörlerlerde homolog ve sinapların oluşumu gözlenebilmektedir.
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">1607</guid><pubDate>Tue, 03 Apr 2018 12:04:22 +0000</pubDate></item><item><title>&#xC7;e&#x15F;itli madde gruplar&#x131;nda biyotransformasyon</title><link>https://www.biyolojigunlugu.com/topic/1606/</link><description><![CDATA[
<p>
	Bunların başlıcaları;
</p>

<ul>
	<li>
		L-Askorbik asit üretimi
	</li>
	<li>
		Ürokanik asit
	</li>
	<li>
		Poliinozin asidi+polisitidin asidi üretimi
	</li>
	<li>
		Koenzim A üretimi
	</li>
	<li>
		Efedrin sentezi
	</li>
	<li>
		Dihidroksiaseton sentezi
	</li>
	<li>
		Karbonhidrat dönüşümleri
	</li>
	<li>
		Yağların enzimtik interesterifikasyonu
	</li>
	<li>
		Pestisitlerin biyotransformasyonu
	</li>
</ul>
]]></description><guid isPermaLink="false">1606</guid><pubDate>Tue, 03 Apr 2018 12:04:04 +0000</pubDate></item><item><title>Hidrofobik interaksiyon (etkile&#x15F;im) nedir?</title><link>https://www.biyolojigunlugu.com/topic/1602/</link><description><![CDATA[
<p>
	Hidrofobik R grubununa sahip amino asitler apolardır ve bu tür amino asitler polipeptidin su ile temas etmediği iç kısımlarda bulunurlar. Hidrofobik grupların polipeptidin su ile temas eden yüzeyinden uzaklaşma eğilimi hidrofobik interaksiyon (etkileşim) olarak bilinmektedir.
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">1602</guid><pubDate>Tue, 03 Apr 2018 12:01:07 +0000</pubDate></item><item><title>Su molek&#xFC;l&#xFC;n&#xFC;n yap&#x131;s&#x131; nas&#x131;ld&#x131;r?</title><link>https://www.biyolojigunlugu.com/topic/1600/</link><description><![CDATA[
<p>
	Su molekülünün polar yapısını anlayabilmek için öncelikle şeklini göz önüne getirmemiz gerekmektedir. Su molekülü üçgen şeklindedir. (İki hidrojen atomu birbirleriyle 104.5 derecelik mesafe ile oksijen atomuna bağlanırlar.) Molekül bütün olarak yüksüz olmasına rağmen, elektronlar farklı kutuplara dağılmışlardır. Molekülün tepesinde bulunan oksijen atomu elektronegatiftir, yani elektronları kendisine çekme yeteneğine sahiptir ve böylece molekülün bu ucunu negatif yüke sahip kılarken molekülün diğer ucu hidrojen atomlarının etrafında pozitif yüke sahip olur. Bu yük dağılımı su molekülüne polar özelliğini kazandırmaktadır. Polaritesinden dolayı su molekülleri birbirlerine eğilim göstermektedir ve bir moleküldeki elektronegatif oksijen atomu kendisine komşu olan diğer moleküldeki elektropozitif hidrojen atomu ile ilişkiye girecek şekilde sponten oryantasyon gösterirler. Bu tür ilişkinin her biri hidrojen bağı oluşumu yönündedir.
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">1600</guid><pubDate>Tue, 03 Apr 2018 12:00:05 +0000</pubDate></item><item><title>5&#x2032; &#x2013; 3&#x2032; fosfodiester ba&#x11F;&#x131; nedir?</title><link>https://www.biyolojigunlugu.com/topic/1599/</link><description><![CDATA[
<p>
	Bir nükleotidin hidroksil grubu (OH), diğer bir nükleotidin fosfat grubu ile kovalent fosfodiester bağı oluşarak birbirine bağlanır. DNA’daki fosfodiester bağları, ardışık şekerlerin 5′ ve 3′ karbon atomları arasında oluştuğu için, bu bağ oluşumuna 5′ ve 3′ fosfodiester bağı adı verilmiştir.
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">1599</guid><pubDate>Tue, 03 Apr 2018 11:58:10 +0000</pubDate></item><item><title>Chargaff kurallar&#x131; nelerdir?</title><link>https://www.biyolojigunlugu.com/topic/1598/</link><description><![CDATA[
<p>
	Dna örneklerinde Adenin’in Timin’e , Guanin’in ise Sitozin’e eşit molar oranlar içerdiğini belirlemiştir. Bunu kağıt kromotografisi tekniği ile saptamıştır.
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">1598</guid><pubDate>Tue, 03 Apr 2018 11:57:50 +0000</pubDate></item><item><title>Hemadsorbsiyon nedir?</title><link>https://www.biyolojigunlugu.com/topic/1597/</link><description><![CDATA[
<p>
	Virüsle enfekte hücrelere belli hayvan türlerine ait eritrositlerin tutunması hemadsobsiyon olarak tanımlanır. Bu olayda eritrositleri bağlama yeteneğine sahip virüs proteinlerinin hücre zarına yerleşmiş olması başlıca etkendir.
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">1597</guid><pubDate>Tue, 03 Apr 2018 11:57:35 +0000</pubDate></item><item><title>A-DNA formu nedir?</title><link>https://www.biyolojigunlugu.com/topic/1596/</link><description><![CDATA[
<p>
	B-DNA kristallerinden su uzaklaştırıldığında ya da bu kristallerin tuz oranı azaltıldığında; uzun ve ince B-DNA molekülleri kısalmaya ve kalınlaşmaya başlar. Bu A-DNA formu olarak tanımlanmaktadır. A-DNA’da büyük oluk kısalmış ve daralmış durumdadır. Ancak, küçük olukta genişleme ve uzama görülür. Herbir tam dönüşte oluşan uzunluk 3,40 nm’den 2,46 nm’ye düşer ve tam dönüşlerdeki baz sayısı yaklaşık 11 adete ulaşır.
</p>
]]></description><guid isPermaLink="false">1596</guid><pubDate>Tue, 03 Apr 2018 11:53:59 +0000</pubDate></item></channel></rss>
