Küçük dünyanın acı balı

Arı, zar kanatlılar takımına ait Apoidea familyasını oluşturan tüm böcek türlerine verilen isimdir.

Bildiğimiz küçük dünyanın bize açılan penceresi gibidir arılar.Ürettikleri bal sofralarımıza açılan gün ışığı gibidir.

Hayatımızın diğer güneş ışığı baldır.

Bal, arılar tarafından çiçeklerden ve meyve tomurcuklarından alınarak yutulan nektarın arıların bal midesi denilen organlarında invertaz enzimisayesinde kimyasal değişime uğramasıyla oluşan ve kovandaki petek hücrelerine yerleştirilen çok faydalı bir besindir.

Nektar bala çevrilirken arılar sağladıkları invertaz enzimi sayesinde sakkarozu inversiyona uğratarak früktoz ve glikoz şeklinde basit şekerlere dönüştürür ve fermantasyonun meydana gelmesini önleyecek miktarda suyunu uçururlar.

Kovandaki hücrelere yerleştirilen ve üzeri mumdan bir kapakla örtülen bal arılarca sağlanan özel havalandırma sistemi sayesinde bildiğimiz tat ve kıvama gelir.

Balın rengi, şeker dengesi ve tadındaki farklılık tamamen toplanan nektarlardan kaynaklanmaktadır.

Balın kokusunu, çiçeklerdeki aromalı volatin yağı verir ki bu aynı zamanda çiçeklerin kokularını sağlayan yağdır. Bal üretimi çok büyük bir çaba gerektirir. Örneğin ½ kg ham nektarı toplamak için 900 bin arının bir gün boyunca çalışması gerekir. Toplanan bu nektarın ise ancak bir kısmı bala çevrilebilir. Çiçeklerdeki nektardan elde edilen balın miktarı tamamen getirilen nektarın şeker konsantresine bağlıdır.

Bu muhteşem beisn kaynağı bal sıradışı bir etkiye maruz kalmadıkça asla bozulmaz. Zaman faktöründen etkilenmez.

Bal en az 3000 seneden beri birçok rahatsızlığın tedavisinde kullanılmıştır. Yakın zamanda yapılan bilimsel araştırmalar balın mucizevi etkilerini göz önüne sermektedir. Balın antiseptik/antimikrobiyal, osmotik, hidrojen peroksit ve asiditesine bağlı çok çeşitli iyileştirici etkileri olduğu saptanmıştır.Böbrek hastalıkları(Böbrek yetmezliği)tedavilerinde cok önemli bir yere sahiptir

Temel olarak iki monosakaritin yoğunlaşmış bir karışımıdır. Bu karışımda su etkisi az olduğu için yani su moleküllerinin çoğunluğu monosakaritlere bağlı oldukları için mikroorganizmaların hayatta kalmasını sağlayacak nemden ve sudan yoksundur.

Böylelikle balda hiçbir mikroorganizma canlı kalamaz. Bunun içindir ki bal, asırlardır yanık, yara ve deri ülserlerini iyileştirmek için kullanılmıştır.

Balın yüksek şeker oranı, hipertonisitesini arrtırdığı için etrafındaki bakterilerin suyunu hipertonik alana çekip bakteri hücrelerinin büzüşmesini sağlar.

Bir antiseptik olarak balın metisilin dayanıklı Staphylococcus aureus (MRSA) gibi dirençli bakterilere karşı etkili olabileceğini savunan araştırmalar mevcuttur. Bal içindeki hidrojen peroksit, tıbbi olarak kullanılan hidrojen peroksite üstündür. Balın içindeki hidrojen peroksit faal hale sulandırma sonucunda gelir. Yani, bal yara üzerine sürüldüğünde hidrojen peroksit yavaşca vücut sıvıları tarafından sulandırılarak etkili hale geçer. Hem yavaş olarak etkinlik kazanması hem de tıbbi hidrojen peroksitten daha düşük bir yoğunlukta bulunması balın mikropları öldürüp vücudun hücrelerinin zarar görmemesini sağlar.

DELİ BAL : Umutbükü’nde elde edilen bal deli bal olarak adlandırılan bal türüdür.

Aşağıda bu balla ilgili biraz detaylı bilgi yer almaktadır. Arıların, özellikle Karadeniz Bölgesi’nde doğal olarak yetişen ’’dağ gülü’’ ((yöredeki adı: sarı avu (rhododendron) ile kara avu (rhododendron ponticum) ))adlı bitkinin nektarından ürettikleri baldır. Türkiye’de Karadeniz bölgesinde bin 800 metre yükseklikteki ormanlık alanlarda yetişen, literatürdeki adı ’’rhododendron pontica’’ olan ve halk arasında ’’dağ gülü’’ olarak bilinen bitkinin pembe renkli çiçeklerinin arılar tarafından bal yapılmak için kullanıldığı bitkiden elde edilen balın ’’deli bal’’ olarak adlandırılır.

http://www.dcyogunbakim.org.tr/yayinlar/2003/2003_1/33-36.pdf

Acımsı buruk tadı olan bu bal çok az yenildiğinde sinir bozukluklarına iyi gelmekte, çok yenildiğinde ise, merkezi sinir sisteminde felçlere neden olmaktadır.

Buna arının sarı renkte çiçek açan Azelea pontica L. ve kırmızı çiçekli Rhodedonderon ponticum L. bitkilerinden topladığı öz neden olmaktadır.

’’Deli bal’’ın alternatif tıpta mide ağrılarında, bağırsak hastalıklarında, şeker hastalığında ve hipertansiyon tedavisinde kullanılır, ’’dağ gülü’’nün yapısında bulunan, iskelet ve kalp kası hücrelerinde, merkezi sinir sistemini etkileyen ’’grayanotoksin’’ adlı madde, bu çiçekten yapılan balın içinde de vardır.

Arıların bu çiçekle yaptıkları balın zehirli bir baldır. “Deli bal” hastalığına rododrendon, dağ defnesi ve açelya gibi bitkilerin nektarında bulunan grayanotoksinin neden olduğu sanılıyor. Arılara herhangi bir zarar vermeyen grayanotoksinin insanlar için zehirli olduğuna işaret ediliyor.

Deli bal herkeste toksik etki meydana getirmeyebilir. Fakat büyük çoğunluk baldan etkilenir.

Grayanotoksinin ’deli bal hastalığı’ denilen rahatsızlıklara neden olduğu bilinmektedir.

Günümüzde deli bal, Karadeniz Bölgesi’nde alternatif tıp ilacı olarak kullanılmaktadır.

Bu balın 1 çay kaşığından fazla yenilmesinin zehirlenmelere neden olduğu da bir gerçektir.

Ülkemizde görülen besin zehirlenmeleri içinde, deli bal zehirlenmesi önemli bir yer tutmaktadır.

Zehirlenme belirtileri balı yedikten 30 dakika ile 2 saat sonra mide bulantısı, kusma, şiddetli hipotansiyon ve kalp ritminin 60’dan aşağıya düşmesi ve beyne yeterli kan gitmemesine bağlı olarak hastanın bayılması şeklinde görülür. Deli bala bağlı zehirlenme, terleme, sersemlik, çift ve bulanık görme, tükürük bezlerinin fazla çalışması durumudur. Hastalarda kalpte hiçbir elektriksel aktivitenin görülmemesi gibi durum da görülebilir. Uygun destek ve tedavi genellikle başarılı sonuç verir. Bal zehirlenmesinde alınan balın miktarı ile ilişkili olarak hafif semptomlardan hayatı tehdit eden ciddi semptomlara kadar geniş bir semptomlar zinciri görülebilir. Tedavi semptomlara göre yönlendirilir. Bu nedenle aslında bu zehirlenmenin tedavisi de iyi bir hasta hikâyesinin alınmasına bağlıdır.

Zehirlenmelerde alınan bal oranı ortalama 5-30 gr olarak rapor edilmiştir. Belirtiler 1,5 saat ila 3 saat arasında başlar. Alınmış bir çok bal örneğinde keskin, yakıcı bir tat vardır. Zehirlenen hastalar, yeterli serum fizyolojik ile destek tedavisinin ardından düzelme gösterir. Tedavi edilmemiş ciddi zehirlenmelerde önemli belirtiler en geç 24 saat içinde kaybolur ve hastanın durumu normale döner. Ağır olmayan olgularda belirtiler bir tedaviye gerek olmadan 12-24 saat içinde kaybolmaktadır.

Ülkemizde görülen besin zehirlenmeleri içinde, deli bal zehirlenmesi önemli bir yer tutmaktadır. Zehirlenme belirtileri balı yedikten 30 dakika ile 2 saat sonra mide bulantısı, kusma, şiddetli hipotansiyon ve kalp ritminin 60’dan aşağıya düşmesi ve beyne yeterli kan gitmemesine bağlı olarak hastanın bayılması şeklinde görülür. Deli bala bağlı zehirlenme, terleme, sersemlik, çift ve bulanık görme, tükürük bezlerinin fazla çalışması durumudur. Hastalarda kalpte hiçbir elektriksel aktivitenin görülmemesi gibi durum da görülebilir. Uygun destek ve tedavi genellikle başarılı sonuç verir. Bal zehirlenmesinde alınan balın miktarı ile ilişkili olarak hafif semptomlardan hayatı tehdit eden ciddi semptomlara kadar geniş bir semptomlar zinciri görülebilir. Tedavi semptomlara göre yönlendirilir. Bu zehirlenme, bal yendikten birkaç dakika veya saat sonra ortaya çıkmaktadır. Tükürük artışı, kan basıncında ve nabızda belirgin düşüşe neden olmaktadır. Grayanotoksin, direkt kalbe etki eden bir zehirdir. Şuur kayıplarına, kaslarda gevşemelere neden olmaktadır. Kişide, çok şiddetli bir tansiyon düşmesi olursa, ölüme kadar varabilen sonuçlar doğurabilir. Yaşlılarda, çocuklarda normal insanlara göre daha tehlikeli olabilir.

Deli baldan kaynaklanan zehirlenmenin boyutunun, yenilen miktarla ilgilidir. ’’Grayanatoksin’’in yoğunluğunun baldan bala değişebileceği gibi, zehirlenme belirtilerinin de kişiden kişiye değişebilir.

Dün yazdığım yazıda tedavi amaçlı kullanılırken bitkilerin zararını dile getirmek istemiştim.Aynı şekilde gerçekten çok etkili bir tedavi aracı sayılan baldır.
Prof. Dr. Mat, “özellikle kalp hastalığı semptomları düşünüldüğünde, deli bal zehirlenmesinin tedavi edilmediğinde, ölüm ile sonuçlanabileceği unutulmamalıdır” dedi.

http://www.heilpraxisnet.de/naturheilpraxis/warnung-vor-giftigen-tuerkischer-rhododendron-honig-38903.php

Burada yaşanan olayda.Almanya’ya giden bir Türk’ün.Memleketinden götürdü bu balın Almanya’da aldığı can ve sonucunda yapılan çalışmalarla deli bal aynı zamanda acı bal olarak geçen gıdanın sakıncaları dile getirilmiş.Aynı zamanda bu bal diğer ballardan biraz farklı olduğunu görmüşsünüzdür.Zehirlenmesinden sonra tedavisi olmayan süreçte ölümle sonuçlanan vakalara rastlanmıştır.

Paylaşıma Oy Ver

0 puan

Total votes: 0

Upvotes: 0

Upvotes percentage: 0.000000%

Downvotes: 0

Downvotes percentage: 0.000000%

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir