Acaba diğer hayvanların kafalarından neler geçiyor? Karınca kararınca..

karikatur

Hayvanların vücutları ve davranışları konusunda öğrendiğimiz birçok şeye rağmen, kendimizde ve öteki türlerde bilinci hiçbirimiz tam olarak anlamış değiliz. Acaba diğer hayvanların kafalarından neler geçiyor? Onlar da düşünebilirler mi? Yoksa kafalarından geçenler ve davranışları içgüdüsel olaylar mıdır? İnsanlar düşünüyorlar. Peki, onlar düşünmüyorlar mı?

Sağlıklı olduğunuz bir anda hasta birinin yanında olduğunuzu düşünün. Eğer hiç ameliyat geçirmediyseniz, ameliyat geçiren birinin acısını anlayamazsınız. Onun acısını hissettiğinizi zannedersiniz. Yaptığınız şey sadece kendi yaşadığınız başka bir acıyı karşınızdakinin yaşadığı acıya benzetmektir. Aynı ameliyatı geçirseniz bile o acıyı tam anlamıyla anlamış olmazsınız. Yine benzetme yapmış olursunuz. Sadece hata payınız düşük olur. Aynı şekilde hayvanların da çektikleri acıları hissedebiliriz. Ama bu konuda doğamız gereği biraz bencillik yapıyoruz. Bacağı ezilen bir köpeğin acı çektiğini hissedebiliriz ve bu durum içimizi yakar. Ama bacağını kopardığımız bir örümcek için aynı şeyleri düşünmeyiz.

Zeka, akıl, mantık, fikir, düşünce, biliş, bilinç, hafıza, bilgi vb.. Günlük hayatta, bu kavramları sanki birbirlerine çok yakınlarmış gibi kullanırız. Ama biraz kafa yorunca aslında birbirleriyle bağlantılarının olduğunu ama farklı olduklarını anlayabiliriz. Beynimizi bir fabrika olarak düşünelim. Bu fabrikanın içerisine hammadde olarak somut bilgiler gelir. İlk iş, bu ham bilgileri soyutlaştırıp hafızamızdaki benzer bilgilerle karşılaştırmaktır. Karşılaştırması yapılan bilgi, düzenli bir şekilde paketlenerek hafızamıza yerleşir. Alınan bu bilgiye diğerleri de eklenerek bir cevap oluşturulur. Cevabı hazırlayan da mantıktır. Mantık kısmı genetik olarak kodlanan bir özellik olabilir ancak çevre ile etkileşim sonucunda değişime uğrar. Mantık mekanizmasını, beyin denen fabrikanın içerisinde çalışmakta olan bir makine olarak düşünebiliriz. Yaş büyüdükçe mantık değişir. Yani fabrikaya yeni makineler alınır. Yeni doğan çocuk genetiksel olarak kodlanmış bir beyin fabrikasına sahiptir. Biz, o çocuğu eğiterek, makineleri kendisinin oluşturmasını beklemeden hazır makineler vermiş oluruz. Bu şekilde önceki neslin yapamadığı şeyleri yeni neslin gençken yapmasını sağlamış oluruz. Bütün bu bilişsel olguları birbirine bağladığımız zaman, bizi farklı kılan şeyin eğitim ve sistematikleştirme olduğunu görebiliriz. Hayvanlarda bu kadar düzenli bir eğitim sistemine rastlamak pek mümkün değildir. Ancak gelişmiş omurgalılarda farklı türleri hissedebilme duygusu bulunmakta. Okşadığımız bir köpek bize alışabiliyor veya oyun oynamak isteyebiliyor. Ancak arada dil yok. Duygu ve düşünceler gibi soyut şeyleri tanımlayabiliyoruz ve dil sayesinde bunu aktarabiliyoruz. Yani insanoğlu birbirini hissedebilmenin sınırlarını zorlamakta ısrar ediyor.

İnsancıl duygular olarak betimlenen barış, sevgi ve haksızlığa tahammülsüzlük duygularının, “ilkel” dediğimiz primatlar da yaşıyor. Fakat biz, onlardan farklıyız. Tabii ki üstün olduğumuz birçok konu ve yeteneğimiz var. Primatlar, duygularını gizleyemiyor; her şeyi açıkça, hareketleri ve davranışlarıyla belli ediyorlar. İnsanoğlu da çocukluk döneminde duygularını açık ve net ifade ederken, erişkin olunca neden duygularını gizliyor ve değiştiriyor? Neden, olduğumuz gibi değiliz? İşte diğer bir farkımız da bu..! Büyüdükçe, insanlığın oluşturduğu düzene göre davranmaya zorlanıyoruz. Yani her yeni doğana yaptığımız gibi kendi kendimizi evcilleştiriyoruz!

Paylaşıma Oy Ver

0 puan

Total votes: 0

Upvotes: 0

Upvotes percentage: 0.000000%

Downvotes: 0

Downvotes percentage: 0.000000%

1 Yorum

Yorum yap

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir