in

Biyoloji Bilimi

     Biyoloji genel anlamda canlılar alemini inceleyen bir bilimdir. Yeryüzünde milyonlarca canlı türü bulunmaktadır. Canlının evrenin evrimi içinde ilk kez ortaya çıkışı, ilk canlıların geçmişte kalan fosil türlere ve günümüzde yaşayan türlere çeşitlenmesi (evrimleşmesi), canlıların birbirleri ile ve çevre ile olan ilişkileri, canlının moleküler düzeyden hücre, doku, organ ve organ sistemleri düzeyine organizasyonu, canlının üremesi ve kalıtım yolu ile biyolojik mirasını gelecek kuşaklara aktarma ilkelerinin incelenmesi tıbbi biyoloji ve genetiğin temel konularını oluşturmaktadır.

     Bilimsel Araştırma Yöntemi

     Bilimin, bilinmeyenleri sorgulamada kullandığı evrensel hale gelen ortak ilkeleri vardır. Bilimsel yöntem olarak tanımlayabileceğimiz bu ilkeler belli aşamalarla uygulanır.

     Bilim insanı, önce merak ettiği bir konu hakkında kafasında bazı sorular geliştirir, sonra o sorulara cevap bulabileceği gözlemler veya deneyler yapar. Elde ettiği verileri toparlayarak bazı genel sonuçlar çıkarmak üzere verilerin analizini yapar. Bu genel sonuçlardan çıkarak bilinmeyen, henüz gözle görülmeyen bazı hususlar hakkındaki düşüncelerini hipotez kurarak belirler. Sonra hipotezini deney ve gözlemlerle tekrar test eder ve doğrulanmayan tahminleri ayıklar. Sonuçta, doğrulanan hususlardan oluşan bulgular teori (kuram) olarak belirlenir. Şunu da belirtmek gerekir ki teori terimi halk arasında kullanıldığı şekli ile oldukça şüpheli ve zayıf olasılığı bulunan ifadelerdir. Bilimsel anlamda ise gerçekleşme olasılığı yüksek ve güvenilirliği fazla olan ifadelerdir. Çeşitli araştırıcılar tarafından tekrar tekrar kabul edilen hipotezler aksi ispatlanıncaya kadar bilimsel teoriler olarak kalır.

     Bilim, sebep-sonuç ilişkisine dayalı gözlemlerle, evrenin maddi tarafını inceleyerek elde ettiği bulguları, teori veya kanunlar halinde topluma sunar. Bilimde gözlem veya deneylerden elde edilen bulgular, insanın bilgi birikimi ve düşünsel yeteneği ile teori veya kanun haline getirilmektedir. Dikkat edileceği gibi, bilimsel teori veya kanunlar önceden kararlaştırılmayan sadece gözlemlere dayalı tanımlardır; yani teori veya kanunlar bir şeyin nasıl olması gerektiğini değil, ne durumda olduğunu ve ileride nasıl olabileceğini anlatır. Bilim, insanın kavrama gücünün mükemmel olmadığını da kabul eder; çünkü gözlemci ile olaylar arasında kaçınılmaz bir etkileşim vardır.

     Bilimsel yöntemin de sınırları vardır. Bilimsel yöntemle ileri sürülen iddiaların test edilebilir olması gerekir; bu durum bir bakıma sınırlayıcı bir faktördür. Örneğin, “evrenin doğa kanunlarını uygulayan tanrıdır” fikri test edilmediğinden bu görüşün bilimselliği yoktur; bilim bu görüşü ne ispatlayabilir ne de ret edebilir. Bilim değer yargılaması da yapamaz; örneğin, bilim bir yağlı boya tablosunun veya güneşin batışının çok güzel olduğunu söyleyemez. Ayrıca savaşların insancıl olmadığını v.s. gibi ahlaki değerlendirmeler de yapamaz. Ancak bilim güzellikten veya ahlaki değerlerden toplumun neyi algıladığını analiz ederek veriler sunar ve kişilerin karar vermesine yardımcı olur.

     Biyoloji Biliminin Doğuşu

     Eski medeniyetlerden Mısır, Babil ve Eski Yunan devrinde önemli bilimsel keşifler yapılmıştır. Daha sonra 15. yy’a kadar bilimde duraklama olmuş, eski bilgiler unutulmuş ve daha çok dini görüşler egemen olmuştur. 15. yy’da Nicolas Copernicus’un dünyanın evrenin merkezi olmadığı, güneşin dünya etrafında değil dünyanın güneş etrafında döndüğünü bulması ve bir asır sonra Galileo Galilei’nin bu teoriyi daha güçlü olarak savunması, astronomi biliminin doğuşu, 1685 yılında Isaac Newton’un açıkladığı gezegenler ve yer çekimi teorisi fizik biliminin doğuşu olmuştur. Bu yüzyıllar fizik, kimya ve astronomiye ait buluşların egemen olduğu bir dönemdir.

     Biyolojide gözlem ve denemelere dayanan bilimsel yaklaşımın tarihi ise oldukça yenidir. Biyoloji, Newton’un buluşundan ancak iki asır sonra yeni bir çağa girmiştir. Charles Darwin’in doğal seleksiyon yolu ile evrim teorisi 1858, hücre teorisi 1858, Louis Pasteur’ün biyogenez teorisi de 1862 yılında ileri sürülmüştür.

     Darwin’in teorisini açıklayan “Türlerin Orijini” adlı kitap biyoloji biliminde yeni bir çağ başlatmıştır. İnsanoğlu Copernicus’un teorisiyle kendisini evrenin merkezinde değil dünya denilen küçük bir gezegende yaşadığını kabullenmiş ama Darwin’in teorisiyle ileri sürüldüğü gibi kendisinin maymun, fil hatta solucanlarla uzaktan da olsa akraba olabileceği fikrini kabul etmekte çok zorlanmıştır. Darwin’in evrim teorisinin, insanın dini inançlarına, insanlık onur ve haysiyetine indirilmiş bir darbe olarak algılandığı olmuştur. Bunun yanında evrim teorisinin kıvılcımı ile biyoloji alanına ilgi artmış teoriyi ret etmek ve savunmak için araştırmalara girişilmiştir.

Yazar: Vayra53

Marmara Üniversitesi Biyomühendislik '16
Marmara Üniversitesi Farmakoloji '18
Marmara Üniversitesi Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji '19

Hava kirliliğinin sebepleri nelerdir?

Canlının Ortak Özellikleri

Canlının Ortak Özellikleri