insan ve sağlık

Özgür irade gerçek mi, yoksa bir illüzyon mu?

Özgür irade gerçek mi, yoksa bir illüzyon mu?
Özgür irade gerçek mi, yoksa bir illüzyon mu?

Özgür iradeye “sinir bilimsel” bakış

Özgür irade ile ilgili geçmişten beri süregelen bir tartışma sürmektedir. Bu konu, en başta filozofları iki gruba bölmüştür. Rene Descartes gibi özgür irade savunucularına göre bizler, kendi kararımızla seçip ona göre eylemde bulunuruz. John Locke gibi deterministlere göre ise tercihlerimiz, bize müdahale eden dış etmenlerce belirlenir. Yaklaşık 30 yıl kadar önce, bu tartışmaya sinir bilimciler de katıldı. Devamında da, tercihlerimizin bilinç dışı beyin süreçleri tarafından belirlendiğini gösteren çalışmalara imza attılar. Bu çalışmalar, özgür iradenin olmadığını gösteren yorumlara neden olsa da, bazı sinir bilimcilere göre durum henüz o kadar net değil.

Özgür İrade Gerçek mi Yoksa Bir İllüzyon mu?

Özgür irade karşıtlığının ortaya çıkmasının nedeni, 1983’te yapılan klasik bir çalışmaya dayanmaktadır.  Bu çalışma, gönüllü el hareketlerinin beyin faaliyetleriyle ilişkilendirilmesini içermektedir. Çalışmada basitçe, katılımcılara bir hareketi yapmayı arzuladıkları ilk anda parmaklarını oynatmaları istendi. Bu sırada etrafında dönen bir noktanın bulunduğu boş bir saate bakıp, hareket etme dürtüsünü duydukları anda o noktanın konumunu not etmeleri gerekiyordu.

Araştırmacılar, elektroensefalografiyi (EEG’yi) kullanarak katılımcıların beyin faaliyetlerini incelediler. İnceleme sırasında, “hazırda bulunma potansiyeli (readiness potential)” dedikleri bir sinyal tespit ettiler. Bu sinyal, beynin planlı hareketlerin yapıldığı frontal korteksin süplemanter motor bölgesinde görüldü. Esas şaşırtıcı olan bu sinyalin, katılımcıların hareket etme dürtüsünü hissettikleri andan, saniyenin üçte biri kadar öncesinde ortaya çıkmasıydı.

İnsanların Kararları Önceden Tahmin Edilebiliyor

Benzer çalışmalarda modern teknikler kullanılarak da benzer sonuçlar elde edilmiştir. 2008 yılında Londra’da bir araştırma ekibi, fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) tekniği ile, bireylerin butonlara basmaya karar verme anlarını incelediler. Araştırmada katılımcılar,  ya sağ ya da sol işaret parmakları ile butonlara basıyorlardı. O sırada, karşılarında  bulunan ekrandan harfler gösteriliyordu. Kişiden, parmağıyla hangi butona basmaya karar verdiği anda, gördüğü harfi not etmesi isteniyordu. Araştırmacılar bu çalışma sonucunda, %60 doğruluk oranıyla motor korteks hareketliliği sayesinde katılımcının hangi butona basacağını kestirebildiler. Üstelik, bireyin hareket etme dürtüsünü duyduğu anın 10 saniye öncesine dek.

Daha yakın zamanda yapılan çalışmalarda bu bulgular, Amerikalı nörocerrahi ekibi tarafından da teyit edildi. Çalışmada bir grup epilepsi hastasının, parmak hareketlerini sergiledikleri anda nöronlardan elektrot yardımıyla direkt ölçüm alınmıştır. Araştırmanın sonucunda, bireylerin hareket dürtüsünü hissettikleri anın 1,5 saniye öncesinde motor korteksin faal olduğu bulunmuştur.

Bu alanda yapılan çalışmalar gösteriyor ki, insanlar bir eylemi yapmaya hazır bulunup kendilerini bunu yapmaktan alıkoydukları anda, frontal korteksteki faaliyet çok güçlü haldedir. Hatta bu hareketlilik, kişinin bir eylemi yapmaya hazır olduğu andakinden de güçlüdür. Bu ‘veto gücü’nden yola çıkarak bazı bilim insanları, özgür eylem yerine özgür eylem’eme deyimini kullanmışlardır (free will/ free won’t).

Hazırda Mısınız?

1983’te yapılan ilk çalışmadan elde edilen bu bulgular, oldukça tartışmaya yol açmıştı. Bu nedenle yayımlandıkları andan itibaren de büyük yankıları oldu. Bu ve benzeri çalışmalar, bilinçli olarak davranış sergilememizden önce beynimizin çoktan karar verdiğini göstermiştir. Bir başka deyişle eylemlerimiz ve tercihlerimiz, aslında farkında bile olmadığımız beyin mekanizmaları tarafından belirlenmektedir. Bu, bizim bildiğimiz klasik özgür irade kavramıyla tamamen çelişik durumdadır.

Bununla beraber, bu çalışmalar birkaç yönden eleştirilmişlerdir de. Çalışmalardaki temel sorun, bulguların bireylerin zaman algılarına ve zamanlamalarına dayandırılmasıdır. Bu ikisi de, saniyenin küçük dilimlerinde ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle tam olarak hangi anda ortaya çıktıklarını belirlemek çok zordur. Bunun yanı sıra, beynin işlem süresi de işi iyice karmaşık hale getirmektedir.  Görsel bilginin işlenmesi ve motor bir çıktının oluşturulması aynı şekilde saniyenin küçük dilimlerinde meydana gelmektedir. Gündelik hayatta bunlar, hemencecik oluyormuş gibi olsalar da deneyler açısından bu farklar büyük önem arz etmektedir. Çalışmalardaki bir başka sorun: hazırda bulunma potansiyelinin tam olarak ne anlama geldiği kesin değildir. Bu zamana kadar bu kavram; hareketlerin planlanmasının ve hazırlanmasının nöral işaretleri olarak görülüyorlardı. Ancak bazı çalışmalar, bunun tersini gösteriyor. Bu çalışmalardan biri, Yeni Zelanda’da EEG yardımıyla, hareket etmeye karar verme ve hareket etmemeye karar verme anlarında beyin hareketlilikleri incelendi. Her iki durumda da aynı elektriksel örüntüler gözlemlendi. Böylece hazırda bulunma potansiyeli kavramının, beynin hareket etmeye hazırlanması anlamına gelmediği gösterilmiş oldu.

Hazırda Bulunma Potansiyeli Nöral Gürültüden Etkileniyor

2012’de yayımlanan bir diğer çalışmayla, bu kavrama alternatif bir açıklama getirildi. Görsel bilgilerle alınan kararların, birçok nöral ağdan elde edilen girdiyi içerdiği bilinmektedir. Bir karar alındığında ise en güçlü aktivite gösteren ağ hangisiyse o baz alınır. Fransız araştırmacılar, benzeri durumun isteğe bağlı hareketler sergilendiğinde de oluşabileceğini düşündüler. Bu nedenle orijinal çalışmanın benzerini tekrar yaptılar. Ancak bir farkla; katılımcılardan, bekledikleri sırada ses duyunca hemen hareket etmelerini istediler. Görev sırasında beyin aktivitelerini ölçmek için EEG kullanıldı. Çalışma sonucunda, sese en hızlı tepki veren bireylerin hazırda bulunma potansiyellerinin de en yüksekte seyrettiği görüldü. Bu da gösteriyor ki, hazırda bulunma potansiyeli ile hareket etmeye karar verme süreçleri nöral gürültü veya nöral faaliyetteki dalgalanmalarla ilişkilidir. Nöral gürültü beyindeki nöronların sürekli çalışmasından dolayı devam eden sinyaller bütünüdür.

Özetle bu çalışmalar ışığında bilim, bize özgür iradenin pek de olmadığını söylüyor. Ama şimdilik. Çünkü bu bulgular, yeni çalışmaların yapacağı katkılara hala açık duruyor. Kırmızı hapı seçmek değilse de, katkı sağlamak hala özgür irademize kalmış bir seçenek olarak duruyor. En azından şimdilik bu mümkün gözükmekte.

Sultan Kaya, kaynak 1, kaynak 2, kaynak 3



Yorumlar

Yorum bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Biyoloji okumadan, görmeden, yaşamadan öğrenilecek bir bilim dalı değildir.

Cenk Önsoy

Bilgilerin yanlış anlaşılmasından ve buna bağlı olarak doğabilecek mağduriyetten sitemiz yasal sorumluluk altında değildir.

Sağlık, eğitim, finans, gıda vb. sorunlarınız için öncelikle bir uzmana ve profesyonele danışınız.

Bu sitede verilen bilgilerin kullanılmasının sorumluluğu tümüyle kullanıcıya aittir. Kaynaklar ve atıflar da gerektiğinde belirtilmiştir.

Biyolojigunlugu.com sayfalarında yer alan her türlü bilgi, görsel ve doküman sadece bilgilendirmek amacıyla verilmiştir.

...

Copyright © 2010 | Biyoloji Günlüğü

Yukarı