Kan depoları hastalık yuvası!

dikkat

Bağış yoluyla toplanan kanlarda hiç beklenmedik virüsler, hastalık yapan etkenler, klasik temiz kan tarama testlerinde saptanamıyor ve bu yolla bulaşan hastalıklar ölümcül olabiliyor.

New York’ta çok sayıda hastada beyinlerinde garip bir iltihaplanma saptandı. Hastalardan kimi yaşamlarını yitirdi. O güne dek kentte böylesi bir durum yaşanmamıştı. Gerçekte, batı yarıkürede ilk kez böyle bir olaya tanık olunuyordu. Hastalık, Batı Nil virüsü adıyla bilinen bir virüsten kaynaklanmaktaydı. 1999 yılıydı

Sivrisineklerden bulaşan Batı Nil virüsü bölgeyi kırıp geçirdi. 2002 yılında 416 New York’lu bu hastalığa yakalandı. Sivrisinekler yetmiyormuş gibi, kimi kurbanlar hastalığı kendilerine kan verildiğinde kapıyorlardı. Söz konusu virüs kentin kan deposuna bulaşmıştı.

Hemen kolları sıvayan bilim insanları Batı Nil virüsüyle ilgili deneyler ve testler geliştirdi ve bunları bağışlanan kanların taramadan geçirilmesi ve virüsün başkalarına da bulaşmasının önüne geçilmesi amacıyla kullandı. Ne var ki, bu yöntem yeterince güvenilir değildi.

Hep yenileri çıkıyor

Virüs, dünya üzerindeki kan depolarının saçtığı tehlikelerle ilgili bir örnek. Kan ve kandan oluşan ürünlere düzenli olarak uygulanan deneylere karşın, bilim insanları bu uğurda boşuna bir çaba harcandığından kaygılı.

En son patojenle ilgili bir deney geliştirilir geliştirilmez, yeni bir patojen boy gösteriyor. Bilim çevreleri bir sonraki patojenin çok daha ölümcül, saptanmasının çok daha güç olabileceğinden korkuyor.

Ancak bunun çok daha iyi bir çözümü olabilir. Çok sayıda şirket şimdilerde kandan bir çırpıda olabildiğince patojenin belirlenmesine olanak taşıyan yöntemler geliştiriyor.

Tüm bu yöntemlerin temelinde DNA ve RNA adıyla bilinen nükleik asitlerin kimyasal olarak etkisiz kılınması görüşü yatıyor. Böylelikle, kimliklerini saptamaya gerek bile kalmadan, virüs, bakteri ve asalakların yok edilebileceğine inanılıyor.

Massachusetts’deki Haemonetics şirketi yetkililerinden Mark Popovsky bu yöntem sayesinde kanın hastanın damarlarına ulaşmadan mikroplardan arınmış olacağına dikkat çekiyor.

“Patojen etkisizleştirme” adı verilen yöntem halihazırda sınırlı bir biçimde uygulanıyor. Ancak yöntemin güvenilir olup olmadığı ve çoğu kan ürünlerinde aynı etkiyi yaratıp yaratmadığı henüz tam bilinmiyor. Bu arada yeni bir mikrobun ortaya çıkmasının da an meselesi olduğundan korkuluyor. Uçaktan inen bir kişinin ülkeye yeni bir hastalığı bulaştırmasının işten olmadığı belirtiliyor.

Patojen etkisizleştirme

Her yıl bağış yoluyla toplanan 20 milyon litrenin üzerinde kanın kullanıldığı A.B.D, Avrupa ve Japonya’da kan aktarımı milyarlarca dolarlık bir sektör. Batı’da kan hastalara aktarılmadan önce çeşitli bileşkenlerine ayrılıyor.

Bu bileşkenler içinde en çok bedene oksijen taşıyan alyuvarlardan, pıhtılaşmayı sağlayan hücreler (platelet) ve antikorlarla başkaca önemli moleküller içeren saman renkli sıvıdan yararlanılıyor.

Kan bankalarına bağışlanan kanlar aralarında HIV, hepatit B ve C gibi birtakım virüslerin de olduğu kimi patojenleri içerip içermediklerinin belirlenmesi amacıyla taramadan geçiriliyor. Bu da, bağış yoluyla toplanan kanların şimdilerde yirmi yıl öncesine kıyasla çok daha güvenilir oldukları anlamına geliyor.

Yetersiz sonuçlar

Ne var ki, bu yöntem tarama kapsamı dışında kalan başka virüsler konusunda herhangi bir bilgi vermiyor. Bunlardan biri Chagas hastalığına yol açan ve insanlara “öpüşen böcek” adıyla bilinen böceklerden bulaşan Trypanosoma cruzi virüsü.

Kurbanlar virüsün bulaşmasından sonraki 20-30 yıl içinde kalp ya da sindirim sistemi bozukluklarından yaşamlarını yitirebiliyor.

Kan tarama yöntemleri olmakla birlikte, bunların ne denli etkili oldukları tartışılır. Güney Amerika’nın büyük bir bölümünde yaygın olarak görülen ve özellikle de kan aktarımlarından kaynaklanan Chagas hastalığı giderek A.B.D’ye yayılıyor.

Sıtma da kan aktarımı yoluyla bulaşabilen, ancak hastalığa yol açan asalağın sapatanabileceği uygun bir yöntemin bulunmadığı hastalıklardan bir tanesi.

Ayrıca bağışıklık sistemleri güçsüz olan hastalıklı, yaşlı ve çocuklar için ciddi bir tehlike arz eden patojenler var. Bunlardan biri 40 yaşına gelmeden erişkinlerin ortalama %85’ini etkileyen ve herpes ailesi üyelerinden olan cytomegalovirüs (CMV). Sağlıklı kişilerde belirtileri genelde hafif seyreden bu virüs bağışıklık sisteminin güçsüz olması durumunda zatürree ve gastroentestinal hastalıklara yol açabiliyor.

Tehlikelere gebe

Bağışıklık sistemleri güçsüz kişilerde ciddi kansızlığa neden olan ve B19 parvovirüsü adıyla bilinen bir başka patojen için de aynı durum söz konusu. HIV, Batı Nil virüsü ve SARS’ın ortaya çıkışı da her an yeni bir tehlikeye gebe olduğumuzun bir kanıtı.

Pıhtı hücreleri ve alyuvarlar DNA içermediğinden, patojenlerin etkisiz kılınması en azından kuramsal açıdan ele alındığında kana zarar vermemesi gereken bir işlem sayılabilir. Kandaki bağışıklık hücreleri DNA içerse de, alıcının dokularında herhangi bir etki yaratmaması için kanın kullanımından önce zaten yok edilmesi gerekir.

Patojenlerin etkisiz kılınması yönünde basit bir yöntem yıllardır var olmasına karşın, kanın hücre tabanlı öteki bileşkenlerine zarar verdiğinden, yalnızca plazma için uygulanabiliyor.

Ne var ki, hepatit A’nın da aralarında olduğu kimi alt türdeki virüslerle Creutzfeld-Jakob hastalığının yeni bir türüne yol açan protein parçacıkları olan prionlar bunun kapsamına girmiyor.

Yeni yöntem

Gelgelelim, hücre tabanlı kan bileşkenlerinde patojenleri etkisiz kılma yöntemlerinin geliştirilmesi yönünde son birkaç yıldır ciddi bir ilerleme kaydedildi. Pıhtı hücrelerinde kullanılabilen ilk ürün 2002 yılında Avrupa’ya sunuldu. Kaliforniya merkezli Cerus şirketi ile uluslararası bir şirket olan Baxter-Healthcare tarafından ortaklaşa geliştirilen bu yöntem pıhtı hücrelerine amotosalen adı verilen ufak bir molekülün eklenmesi ve ardından bunların UV ışınına tutulmalarından oluşuyor.

Ancak bu yöntemin sakıncası, alyuvarlardaki hemoglobinin UV ışınını emmesi yüzünden, alyuvarlarda ya da ayrışmamış kanda kullanılamamasından kaynaklanıyor. Kimi araştırmacılar da ışığa dayalı olmayan yöntemlerin geliştirilmesine çalışıyorlar.

Patojenlerin etkisiz kılınmasıyla tüm sorunların üstesinden gelebileceği görüşüne herkes katılmıyor. Kuramsal sakıncaları bir yana, kan eldeki en güvenilir tıbbi ürünlerden biri olduğundan, şirketlerin konuya bir kez daha eğilmeleri ve yöntemlerinin uzun erimde herhangi bir olumsuz etki yaratmayacağını kanıtlamaları gerekiyor.

Dahası, en güçlü yöntemlere karşı bile direnç gösteren yepyeni virüsler de ortaya çıkabilir. Bu durumda asıl önemli olan, ülkelerin bu konuda kararlı bir tavır sergilemeye ve pahalı bir süreci benimsemeye hazır olmaları.

 

Bilim.org

Paylaşıma Oy Ver

0 puan

Total votes: 0

Upvotes: 0

Upvotes percentage: 0.000000%

Downvotes: 0

Downvotes percentage: 0.000000%

Cenk Önsoy

Cenk Önsoy

Biyoloji okumadan, görmeden, yaşamadan öğrenilecek bir bilim dalı değildir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir