Gönderen Konu: Doku Histolojisi  (Okunma sayısı 4502 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Hüseyin

  • Moderatör
  • Primat
  • ***
  • İleti: 176
  • Başarı Puanı +130/-0
Doku Histolojisi
« : 24 Mart 2012, 02:25:44 »
• Insan vücudu 4 tip dokudan oluşur.
1. Epitel dokusu
2. Bağ ve destek dokusu
3. Kas dokusu
4. Sinir dokusu

EPİTEL DOKUSU
• Epitel dokusu her üç germ yaprağından da köken alabilir.
Epitel dokusunun başlıca görevleri:
- Koruma
- Absorbsiyon
- Sekresyon
- Duyu algılanması (Dildeki tat cisimcikleri)
- Kontraksiyon (myoepitelyal hücre)
• Epitel hücrelerinin serbest yüzeyine apikal yüz, bağ dokusuna bakan yüzeyine bazal
yüz, komşu hücrelere bakan yüzüne lateral yüz denir.
• Epitel altında bazal tabaka bulunur. Bazal laminada; Tip IV kollagen, Laminin
(glikoprotein), Heparan sülfat (proteoglikan) bulunur. TUS
Epitel dokusu başlıca iki gruba ayrılır
1. Örtü epiteli
2. Bez epiteli
• Üçüncü bir epitel türü daha vardır. Bu da özelleşmiş duyu epitelidir.
• Epitel dokusu kan damarı içermez, beslenmesi bazal membranın
altında bulunan kapillelerden diffüzyon ile olur.
• Mikrovilluslar hücre emilim yüzeyini artırmak amacıyla gelişmiş hareketsiz
hücre uzantılarıdır.
• Mikrovillus yapısında aktin, myozin ve tropomyozin içerir fakat
hareketsizdirler.
• Sterosilyalar dallanmış fakat hareket edemeyen hücre uzantılardır.
• Kinosilyumlar (silya) gövdesinde 9 çift +2 mikrotübülüsten oluşan aksonem
içerir ve bir yöne doğru hareket edebilen uzantılardır.
• 3 tip epitel hücresi vardır, Yassı hücreler, Kübik hücreler, Prizmatik
hücreler
• Dizilişlerine göre 3 grup epitel doku vardır;
- Tek katlı epitel
- Çok katlı epitel
- Yalancı çok katlı epitel

BEZ EPITELI
• Salgı maddesini üretmek üzere farklılaşmış epitel dokusuna bez epiteli denir.
• Salgı maddesi GER'de yapılır. Golgi kompleksine geçer burada membranla
çevrilerek vezikül halini alır. Sitoplazma içinde serbest kalır sonra boşaltılmak
üzere periferik sitoplazmada toplanır.
• Salgı bezleri iki ana gruba ayrılır
1. Ekzokrin bezler
2. Endokrin bezler
• Salgı bezleri salgılarını verme biçimine göre 3 gruba ayrılır:
1. Merokrin bezler
2. Apokrin bezler
3. Halokrin bezler
Merokrin bezler, bezlerin büyük çoğunluğu bu tipdedir. Hücrede hiç sitoplazma
kaybı olmaz. Salgısını egzositozla boşaltır. (Tükrük bezleri, pankreasın ekzokrin
salgısı)
Apokrin bezler, salgı maddesi hücrenin apikalinde toplanır. Sitoplazmanın üst
bölümü salgı ile birlikte atılır. (Koltuk altı terbezleri)
Holokrin bezler, salgı maddesi hücrenin bütünüdür. (Yağ bezleri, gonadlar)
Salgının kimyasal yapısına göre bezler 3 gruba ayrılır;
1. Seröz bezler
2. Müköz bezler
3. Mikst bezler
• Seröz bezler: Başlıca protein yapısında maddeler salgılayan bezlerdir.
• Seröz salgı berrak, sulu ve akıcıdır.
• Seröz bezlerdeki hücrelerinin apikal sitoplazmaları protein yapısında salgı
granülleri ile doludur. Bu granüllere zimogen granüller denir.
• Seröz bezler asidofil boyanırlar. Karbonhidrat içerikleri nedeniyle PAS (+)
(Periodik asit-Schiff reaksiyonu) boyanırlar.
Seröz bezler şunlardır:
• Parotis bezi
• Pankreasın ekzokrin kısmı
• Midenin fundus bezleri
• Göz yaşı bezleri
• Müköz bezlerin salgıları glikoprotein yapısındadır.
• Muköz salgı yapışkandır ve akıcılığı azdır.
• Muköz bezlerdeki hücrelerin apikal sitoplazmaları tıkabasa doludur. Bu
yüzden çekirdekleri yassı ve bazele itilmiş olarak izlenir.
Müköz bezler şunlardır.
- Goblet hücreleri
- Submandibular bezin bir kısmı
- Sublingual bezin bir kısmı
- Brunner bezleri (duodenum)
- Mide örtü epiteli
- Midenin kardiya ve pilor bölgesindeki bezler

• Mikst bezler, hem seröz hem de müköz tipte salgı hücrelerine sahiptir.
• Mikst bezlerde seröz salgıyı lümene boşaltan, hücreler topluluğu olan
Gianuzzi yarımayları bulunur.
Mikst bezler şunlardır:
- Submandibular bezin bir kısmı (Daha çok seröz)
- Sublingual bezin bir kısmı (Daha çok müköz)
- Solunum yollarının sero-mükoz bezleri
• Myoepitelyal hücrelere basket hücreleride denir.
• Myoepitelyal hücreler salgı epiteli ile bazal membran arasına yerleşmiş
hücrelerdir.
• Myoepitelyal hücreler epitelyal kökenlidir.
• Myoepitelyal hücreler aktin ve myozin flamanları içerirler. TUS
• Salgı boşaltılmasında rol alır.

DUYU EPITELI
• Duyu epiteline nöroepitelyum denir.
• Nöroepitelyum koruyucu epitel ile iç içedir.
• Dili örten çok katlı yassı epitel arasına yerleşmiş tat duyu cisimcikleri tat goncaları
denen kompleks yapıyı oluştururlar.
Tat goncasında 3 tip hücre vardır:
1. Destek hücreler (mikrovillus ve salgı granülü içerir)
2. Nöroepitelyal hücreler (her tat tomurcuğunda 4-20 adet)
3. Bazal hücreler (2-3 tane)

BAĞ VE DESTEK DOKULAR
P Bağ ve destek doku mezenşimden köken alır.
Bağ ve destek dokularının 4 esas komponenti vardır:
1. Bağ dokusu
2. Kıkırdak dokusu
3. Kemik dokusu
4. Kan ve lenf
• Bağ ve destek dokunun önemli bir özelliği hücreler arası maddenin bol olmasıdır.

BAĞ DOKU
• Bağ dokusu türlerinde genel olarak 3 komponent vardır;
1. Hücreler (canlı)
2. Fibriller (cansız)
3. Amorf temel madde (cansız)
• Mezenşim hücrelerinden farklılaşan bağ dokusu hücrelerinin çoğu hareketlidir
veya gerektiği zaman hareket edebilir.
• Bağ dokusu sadece destek görevi yapmaz bunun yanında savunma, bağışıklık,
rejenerasyon ve onarımda da rol oynar.

Bağ dokusu hücreleri şunlardır: Fibrosit (sabit), Yağ hücresi (Sabit), Mezenşim
hücresi (hareketli), Histiosit (hareketli), Retikulum hücresi (hareketli), Mast hücreleri
(hareketli), Pigment hücresi (hareketli), Kandan gelen hücreler
• Embriyonal dönemde ortaya çıkan ilk bağ dokusu hücreleri olan mezenşim
hücrelerine erişkinde az miktarda olsa da rastlanabilir.
• Mezenşim hücreleri özellikle perivasküler alanlarda görülür ve uygun bir
uyaranla metaplazi geçirerek bağ dokusunun diğer hücrelerine dönüşebilir.
• Kandan gelen hücreler, göçeden ve geçici olarak bağ dokusuna yerleşen
hücrelerdir. Bu hücreler şunlardır: Lenfosit, Plazma hücreleri, Nötrofil, Bazofil,
Eozinofil, Monositler
Fibroblastlar
• Bağ dokusu liflerinin proteinleri fibroblastlar tarafından sentezlenir.
• Amorf temel maddenin büyük kısmı da fibroblastlar tarafından
sentezlenir.
• Fibroblastlar bağ dokusunun sabit hücreleridir.
• Yeni bağ dokusu yapımı, rejenerasyonu ve tamir olayları fibroblastlar
tarafından sağlanır.
Yağ hücreleri (LIPOSIT)
• Yağ hücreleri sitoplazmalarında yağ üretip biriktirmeleriyle oluşur.
• Son olgunluğa ulaşmış yağ hücresi artık bölünmez.
• Yağ hücreleri (liposit) Oil Red O veya Sudan III boyası ile boyanarak
incelenir.
Histiositler
• Makrofajların bağ dokusunda yerleşip kalmasıyla oluşur.
• Histiositler iğ biçiminde uzantılıdır.
• Histiositler gerektiğinde uzantılarını çekerek gezici makrofajlara
dönüşebilir.
• Histiositler bağ dokusunda fibroblastlar kadar bol bulunur.
P Gezici makrofajlar zararlı etkenlerle savaşırken görevlerinin gerektirdiği
çeşitli hücre tiplerine dönüşebilirler.
- Epiteloid hücreler
- Yabancı cisim dev hücreleri
Mast hücreleri (Mastosit)
• Sitoplazmaları, bazofil boyanma özelliğine sahip granüller içerir.
• Sitoplazmadaki granüller metakromatik boyanır ve Giemsa ve Toluidin
Blue ile (+) reaksiyon verir.
• Insan mast hücre granülleri suda erir. Bu granüller şunlardır;
Heparin, Histamin, ECF
- A (eozinofil kemotaktik faktör - anaflaksi)
- SRS -A (Slow-reacting substance - anaflaksi)
• Mast hücreleri mekanik, kimyasal travma veya antijenle temastan sonra
salgısını boşaltır.
• Mast hücrelerinde spesifik Ig E reseptörleri bulunur.
PMast hücreleri anaflaktik şok ortaya çıkarabilirler.
• Anaflaksinin tek kaynağı mast hücreleri değildir.
• Anaflakside heparin ve histamin granülleri süratle boşalır.
• Histamin kapiller permeabiliteyi arttırır. Histamine zıt etkili noradrenalin
yapılmazsa genellikle ölüm kaçınılmazdır.
• Granül boşalımı sitokalazin ile durdurulabilir. (mikroflamentin aktivitesini
baskılar)
Plazma hücresi
• Immünglobulinleri (antikor) salgılar ve hümöral immüniteyi oluşturur.
• Plazma hücrelerine, bakteri ve yabancı proteinlerin çok girebildiği yerlerde
(bağırsak mukozası, kronik iltihap bölgesi) sık rastlanır.
P Sitoplazmalarında Russel cisimcikleri denen asidofilik inklüzyonlara
rastlanabilir.
• Genel olarak her antijen için bir plazma hücresi özelleşir.
• Antikor düzeyi yüksek olduğu durumlarda plazma hücresinin sayısı artar.
• Agammaglobulinemi olgularında antijenik uyarım bölgesinde plazma
hücresine rastlanmaz.
• Retikulum hücrelerinin fagositoz yapabilme özellikleri vardır.
ü Pigment hücreleri (melanosit) her çeşit bağ dokusunda bulunmaz.
Melanositlerin yoğun bulunduğu yerler; Iris, Choroid (göz), Pia mater,
Derinin dermis tabakası
• Melanositler melanin sentezlerler. Melanin deriyi ve gözü ultraviole (UV)
ışınlarının zararlı etkilerine karşı korur.
Amorf temel madde (MATRIKS)
• Matriks; şekilsiz (amorf), renksiz, fibrilsiz, saydam ve homojendir.
• Amorf madde (matriks) fibroblastlar tarafından sentezlenir.
• Matriks başlıca iki yapıdan teşekkül eder.
1. Glikozaminoglikan
2. Glikoprotein
Glikozaminoglikanlar amorf ara maddedeki suyun hemen hemen tamamının
tutulmasından sorumludur.
• Glikozaminoglikanlar, suda eriyen bir çok maddenin bağ dokusu içine
diffüzyonunu sağlar.
• Glikozaminoglikanlar 2'ye ayrılır:
1. Sülfatlı glikozamin glikanlar
- Kondrotin - 4 sülfat (Hyalin ve elastik kıkardak)
- Kondrotin - 6 sülfat
- Dermatan sülfat (tendon, ligament, dermis)
- Keratohyalin
- Heparan sülfat (karaciğer, dalak)
2. Sülfatsız glikozaminoglikanlar TUS
- Hyaluronik asit (snoviyal sıvı, kıkırdak)
- Kondroitin
• Amorf maddedeki sıvı doku sıvısıdır. Patolojik durumlarda bu sıvı artar ve
ödem oluşur.
• Glikoproteinlerden en önemli ikisi fibronektin ve laminindir. Tümör
hücrelerinin matrikse yapışmasında etkilidirler.

Fibriller
• Fibroblastlar tarafından sentezlenen fibrillerin başlıca 3 türü vardır.
1. Kollajen fibriller
2. Elastik fibriller
3. Retiküler fibriller
Kollajen Fibriller
• Gerilmeye karşı koruyan ve en sık görülen beyaz proteinik
fibrillerdir.
• Kollajen fibriller kollagen denen amino asit zincirlerinden oluşur.
• Kollajen asidofilik bir proteindir.
• Kollajen vücuttaki tüm proteinlerin %30'unu oluşturur.
• Tropokollagenler birbirine eklenerek kollojen mikro fibrillerini,
mikrofibrillerde bir araya gelerek kollojen fibrilini oluşturur.
• Kollajen fibrilleri bükülebilir fakat çekilince uzatılmazlar. Çekilmeye karşı
çok dayanıklıdırlar.
• Kollajen kaynatılırsa tropokollajenin oluşturduğu jele dönüşür.
• Kollajen tannik asidle muamele edilirse sağlam erimez bir maddeye
dönüşür. (Deri tabaklanması)
• Kollajen fibrilleri pankreas enzimlerine karşı dayanıklı olmasına rağmen
mide salgısı olan pepsine karşı dayanıksızdır. (erir)
• Tanımlanmış çok sayıda kollajen vardır. Bazıları;
- Tip I: Deri, kornea, tendon ve kemik
- Tip II: Kıkırdak
- Tip III: Düz kas, damar duvarında
- Tip IV: Bazal membranda
- Tip V: Plasenta bazal membranında bulunur.
Elastik fibriller
• Basınca maruz kalan organların duvarında bulunur.
• Kollajenden daha incedir ve düzensiz bir ağ yapısı oluşturur.
• Lig. flava ve elastik damarlardaki elastik fibriller demetler yapar.
• Elastik fibriller ısı ve kimyasal etkilere dirençlidir.
• Elastik fibriller tripsinde erimez fakat pankreastan elde edilen elastaz ile
kolayca parçalanır.
Retiküler fibriller
• Retiküler fibriller olgunlaşmamış kollagen fibriller olarak kabul edilir.
• Retiküler fibriller Tip III kollajen yapısında demetler halinde değil ağ
oluşturacak şekilde düzenlenmiş fibrillerden oluşur.
• Özellikle kan yapıcı organlarda ve epitelyal hücrelerin çevresinde çok
miktarda retiküler fibril vardır.
• Yara iyileşmesi sırasında önce retiküler fibriller, sonra bunların giderek
kalınlaşmasıyla kollajen fibriller görülür.
RES
• Insan vücudunun çeşitli organlarındaki yerel bağ dokuları içine yerleşmiş olan
makrofajlar farklı isimlerle tanımlanırlar. TUS
• Yaygın bağ dokusunda → makrofaj
- Kanda → monositler
- SSS → Mikroglia hücreleri
- Karaciğer → Kupffer hücreleri
- Akciğer → Alveolar makrofajlar
- Kan yapıcı organ → Retikulum hücreleri
- Sürrenal ve hipofiz → Sinüzoidleri döşeyen hücreler
• Tüm organlardaki çeşitli oluşumlara yayılan fagositoz yetenekli hücrelerle
retikulum fibrilleri birlikte olduğundan RES (Retikulo endotelyal sistem) olarak
adlandırılmıştır.
• RES, dokular arası çok güçlü bir savunma ağıdır.

KIKIRDAK DOKUSU
• Oldukça sıkı kıvamlı bir matriks ve kondrosit adı verilen kıkırdak hücrelerinden
oluşmuştur.
• Matriks (amorf madde) damarsız bir dokudur.
• Kondrositer matriks içinde lakuna adı verilen boşluklarda bulunur.
• Kondrositler kıkırdağın devamını sağlar, matriksin sentez ve salınımından
sorumludur.
• Kıkırdak kan damarları içermez, ayrıca lenfatik damarları ve sinirleride
yoktur.
• Kıkırdak damarsız bir yapı olduğundan düşük metabolik aktivite gösterir.
Yapılarına göre 3 tip kıkırdak vardır;
1. Hyalin kıkırdak
2. Elastik kıkırdak
3. Fibröz kıkırdak
Hyalin Kıkırdak
• Vucutta en fazla bulunan kıkırdak tipidir.
- Kuru ağırlığının %40'ı Tip II kollajendir.
• Hyalin kıkırdağın net ağırlığının %60'ını su oluşturur.
- Fetüsün ilk iskeletini oluşturur.
• Enkondral kemikleşme sırasında epifizial büyüme kıkırdağı olarak görev
yapar.
Hyalin kıkırdağın dayanıklı ve dirençli oluşu içerdiği kollajen liflerinin varlığına
ve gel halindeki sülfatlı mukopolisakkaritlere bağlıdır.
Erişkinde hyalin kıkırdağın bulunduğu bölgeler: Uzun kemiklerin eklem
yüzeyi, Kostal kemiklerin ventral ucu, Burun, Larinks, Trakea, Bronşlarda
bulunur.
Hyalin kıkırdağın ara maddesinde bulunan maddeler; Hyaluronik asit,
Kondroitin 4-sülfat, Kondroitin 6-sülfat, Keratan sülfat, Kondronektin
• Lakunanın etrafını saran kıkırdak matriksi kollajenden fakir
glikozaminoglikanlardan zengindir. (Territorial matriks)
• Lakünaların arasında kalan matriks bölgesi ise daha fazla fibril daha az
glikozaminoglikan içerir. (Interterritorial matriks)
• Perikondrium, hyalin kıkırdağı çevreleyen bağ dokusudur.
• Eklem kıkırdaklarında perikondrium bulunmaz, kıkırdak direkt kemik ile
bağlantılıdır.
- Perikondrium Tip I kollojen içerir.
• Perikondriumun iç tabakasındaki hücreler kondrositlere dönüşebilme
özelliğine sahip kondroblastlardır.
• Perikondrium kıkırdağı besleyen kan damarlarını içerir ve gerektiğinde
rejenerasyonu gerçekleştirir.
• Perikondrium kıkırdağın enine büyümesini sağlar.
-Kondrositler Tip II kollojen, proteoglikan ve kondronektin sentezler.
• Hyalin kıkırdakta kondrositler perikondriuma yakın bölgelerde lakunalar
içinde genelde tek tek yerleşirken daha iç kısımlarda birden fazla kondrosit
aynı lakünaya yerleşir.
• Aynı lakuna içinde birden fazla yerleşmiş olan kondrosit gruplarına izojen
grup denir.
Elastik Kıkırdak
• Tip II kollajen fibriller yanında çok miktarda elastik fibril içerir.
• Elastik kıkırdakta perikondriumla sarılıdır.
• Elastik kıkırdakta lakünalar içinde daha az hücre bulunur.
• Elastik kıkırdak çok dirençli değildir ama daha esnektir.
Elastik kıkırdak; Kulak kepçesi, Dış kulak yolu, Östaki borusu, Burun
kanatları, Larinks'in bazı bölgeleri, Epiglottis, Kuneiform kıkırdak, Plica
vocaliste bulunur.
Fibröz Kıkırdak
• Diğer kıkırdak türlerinden en önemli farkı sıkı ve paralel düzenlenmiş
kollajen lif demetlerinden oluşmuş olmasıdır.
• Fibröz kıkırdak sıkı bağ dokusu ile hyalin kıkırdak arasında bulunur.
- Tip I kollajen fibriller bulunur.
• Matriks daha az miktardadır.
• Fibröz kıkırdağın etrafında perikondrium bulunmaz.
• Fibröz kıkırdak
- Intervertebral disk
- Symphisis pubis
- Merinksler (diş)
- Tendonların kemiğe yapışma yeri
• Kondrositerler glukozu genellikle anaerobik glikoliz ile metabolize ederler
ve son ürün olarak laktik asit oluştururlar.
• Kondrosit sentezini artıranlar; Growth hormon, Tiroksin, Testesteron,
Glikozaminoglikonlar (sülfatlı)
• Kondrosit sentezini azaltanlar; Hidrokortizon, Estradiol
-Growth hormonun kondrositlere etkisi indirektdir. Somatomedin C'nin
etkisi ise direktir.
KEMIK DOKUSU
• Kemik dokusu kıkırdaktan sonra en dayanıklı dokudur.
• Kemik matriksi mineralize olmuş hücreler arası madde ve kollajen
fibrillerden oluşmuştur.
• Kemik hücrelerine osteosit adı verilir ve lakuna denen boşluklarda
bulunur.
• Kemik dokusunda bulunan hücreler; Osteoprogenitor hücreler, Osteosit,
Osteoblast, Osteoklast
• Tipik olarak her laküna içinde bir osteosit bulunur.
• Kemik dokusu kalsifiye olduğundan dolayı metabolitler matriksten
geçemezler.
• Kemik hücrelerinin beslenebilmesi için osteositlerle kapillerler arasında
matriks içinde uzanan kanaliküller bulunur.
• Bir lakünadan çıkan kanalikül komşu lakünanın kanalikülü ile bağlantı
kurar.
• Bu kanalliküllerin içerisinde osteositlerin uzantıları bulunur. (gap junction)
bu sayede besin maddelerinin bir hücreden diğerine geçişi sağlanır.
Kemik hücreleri
• Osteoprogenitör hücreler rezerv hücrelerdir. Uygun bir stimulasyonla
osteoblastlara dönüşebilirler.
• Osteoprogenitör hücreler periostun iç tabakasında bulunur.
Osteoblastlar
• Osteoblastlar kemik yapımından sorumlu hücrelerdir.
• Osteoblastlar Tip I kollojen, proteoglikan ve glikoprotein yani osteoid
yapımını sağlar.
- Osteoid kalsifiye olmamış kemiktir.
- Osteoblastlar, matriks kalsifikasyonu için gerekli alkalen fosfataz
enzimini içerir.
-Alkalen fosfataz sadece kemik matriksi üretilirken salgılanır.
• Osteoblastlar yapısal olarak aktif protein sentezi yapan hücrelerin tipik
özelliklerine sahiptir. (GER, ribozom, golgi kompleksi)
• Osteoblastlar yeni yapılan osteoid içine doğru çok ince sitoplazmik
uzantılar salar. Bu sayede erken dönemde hücresel bağlantı sağlamış
olunur.
Osteositler
• Osteositler, osteoblastlardan farklılaşan olgun kemik hücreleridir.
- Her lakunada sadece bir osteosit bulunur.
• Osteositler kemik matriksinin devamlılığında aktif görev alır.
• Kan kalsiyumunun normal sınırlar içinde sürdürülme-sinde rolleri vardır.
• Osteosit öldüğünde osteoklastik aktivite ile kemik matriksinde rezorpsiyon
oluşur.
Osteoklastlar
• Kemik rezorbsiyonunda görev alan çok nükleuslu hücrelerdir.
• Kemik rezorpsiyon olan bölgelerde enzimatik aktivite ile açılmış Hawship
lakünası adı verilen çukurcuklarda bulunur.
• Osteoklastlar kemik rezorpsiyonunu sağlayan asit, kollajenaz ve diğer
proteolitik enzimleri salgılar.
- Osteoklastlar monositlerden gelişir.
• Osteoklastlar genel olarak kemiğin yeniden şekillendiği bölgelerde
görülür.
- Osteoklast aktivitesini parathormon artırırken kalsitonin azaltır.
Kemik Matriksi
• Kemik matriksinde Tip I kollojen bulunur.
• Kemikte bulunan inorganik maddelerden en fazla bulunanları kalsiyum ve
fosfattır. Ayrıca bikarbonat, sodyum, potasyum, magnezyum ve sitrat da
bulunur.
• Kalsiyum ve fosfat birleşerek hidroksiapatit kristalleri oluşturur. (Ca10 (O4)6
(OH)2)
• Hidroksiapatit kristalleri kollajen fibrillerle sarılmıştır. Kemiğin sertliğinide
bu ilişki sağlar.
Kemikte bulunan glikozaminoglikanlar şunlardır;
- Kondroitin 4-sülfat
- Kondroitin 6-sülfat
- Keratan sülfat
Periost ve endosteum
• Eklem yerlerinde hyalin kıkırdak ile örtülü olan kemik yüzeyi diğer
bölgelerde periosteum ile örtülmüştür.
• Periost iki tabakadan oluşur.
1. Fibröz tabaka (dış)
2. Hücresel tabaka (iç)
• Periostun dış fibroz tabakası kollajen ve fibroblastlardan zengindir.
• Periostun dış fibroz tabakasından matriks içine giren kollajen fibril
demetlerine Sharpey lifleri denir.
• Sharpey lifleri sayesinde periost kemiğe sıkıca yapışır.
• Periostun iç tabakası osteoprogenitor hücrelerden oluşmuştur.
• Endosteum, kemik iliği kavitesi ile spongioz kemiğin trabekülalarını örten
zardır.
• Endosteum çok az bağ dokusu ve tek tabakalı osteoprojenitör hücrelerden
oluşmuştur.
• Periost ve endosteumun görevi, kemik dokusunun beslenmesi, büyümesi
ve tamiri için gerekli hücreleri sağlamaktır.
KEMIK TIPLERI
• Kemik dokusu iki tipte görülür.
1. Primer kemik
2. Sekonder kemik
Primer Kemik
• Primer kemik embriyolojik gelişim sırasında veya kırıkların onarımı sırasında
görülür. Geçicidir.
Primer kemik yetişkinlerde;
- Kafatası yassı kemikleri
- Diş alveolleri
- Tendonların kemiğe yapıştığı yerler
• Primer kemik lameller yapı göstermez ve kollajen fibriller rastgele
düzenlenmiştir.
Sekonder Kemik
• Olgun kemiğe sekonder kemik denir.
• Sekonder kemiğin iki tipi vardır.
1. Compact kemik
2. Süngerimsi (spongioz) kemik
• Compact kemik dokusu kanallar ve lamellerden oluşmuş homojen bir
görünüme sahiptir.
• Kemik hücreleri ve fibriller bu lameller içinde organize olmuştur.
- Compact kemikteki lameller 4 gruba ayrılır:
1. Havers lamelleri
2. Interstisiyel lameller
3. Dış dairesel lameller
4. Iç dairesel lameller
• Kan damarlarını taşıyan kanallar iki kısımdır:
1. Havers kanalları (uzun eksene paralel)
2. Volkmann kanalları (uzun eksene dik/oblik)
• Havers ve Volkman kanalları birbirleriyle anostomozlar oluşturur.
• Havers lamelleri, Havers kanalları etrafında dairesel tarzda dizilmiş sayıları
4-20 arasında değişen lamellere denir.
- Havers kanalının etrafını saran dairesel lamellerin meydana getirdiği
sisteme osteon (Havers sistemi) adı verilir.
- Osteon, compact kemiğin yapısal birimidir.
• Volkman kanalı Havers'e periosteumdan damar taşıyan kanallardır.
• Interstisiyel lameller, Havers sistemleri arasında yer alan üçgen veya
düzensiz gruplar halinde birbirine paralel uzanan lamellerdir.
• Dış dairesel lameller periostiumun hemen altında bulunur.
• Iç dairesel lameller ise endosteumu çevreler.

KEMIK GELIŞIMI
Kemikler başlıca iki yolla oluşurlar;
1. Intramembranöz kemikleşme
2. Endokondral kemikleşme
Intramembranöz Kemikleşme
• Mezenşimal doku içinde yoğunlaşma ile gelişir.
• Ilk intramembranöz kemikleşme gebeliğin 8. haftasında ortaya çıkar.
• Mezenşim hücrelerinin göç edip belirli bölgelerde yığılmaları ile başlar.
- Mezenşim hücreleri osteoblastlara farklılaşır.
• Osteoblastlar da kemik matriksini üretmeye başlarlar.
• Yeni şekillenmeye başlayan kemik adacıkları spiküller (iğnecik)
halindedir.
• Matriksin kalsifiye olması ile osteoblastlar osteositlere dönüşür.
• Spiküllerin üzerine sürekli yeni matriks eklenmesiyle apozisyonel büyüme
gerçekleşir.
• Matriks önce kemik speküllerini oluşturacak biçimde düzensiz adacıklar
şeklinde iken daha sonra bunlarda birleşerek trabekülleri oluşturur.
• Spikül ve trabeküllerin iç yüzünü endosteum çevreler.
- Trabeküler yapıların birleşmesiyle spongiyoz kemik oluşur.
• Özellikle kafatası kemikleri bu şekilde oluşur. ayrıca uzun kemiklerin
kalınlaşmasında ve kısa kemiklerin büyümesinde intramembranöz
kemikleşme rol oynar.
Endokondral Kemikleşme
• Embriyoda hyalin kıkırdak yapısındaki iskelet modelinin kemikleşmesi
sonucu gelişir.
• Vücuttaki tüm uzun kemikler bu şekilde oluşur.
• Kıkırdak modelin kemiğe dönüşümü iki aşamada gerçekleşir:
1. Kıkırdaktaki kondrositlerin hipertrofisi ve harabiyeti
2. Osteoprogenitör hücreler ve kan kapillerlerinden oluşan osteojenik
tomurcuğun kıkırdak matriksinin boşluklarına girmesi
• Kemikleşmenin ilk belirtisi, perikondriumun içindeki intramembranöz
kemikleşmeyle periosta dönüşmesidir.
• Periost oluşunca kıkırdağın beslenmesi için gerekli maddelerin difüzyonu
engellenir ve içerideki kondrositler dejenere olmaya başlar.
• Dejenere kondrositler matriksin devamlılığını sağlayamadığından kalsiyum
çökmeye başlar ve matriks kalsifiye olur.
• Kondrositlerin ölümü ile matriksteki lakünaların birleşmesiyle kaviteler
oluşur.
• Bu kavitelere periost üstündeki deliklerden kan damarı ve osteoprogenitör
hücreler girer.
• Primitif hücrelerin bir kısmı kemik iliği hücrelerini bir kısmıda osteoprogenitör
hücreleri oluşturur.
• Kalsifiye kıkırdak yıkılıp kısmen uzaklaştırılırken bir bölümü düzensiz
spiküller olarak kalır.
• Spiküllerin kemik bölümleri aposizyonel yani osteoblastların eklemesi ile
büyütülür.
• Uzun kemiklerin her iki ucunda kıkırdak dokusu varlığını sürdürür ve
epifizyal (sekonder) kemikleşme merkezlerini oluşturur.
• Epifiz plağı hyalin kıkırdaktır ve doğumdan sonrada uzun kemiklerin
büyümesini sağlar.
• Epizyal kıkırdakta 5 ayrı bölge (zon) bulunur.
1. Dinlenme bölgesi (ekleme yakın olan hyalin kıkırdak bölge)
2. Proliferasyon bölgesi (Dinlenme bölgesinin altındaki bölge)
3. Hipertrofi bölgesi: (kıkırdak taslağını uzunlamasına büyütür)
4. Kalsifikasyon bölgesi
5. Kemikleşme bölgesi
• Kemikleşme olayı sadece diafiz bölgesinde değil embriyolojik gelişimin ileri
dönemlerinde epifizlerin orta kısımlarında da görülür.
• Epifizlerde oluşan kemikleşme merkezine sekonder kemikleşme merkezi
denir.
• Sekonder kemikleşme merkezlerinde büyüme yönleri uzunlamasına değil
ışınsaldır.
• Epifizial plak büyüme işleminin devam etmesini sağlar.
- Büyüme durduğunda epifizial plak ortadan kalkar.
• Çocuklarda kemik yapımı yıkımından daha fazladır.
- Vücuttaki kalsiyum miktarının %99'u iskelet sisteminde depo edilir.
- Paratiroid hormon osteoklastları aktive ederek kemik rezorbsiyonunu
artırır. (Kan kalsiyum seviyesi artar.)
- Yeterli kalsiyumun alınmaması veya D vitamini eksikliğinde kemik
matriksinde eksik kalsifikasyonu görülür.
- Çocuklarda kalsiyum eksikliği raşitizme neden olur.
- Yetişkinlerde kalsiyum eksikliğinde osteomalazi gelişir.
- Kemik yapımı azalıp rezorpsiyon artarsa ostoporozis gelişir.
- Kemiği direkt etkileyen vitaminlerden biri C vitaminidir.

KAS DOKUSU
• Kas hücrelerinin fonksiyonel elemanı, kasılmayı sağlayan myofilamentlerdir.
• Myofilamentler, kas hücresi sitoplazmasının büyük kısmını işgal eder.
• Myofilamenlerin iki tipi vardır;
1. Aktin
2. Myozin
• Başlıca 3 tip kas vardır.
1. Iskelet kası (çizgili istemli)
2. Kalp kası (çizgili istemsiz)
3. Düz kas (çizgisiz istemsiz)
• Kas hücresi sitoplazması=Sarkoplazma
• Kas hücresi endoplazmik retikulumu = Sarkoplazmik retikulum
• Kas hücresi membranı = Sarkolemma adını alır.
DÜZ KAS
• Aktin ve myozin filamantleri içermesine karşın çizgilenme göstermeyen iğ
biçimli hücrelerdir.
• Düz kas hücreleri birbirine nexuslarla bağlanmıştır.
- Düz kas hücrelerinde iskelet kaslarında bulunan T sistemi bulunmaz.
• Sarkoplazmik retikulum kapalı bir membran sistemi oluşturur.
- Düz kaslar aktin, tropomyozin (ince flament) ve myozin (kalın flament)
den oluşmuştur.
- Troponin düz kaslarda bulunmaz. TUS
• Aktin ve myozin flamentler sarkoplazma içinde kafese benzer bir ağ yapısı
oluşturur.
• Düz kas hücrelerinde bulunan en önemli intermediate filament desmindir.
• Plazma membranının iç yüzeyi ve myofilamentler üzerinde dense bodies adı
verilen elektron dens alanlar bulunur (alfa-aktinin içerir)
• Düz kaslar otonom sinir sisteminin sempatik ve parasempatik sinirleri ile innerve
edilir.
• Iskelet kaslarındaki NMJ( nöromusküler junction) düz kaslarda bulunmaz.
• Düz kaslarda kontraksiyon oldukça yavaştır ve tonusu düşüktür.
• Düz kaslar içi boş organların duvarında bulunur.
Düz kaslar; Bağırsaklar, Mide, Uterus, Tuba uterina, Üreter, Mesane
- Bezlerin boşaltım duktuslarında bulunur.
• Boru şeklindeki organların duvarındaki düz kasların ritmik kasılmalarıyla
peristaltik dalgalar oluşur.
• Mitozla bölünebilen düz kas hücreleri artan ihtiyaca hem hipertrofi hem de
hiperplazi ile karşılık verebilir.
• Iskelet kası ile karşılaştırıldığında düz kasta aktin-miyozin oranı yüksektir.

TUS
ISKELET KASI
• Iskelet kası, çok çekirdekli uzun hücrelerden oluşmuştur.
• Vücutta kısa kaslar boyunca bir, uzun kaslarda ise birkaç iskelet kası hücresi
uzanır.
• Kas hücrelerini boyları santimetre ile ölçüldüğünden bu hücreler kas lifi
olarak da adlandırılır.
• Kaslar, kas hücrelerini çevreleyen bağ dokusu kılıflarıyla sarılmıştır. Bunlar;
- Endomisyum → tek bir kas lifini çevreler.
- Perimisyum → bir grup lifi çevreler.
- Epimisyum → dıştan tüm kası çevreler.
• Işık mikroskobunda iskelet kasında enine çizgilenmeler gösteren koyu ve açık
bantlar izlenir.
• Koyu bantlar: A bandı (anizotropik) (H diski ve M çizgisi)
• Açık bantlar: I bandı (izotropik) ( Z çizgisi)
• Her bir I bandı Z çizgisi adı verilen bir hatla ikiye bölünmüştür.
• A bandının ortasında açık boyanan H diski ve H diskinin ortasında M çizgisi
bulunur.
- Bir kasın en küçük yapı birimine sarkomer denir.
- Sarkomer, komşu iki Z çizgisi arasında kalan myofibril bölümüdür.
- Sarkomer bir tam A bandı ve iki yarım I bandından oluşmuştur.
• Her kas hücresinin sitoplazmasında uzun eksene paralel demetler halinde
myofibriller bulunur.
• Myofibriller ard arda eklenmiş sarkomerlerden oluşmuştur.
• Sarkomerlerin lateral düzeni tüm kas lifininin enine çizgilenme göstermesine
neden olur.
• Sarkomer, ince ve kalın filamentlerin uzun eksene parelel dizilmeleriyle
oluşur.
- H diskinde sadece kalın filamentler uzanır.
- H diskinin ortasındaki M çizgisinde kalın filamentler bağlantı kurar.
• A bandında H diskinin her iki tarafında hem kalın hem de ince filamentler
bulunur.
• I bandında sadece ince filamentler yer alır.
• Z çizgisinde iki komşu sarkomerin ince filamentleri bağlantı kurarlar.
• Iskelet kası kontraksiyon durumunda ise; H. zonu silinmiş, A bandı olduğu gibi
muhafaza edilmiş, I bandı kısalmıştır.
• Çizgili kas filamentleri dört ana proteinden yapılmıştır. 1. Myozin, 2.
Aktin, 3. Tropomyozin, 4. Troponin
• Aktin ve myozin kasın toplam proteininin %55'ini oluşturur.
• Aktin, globuler aktin monomerlerinden oluşmuştur.
• Globüler aktin (G-aktin) monomerleri F-aktin şeklinde filamentleri oluşturmak
üzere polimerleşirler.
• Her G-aktin monomeri üzerinde myozin bağlanma bölgesi bulundurur.
• Z çizgisi hizasında iki komşu sarkomerik aktin filamentlerine alfa-aktin
bağlanır.
• Alfa-aktin ve desmin iki komşu sarkomeri birbirine bağlar.
• Çift aktin filamenti helix şeklinde birbirini sarar.
• Tropomyozin iki polipeptid zincirinden oluşur.
• Tropomyozin iki aktin filamenti üzerinde baştan sona uzanır.
• Troponin, tropomyozine tutunmuş olarak bulunur.
• Troponin üç alt üniteden oluşmuş kompleks bir proteindir.
1. Troponin - I (aktin-myozin etkileşmesini inhibe eder)
2. Troponin -C (Kalsiyumun bağlandığı bölüm)
3. Troponin -T (Tropomyozine bağlandığı bölüm)
• Her bir tropomyozin molekülü 76-aktin molekülünü örter ve bunun yüzeyine 1
troponin tutunur.
• Myozin birbirine eşit iki ağır ve iki hafif zincirden oluşmuştur.
• Her ağır zincirin ucunda baş bölgesi bulunur.
• Baş bölgesi ATP'yi bağlayabildiği gibi ATP'yi hidrolize edecek yapıya da
sahiptir.
• Baş bölgesi aktine bağlanma bölgesi içerir.
• Aktin ve myozin arasında kontraksiyon oluşabilmesi için ortamda kalsiyumun
bulunması ve sonrada uzaklaştırılması gereklidir.
• Kalsiyumun hızlı şekilde salınması ve geri alınması sarkoplazmik retikulum
tarafından sağlanır.
• Sarkoplazmik retikulum uyarının iletilmesine yardımcı olacak biçimde yaygın
bir tübül ve sisternalar sistemi oluşturmuştur.
• Sarkolemma A-I birleşim yerinde sitoplazma içine doğru derin invajinasyonlar
yapar. Bu sarkolemma çöküntülerine T tübülüs adı verilir. (Transvers tübül)
• T tübül terminal sisternalar ile birlikte üçlü bir yapı (triad) meydana getirir.
- Terminal sisternalar, T tübülleri tarafından getirilen mesaja göre kalsiyumun
pasif olarak salınmasını sağlar.
- Depolarizasyon sona erdiğinde kalsiyum aktif transportla tekrar
sarkoplazmik retikuluma alınır.
Motor son plak (Nöromusküler junction)
• Çizgili kas fibrillerinin akson ile birleştiği noktada bulunur. Akson, NMJ'na
ulaşmadan hemen önce myelin örtüsünü kaybeder. Akson terminali kas
hücresi üzerindeki bir çöküntüye yerleşir. Akson ile kas arasındaki boşluğa
sinaptik aralık denir. Sinaptik aralığa rastlayan kas sarkolemması kas
hücresi içine doğru bağlantı kıvrımları oluşturur.
- NMJ uyarıldığında akson terminalinden sinaptik aralığa Asetil kolin
salınır.
• Asetil kolin reseptöre tutunur ve sarkolemmayı Na+'a karşı geçirgen hale
getirir ve membran depolarizasyonu oluşur.
• Oluşan depolarizasyon sarkolemma boyunca yayılır ve T tübülleri ile
triadlara aktarılır.
• T tübüllerinden terminal sisternalar aracılığıyla tüm sarkoplazmik retikuluma
uyarı geçer ve bu uyarı sarkoplazmik retikulumdan sitoplazmaya kalsiyum
salınımına neden olur.
• Kalsiyum aktin üzerindeki myozin bağlama bölgelerini açığa çıkarmak için
Troponin - C ünitesine bağlanır ve bağlı olduğu tropomyozini hareket ettirir,
sonuçta aktin üzerindeki myozin bağlanma bölgeleri ortaya çıkar.
• Kalsiyum iyonlarının troponin-C'ye bağlandığı dönemde myozin başı ATP
ile birleşerek bir kompleks oluşturur.
• Myozin aktin üzerindeki bağlanma bölgesine bağlandığında ATP, ADP ve
Pi'ye dönüşür ve enerji açığa çıkar.
• Açığa çıkan enerji ile myozin başı bükülür ve harekete neden olur. (Aktinmyozin
bağlı olduğundan)
• Aktin myozin bağlantısının çözülmesi için myozine yeni bir ATP'nin
bağlanması gerekir.
• Kas fibrillerinde kasılma olması için
1. Kalsiyum serbestleşmesi
2. Aktin myozin bağlanma bölgesinin açığa çıkması
3. Myozinin aktine bağlanması
4. Myozin başında enerji açığa çıkması ve bükülme
5. Bağlı aktin-myozinin hareket etmesi
6. ATP harcanarak aktin-myozin bağlantısının çözül-mesi gerekir.
- Eğer ortamda hiç ATP yoksa aktin-myozin bağlantısı stabil hale
gelir. Bu ölümden sonra oluşan rigor mortise neden olur.
• Kalsiyum serbest olarak pasif bırakılır fakat aktif olarak geri alınır.
(Sarkoplazmik retikuluma)
• Sarkoplazmik retikulumda calsequestrin adlı protein kalsiyumu bağlar.
Iskelet kası fibrilleri 3 tipe ayrılır.
1. Kırmızı lifler
2. Beyaz lifler
3. Ara formlar
Kırmızı Lifler; Kırmızı lifler myoglobin ve mitokondrial sitokrom pigmentleri
içerir. Beyaz liflere göre daha yavaş kasılırlar. Fakat uzun süreli güçlü kasılma
özelliğine sahiptir. Mitokondriler beyaz liflere göre çok fazladır. Kırmızı lifler
enerjilerini esas olarak oksidatif fosforilasyondan sağlar. Extremite kasları
bu tiptir.
Beyaz Lifler; Beyaz liflerde myoglobin ve mitokondriyal sitokrom pigmenti
azdır. Beyaz lifler, kısa süreli ani kasılmalarından sorumludur. Mitokondri
sayısı daha azdır. Enerjilerini esas olarak anaerobik yoldan sağlar. Göz
kasları bir örnektir.
KALP KASI
• Kalp kası iskelet kası gibi enine çizgilenme gösterir fakat iskelet kasındaki gibi
uzun hücrelerden oluşmamıştır.
• Kalp kası hücreleri diskus interkalaris adı verilen kompleks yapılarla birbirine
bağlanır ve uzar.
• Kalp kasında kontraksiyon dalgası hücreden hücreye discus interkalarisle
olur.
- Fasia adherenes (yaygın) (aktin flamentlerin tarafından oluşturulur)
- Macula adherens (desmozom) (kalp kası hücrelerini sıkı tutar)
- Gap junction (nexus) (hücrelerarası iyon transferi yapar)
- Iskelet kaslarında T tübülleri A-I bandı birleşim yerinde iken kalp
kasında Z çizgisi seviyesindedir.
- Iskelet kaslarında bulunan triad kalp kasında bulunmaz.
- Kalp kasında diad bulunur. (T tübül ve tek terminal sisterna)
• Iskelet kasında mitokondriler sitoplazmanın %2'sini doldururken kalp kasında
sitoplazmanın %40'ını doldurur.
• Iskelet kasında hem aerobik hem de anaerobik yolla enerji üretilirken kalp
kasında sadece aerobik metabolizmayla enerji üretilir.
• Iskelet kasında myoblast yapımı için gerekli satellit hücreleri var iken kalp kası
hücrelerinde böyle yeni kas lifleri oluşturacak satellit hücreler yoktur ve kalp
kası rejenere olamaz.
- Atriumdaki kas lifleri ile ventriküllerdeki kas lifleri farklıdır:
- Atriumda T tübülü daha az sayıdadır ve hücreler biraz daha küçüktür.
- Atriumdaki hücrelerin (sağ atriumda çok) sitoplazmasında ANF içeren
granüller bulunur.
• ANF, Na+ ve su tutulumu olduğunda böbrekleri etkileyerek ADH veya
aldesteronun tersi görev yapar.
Kalbin bazı bölgelerinde kalp hücreleri özelleşerek iletim sistemini
oluşturur. Bunlar;
- Sinoatriyal düğüm (SA nod)
- Atrioventriküler düğüm (AV nod)
- His hüzmesi
- Purkinje lifleri
• Kalp kası hücreleri kendi kendine kasılabilme yeteneğine sahiptir.
• Kalbin atım gücü ve sayısı otonom sinir sistemi tarafından düzenlenir.
• Düz kas orijin olarak miyotomal mezoderm'den gelişir.
• Ventrikül purkinje hücreleri glikojen içeriği bol olması tanımasında ayrıcıdır.
SİNİR DOKUSU
• Insandaki sinir sisteminde en az 10 milyar hücre bulunur.
Anatomik olarak sinir sistemi 2'ye ayrılır.
1. Merkezi sinir sistemi (MSS)
2. Periferik sinir sistemi (PSS)
• Sinir dokusu hücreden zengindir ve bu hücreler arası çok az bağ dokusu vardır.
• Sinir dokusu iki farklı hücreden oluşur.
1. Nöronlar
2. Nöroglia hücreleri
Nöronlar direkt olarak kan damarları ile bağlantılı değildir ve kan-beyin bariyeri ile
ayrılmıştır.
• MSS (beyin, beyincik ve m. spinalis) iki yapıdan oluşur.
1. Gri madde nöron (gövdesi ve nöroglia hücrelerinden oluşur)
2. Beyaz madde (nöron uzantıları ve nöroglia hücrelerinden oluşur)
- Sinir hücresine = nöron
- Sinir hücre membranına = nörolemma
- Sinir hücre gövdesine = perikaryon (soma)
- Sinir hücre fibrillerine = nörofibril denir.
• Nöronlar fonksiyonel olarak iki kısıma ayrılır.
1. Perikaryon (soma)
2. Dendrit ve akson
• Akson, sinir hücresinde tek sayıdadır. Uyarıları somadan diğer hücrelere
taşır.
• Dendritler, uyarıyı perikaryona (soma) getiren çok sayıdaki uzantılardır.
• Uzantılarına göre nöronlar 3 gruba ayrılır:
1. Unipolar nöronlar: (pseudo-unipolar nöron)
2. Bipolar nöronlar
3. Multipolar nöronlar
• Unipolar nöronlar embriyolojik gelişim sırasında görülürler.
• Unipolar nöronlar tek bir akson uzantısına sahiptir fakat uzantı somadan çıktıktan
kısa bir süre sonra T şeklinde dallanır (biri perifere diğeri merkeze) Bundan
dolayı pseudo-unipolar nöronda denir.
• Duyu nöronları psödo unipolardır.
• Bipolar nöronlar somanın karşılıklı kutuplarından çıkan bir akson ve dendritten
oluşmuştur.
• Multipolar nöronlar bir akson ile iki veya daha fazla dendritten oluşur ve vücutta
en fazla bulunan nöron tipidir.
• Motor nöronlar multipolar nöronlardır.
Perikaryon
• Perikaryon genel olarak iri bir nükleus içerir.
• Sempatik ve duyu ganglionlarında iki nükleus görülebilmektedir.
• Nükleolus büyük ve belirgindir.
• GER iyi gelişmiştir.
• GER sisternaları arasında çok sayıda ribozom bulunur. (Poliribozom)
- GER ve serbest ribozomlar ışık mikroskobunda Nissl cisimcikleri denen
bazofilik granüler alanlar oluşturur. TUS
- Nissl granülleri yalnız perikaryon ve dendritlerde görülür.
• Golgi kompleksi nöronlarda oldukça iyi gelişmiştir.
• Nöronlarda çok sayıda mitokondri bulunur. Fakat mitokondriler diğer
hücrelere nazaran daha küçüktür.
• Mitokondriler perikaryonda bulunduğu gibi akson sonlanma yerlerindede
bol bulunur.
• Aksonun hemen hemem tamamı nörofibrillerle doldurulmuştur.
• Nörofibriller perikaryonda sentezlenen maddelerin aksona taşınmasında
hücre içi metabolitlerin transportunda görev alır.
• MSS'deki perikaryonlar genellikle ayrı ayrı topluklar halinde bulunurlar.
Bu perikaryon topluluklarına nükleus adı verilir. PSS'deki perikaryon
toplulukları da ganglion adını alır.

Dendritler
• Dendritler, perikaryondan çıkan çok sayıda dikensi sitoplazma çıkıntılarıdır.
Dendritlerde çok sayıda dentritik dallanma yaparak çok sayıda aksonla
sinaps yapma imkanı sağlar. Dendritlerde özellikle perikaryona yakın
bölgelerde golgi kompleksi haricinde ki organellere rastlanabilir.
Perikaryondan çıkan ilk dendritlere primer dendrit adı verilir.
• Primer dendritler de dallanarak sekonder dalları oluşturur.
• Dendritler üzerindeki çok sayıdaki küçük çıkıntılara gemmül (spina) adı
verilir.
• Gemmül (sipina)ler sinaptik bağlantı bölgeleridir.
Aksonlar
• Aksonlar nöronların tek ve uzun uzantılarıdır.
• Perikaryondan akson tepesi denilen bir şişkinlikle ayrılır.
- Akson tepeciğinde GER ve ribozom (Nissl granülleri)
bulunmaz.
• Aksonun plazma membranına aksolemma, sitoplazmasına aksoplazma adı
verilir.
- Aksoplazma Nissl granülleri, golgi kompleksi, yağ ve pigment
damlacıkları içermez.
• Aksonlar myelinli veya myelinsiz olabilirler.
• Myelinli aksonlarda, myelinleşmenin başladığı akson kısmı başlangıç
segmentidir.
• Başlangıç segmenti aksiyon potansiyelinin akson boyunca iletilip
iletilmeyeceğine karar verildiği akson segmentidir.
• Aksonlar sonlanacağı bölge yakınında çok sayıda kolleteral dal verir. Bu
son bölüme telodendron adı verilir.
- Aksonların aynı bölgeye gidenleri birleşerek demetler oluşturur. Bu
demetlere MSS'de tractus, PSS'de ise sinir ismi verilir.
• Aksoplazmada iki çeşit transport vardır.
1. Anterograd (perikaryondan --> akson ucuna)
2. Retrograd (akson ucundan --> perikaryona)
- Retrograd transport metabolik artıkların temizlenmesinde işlev
göstermesinin yanında bazı toksinlerin (tetanoz) ve virusların (Herpes,
kuduz vs) yayılımı için önemli bir yol oluşturur.
MYELINLI LIFLER
• Akson perikaryondan çıkıp kısa bir süre çıplak seyrettikten sonra nöron tipine
ve bölgesine göre farklı kılıflarla sarılır.
• Sinir lifi, aksonla birlikte seyreden kılıftan oluşmuştur.
- Sinir lifleri 2'ye ayrılır.
1. Myelinli lifler
2. Myelinsiz lifler
• Periferik sinirler myelin kılıfın dışında bir çok bağ dokusu kılıfıyla daha sarılır.
Bunlar
- Endonöriyum --> tek bir lifi çevreler
- Perinöriyum --> bir grup lifi çevreler
- Epinöriyum --> Dıştan tüm siniri çevreler

• MSS'de ve PSS'de aksonları örten kılıfı yapan hücreler farklıdır.
- PSS'de myelin kılıfı → Schwann hücreleri
- MSS'de myelin kılıfı → oligodendrositler yapar.
• Myelin kılıfı bu destek hücrelerin aksonlar çevresinde defalarca dönmesi ve
sıkışmayla sitoplazmalarının hücre gövdesine itilmesiyle oluşur, başlıca zarlardan
oluşan bir yapı olarak izlenir.
• Kılıfların oluşması sırasında arada sıkışıp kalmış schwann hücre sitoplazma
bölümlerine Schmidt-Lantermann yarıkları denir.
- Myelin kılıfı yer yer kesintiye uğrar bu kesintilere Ranvier boğumu adı
verilir.
• Ranvier boğumları aksonların uzunluğu boyunca yerleşmiş olan komşu
Schwann hücreleri arasındaki boşluklardır.
- Ranvier boğumlarındaki akson SSS'de çıplak iken PSS'de komşu Schwann
hücrelerinin sitoplazmik uzantıları ile kısmen çevrilidir.
• Oligodendrisitler birden fazla aksonun myelinizasyonundan sorumlu iken
Schwann hücreleri sadece üzerinde bulunduğu aksonun myelinizasyonundan
sorumludur.
- MSS'te Schmitt Lantermann yarıkları yoktur. Ranvier boğumları da
görülmeyebilir.
• Organizmadaki liflerin hepsi myelini aynı zamanda kazanmazlar.
- Insanda sinir lifleri ilk oluştuğunda myelinsizdir. Yaklaşık olarak gebeliğin
14. haftasında myelinleşme başlar.
• Iradeye bağlı hareketlerin kontrolünü sağlayan yollarda myelin oluşumu
doğumla başlar ve çocuk yürümeye başlamasına kadar tamamlanır.
• MSS'de ve PSS'de myelinsiz lifler bulunabilir.
- MSS'de myelinsiz akson sayısı daha fazladır.
- Myelinsiz liflerde Ranvier boğumları bulunmaz.
• Myelinsiz liflerde bir çok akson bir Schwann hücresinin membranının yaptığı
çöküntüler içine yerleşmiştir.
• Genel olarak bir aksonunu dendritle veya perikaryonla sinaps yaptığı
görülür.
MSS'deki sinapslar şunlardır:
• akso - dendritik sinaps
• akso - somatik sinaps
• dendro - dendritik sinaps
• akso -aksonik sinaps
• Iskelet kası hücreleriyle motor nöronların aksonları arasında motor son plak
(NMJ) olarak adlandırılan özel sinapslar vardır.
• Kimyasal sinapslarda 3 temel yapı gözlenir.
1. Presinaptik zar
2. Sinaptik aralık
3. Postsinaptik zar

NÖROGLIA HÜCRELERI
• Genel olarak MSS'inde her bir nöron için 10 glial hücre bulunur.
• Ancak bu kadar fazla glial hücre olmasına rağmen sinir dokusunun toplam
hacminin yarısı kadarını oluştururlar.
-Glial hücrelerin nöronların aksine mitoz yetenekleri vardır.
Nöroglia hücreleri 4 kısma ayrılır.
1. Astrositler, 2. Oligodendroglialar, 3. Mikroglialar, 4. Ependim hücreleri
1. Astrositler
• Glial hücrelerin en büyüğüdür.
• Çok sayıda uzun uzantıları olan astrositler bu uzantılarının kalınlığına göre
ikiye ayrıılr.
1. Fibröz astrosit (beyaz cevher)
2. Protoplazmik astrosit (Gri cevher)
• Fibröz astrositlerin uzantıları uzun ince, asimetrik ve az dallanma
gösterir.
- Fibröz astrositlere spider hücreleride denir.
• Protoplazmik astrositlerin uzantıları kısa, kalın, simetrik ve çok sayıda
dallanma gösterir.
• Astrositler genişlemiş pedikülleri (Vasküler son ayak) ile tüm kan damarlarını
çevreler.
• Astrosit uzantıları kan damarları ve nöronlarla bağlantı oluşturur.
- MSS'deki hasardan sonra, hasar yerinde astrositler prolifere
olurlar ve skar dokusu oluştururlar. (gliozis)
- Astrositler ve oligodendrogliyalar birlikte makrogliya olarak
değerlendirilir.
- Ektodermden gelişir.
2. Oligodendrogliyalar
• Astrositlerden küçük hücrelerdir.
• Oligodendrogliyalar astrositler gibi uzun uzantılara sahip değildir.
- Uzantıları az sayıda ve kısadır.
- Oligodendrogliyalar yaygın olarak yani hem gri cevher hem de
beyaz cevherde bulunur.
• Gri maddede nöron perikaryonuna yakın olarak yerleşmişlerdir.
- MSS'de myelin yapımından sorumludur.
- Fonksiyon bakımından PSS'indeki Schwann hücrelerinin anoloğudur.
• Schwann hücrelerinden farklı olarak birden fazla aksonun myelizasyonuna
katılabilirler.
• Ektodermden gelişir.
3. Mikroglialar
• Mikroglialar beyin makrofajlarıdır.
- Beyinde hasar olduğunda mikroglialar debrisin fagositozundan
sorumludur.
- En küçük glial hücrelerdir.
- Hem gri hem de beyaz cevherde bulunur.
- Diğer glial hücreler gibi ektodermden değil, mezodermden gelişirler.
TUS
4. Ependim hücreleri
• MSS'deki iç boşlukları döşeyen bu prizmatik epitel hücreleride nörogliyalar
içinde değerlendirilir. (Ventriküller ve spinal kordu döşer.)
• Bu boşluklar BOS ile yıkanır, BOS hareketine yardım eden hareketli silialara
sahiptirler.
- Değişik bölgelerde BOS üretmek üzere modifiye olmuşlardır.
• Modifiye epandimal hücreler ve bunlarla ilişkili kapillerler birlikte boşluğa
sarkarak koroid pleksusları oluştururlar.
• Choroid pleksusları döşeyen epandim hücreleri BOS sentezinden çok
plazmanın süzülüp ventriküle geçmesinden sorumludur.
- PSS'inde gliyal hücrelerden sadece Schwann hücreleri ve satellit
hücreler bulunur.
DUYU SINIR SONLANMALARI
• Duyu sinir sonlanmaları afferent sonlanmalardır.
• Afferent sonlanmalar ağrı, dokunma, basınç, ısı, tat ve koku gibi uyarıları aksiyon
potansiyeli halindeki sinyallere çevirir.
Duyu sinir sonlanmaları şunlardır;
1. Serbest sinir sonlanmaları (ağrı - ısı)
2. Merkel cisimciği (dokunma)
3. Meisner korpuskülü (dokunma)
4. Vater - Pacini korpuskülü (vibrasyon)
5. Ruffini korpuskülü (ısı)
6. Krause korpuskülü (soğuk)
7. Kas iğciği (hareket ve pozisyonda)
8. Golgi tendon organı (Hareket ve pozisyonda)
- Merkel cisimciği kılsız deride stratum spinozumda görülür.
- Meissner korpuskülü dermiste papillalar içine yerleşmişlerdir. Esas
olarak avuç içi, ayak tabanı, parmak ucu, dudak ve meme başında
bulunurlar.
- Meissner korpüskülü serbest sinir sonlanmaları ve Schwann hücreleri
ve bunların etrafını saran fibroblastlar ile kalın kollagen fibrillerden
oluşmuştur.
- Kas iğciği, çizgili kaslarda yer alan kapsüllü bir organdır.
• Kapsülün içinde sıvı vardır ve kas lifleri (intrafuzal lifler) bu sıvı içinde
hareket eder.
• Bir çok duyu sinir lifi ise kas iğciğinin içine girer ve burada extrafuzal kas
liflerini oluşturur.
- Golgi tendon organı esas olarak tendonun kasa yapışma yerinde
bulunurlar.
SINIR DOKUSUNUN REJENERASYONU
• Nöronlar bölünmezler ve dejenerasyonları kalıcı kayıp gösterir.
• Periferik sinir lifleri eğer perikaryonları hasarlanmamışsa rejenere olabilir.
- MSS'de nöron kaybı nöroglia ile doldurulur.
- Hasar perikaryonda ise rejenerasyon olmaz.
- Periferik sinir aksonları kesildiğinde, kopan segment dejenerasyona
uğrar buna Wallerian dejenerasyon adı verilir.
• Aksonal hasarda perikaryonda aşağıdaki değişiklik olur.
- Ilk değişiklik kromatolizistir. (Nissl cisimleri bozulur)
- Sonra perikaryon şişer ve nükleus ortadan perifere kayar.
• Wallerian dejenerasyondan sonraki rejenerasyon Schwann hücrelerinin
proliferasyonuna bağlıdır.
• Wallerian rejenerasyonda aksonal tomurcuğun ilerleyebilmesi için Schwann
hücrelerinin tomurcuğun içinden geçecek şekilde prolifere olup rehberlik
yapması lazımdır.
• Aksonal tomurcuk Schwann hücreleri ile birlikte ilerlemezse (günde 3 mm
kadar) efektör organ ile akson bağlantı kuramaz.
• Ganglion sinir hücresi gövdesi ve onların uzantılarını içerir. TUS
• Spongioblastlar; oligodendroglia nöroglia ve astroblasta kaynaklık eder.

Seo4Smf Tags: doku Histolojisi 
Tıklayın, konuyu kendi sosyal ağlarınızda paylaşın.


 


Doku Histolojisi Related Topics

Kök Hücre ve Doku Mühendisliği (Slayt)
Kök hücreleri dersinde kaynak olarak kullandığım başarılı bir sunum. Dili ingilizcedir.http://hotfile.com/dl/124713808/eb5307e/S... Continue..

Gösterim: 2811 - Yanıt: 0 - Başlatan:Erçin Öncel
Doku Biyokimyası
KOLLAJEN LİFLERTemel yapı üniteleri tropokollajendir. Glikoprotein yapısındadır. İnsanda enbol bulunan proteindir. Fibrözdür, çe... Continue..

Gösterim: 1635 - Yanıt: 0 - Başlatan:Hüseyin
Kas Doku - Kas Hücresi İçindekiler

Gösterim: 2399 - Yanıt: 0 - Başlatan:Cenk Önsoy

Biyoloji Günlüğü
Site tasarım ve düzenlemesi Cenk Önsoy'a aittir.