Bir Uzm. Biyolog Yazısı: Kolesterol yüksekliğini anlama kılavuzu (2. Bölüm)

Ne söylediğimiz hakkında hiçbir fikrimiz olmayınca gülücük kullanıyoruz.

Kolesterol yüksekliğini anlama kılavuzu (2. Bölüm)

(Statinlerin yan etkileri akıl yoluyla kavramak)

Bir bilimsel tartışmada kişileri tartışmak anlamsız ve saçmadır. Gerçekte, iddia edilen fikirleri tartışmak en iyi yöntemdir. Çünkü kişiler gelip geçici fakat fikir ve düşünceler kalıcıdır.

Kolesterol yüksekliğini anlama kılavuzunun ilk bölümünde (1) aslında çok basit bir soru soruluyor ve bu soruya bu soruya bir cevap aranıyordu. Soru basit olarak şuydu: ‘Genetik kolesterol yüksekliği, hücresel üretim kaynaklı olarak ortaya çıkmaz, karaciğerdeki hata ya da hatalar nedeniyle kanda zorunlu olarak partikül birikimi oluşur, bu partikül birikimine bağlı olarak kandaki kolesterol değerleri göreceli (üretim kaynaklı olmayan) olarak yüksek çıkar. Yani kandaki yüksek çıkan kolesterol değerlerindeki bu durum hücresel anlamda kolesterolün fazla yapıldığı-sentezlendiğini göstermez, kandaki yükseklik hücresel üretim kaynaklı değildir. ‘Karaciğeriniz fazla kolesterol yapıyor’ sözü fantastik bir yanılgıdan ibarettir. Bu nedenle hücresel olarak, hücre içinde kolesterol ve steroid oluşumunu (statinlerle) ilaçlarla engellemek bize göre, tıbbi olarak çok büyük bir hatadır.’

Bu düşünceye bazı hekim kökenli arkadaşlar çok kızmışlar, düşüncenin doğru ya da yanlışlığını tartışmak yerine, bizim sorduğumuz temel soruya cevap vermek istemedikleri için olsa gerek, farklı yolları tercih etmişler. Bu onların tercihi, ama seçtikleri yolun –bana yazılan yazıların ve yorumların, verilen cevapların- sorduğumuz soruyla ilgisi yok! Beni kişisel olarak eleştirmek yerine, ortaya koyulan düşüncenin doğru ya da yanlışlığını eleştirmek daha akılcı bir yaklaşım olurdu ama maalesef bunu yapamıyorlar ve sorduğum soruya cevap vermiyorlar.

İkinci olarak, anladığım kadarıyla bazı uzmanlarımız hala genetik kolesterol yüksekliğinde yavaş yavaş karaciğer naklinin yapıldığını (2) , böylelikle genetik kolesterol yüksekliğinin ortadan kalktığını hala bilmiyormuş ve hiç duymamış gibi davranıyorlar ki, genetik kolesterol yüksekliğinde karaciğer naklini bilmemeleri bence mümkün değil (3) . Bu konuda sık sık haberler yapıldı (4), eleştirmeden önce basit bir araştırma yapmak, bir genel cerrahla konuşmak yeterliydi zaten….

Bazı arkadaşların ‘statin ilaçları hücre içinde (steroid sistemi ortadan kaldırarak) hücreleri öldürür’ kısmına takılması ve bu durumu inkar etmesi bence anlamsız bir tepki. Bu ilaçların (statinlerin) bakteriler (5) üzerinde etkili olabileceğini (6) çoğu uzmanın bilmemesi açıkçası sıradan bir biyolog beni bir kez daha şaşırttı. Statinler birçok bakteri üzerinde denendi ama arzu eden arkadaşlar, kendileri de bazı bakteriler üzerinde statinleri deneyebilirler.

Konu dağılmasın, kolesterol düşürücü olarak kullanılan statinler hücre öldürüyor (sitotoksik) demiştik! Ben olsam söz konusu ilaçları kolesterol yüksekliği için değil, kanserler için kullanırım da demiştim çok önceleri ve şimdi bu konuda çalışmalar hızlandı(7). Statinlerin öldüreceği hedef hücrede sadece asetil Co-A’dan başlayan bir steroid metabolizması olması, bu ilaçların (statinlerin) çalışması için yeterli. Virüsler dışında her canlının (bakteriler, bitkiler, hayvanlar) mutlaka kendine ait bir steroid metabolizmasının da olması gerektiğini de unutmamalıyız ve bir yerlere not etmeliyiz.

Kendinizi statinlerin hücre öldürücü olduğuna (sitotoksik) ikna edemiyorsanız, daha da olmadı kanser ve statin (8) araştırmalarını gözden geçirin (9). Ben kişisel olarak kolesterol düşürücü olarak kullanılan statinleri özellikle, başka müdahale imkanı kalmadığında özellikle karaciğer kanserlerinde kullanırdım (10) . En azından statinlerin etki metabolizmasının steroidler üzerinden gerçekleştiğini, kanserli hücrelerin (steroid) metabolizmasının normal bir hücreden çok hızlı çalışmak zorunda olduğunu biliyorum. Dolayısıyla kolesterol düşürmekte kullanılan bu ilaçlar (statinler) normal hücreleri de öldürücektir ama kanserli hücreleri daha çok öldüreceğini tahmin ediyorum (11) ve bazı araştırmalardan da zaten bu durumu biliyorum.

Fakat inanması zor olsa da, kanser ve statin üzerine yapılan bu araştırmalar da, bilim adamları kanserden korunmak için de statin önerme şaşkınlığına ve yanılgısına düşüyorlar ki (12) , bence bilimde akıl tutulması işte burada ortaya çıkıyor. Örneğin kanser araştırmada kanser hücrelerinin % 90’ını statinlerle bir şekilde öldürüyor veya kanserli hücrenin gelişimini durduruyorlar ve saçma bir şekilde (ilaç şirketlerinin de yardımıyla) mantıksızca şu sonuca ulaşıyorlar: ‘Bu ilaçlar (statinler) insanlarda kanserden koruyucu olarak kullanılabilir’ (13):

İşte komik olan da bu bir bilimsel araştırmadan çıkan bu sonuç! Yani statinler kanserli hücreyi öldürüyormuş, ama sağlıklı hücreye bir şey yapmıyormuş gibi, kanserli hücrelerde elde ettikleri sonucuna (!) sizi inandırmaya çalışıyorlar. Üstelik ‘kanser tedavisinde kullanılabilir’ diye açıkça söylemiyorlar ama büyük bir ısrarla ‘kanserden korunmak için kullanılabilir-ya da- bu ilaçlar kanserden korur’ diyorlar, ilaç şirketlerinin ekmeğine yağ sürüyorlar!

Bu deneylerin bazıları bizim Karadenizli araştırmacı Temel fıkralarından daha komik geliyor bana nedense, hani Temel sineklerin bacağını kopartıp ‘zıpla’ diyormuş, birinci, ikinci, üçüncü derken sineğin son bacağını da koparmış ‘zıpla’ demiş Temel ama haliyle bütün bacakları koptuğu için sinekte tık yok. Ve temel araştırma sonucuna şöyle yazmış: ‘sineğin bütün bacaklarını koparınca zıplayamıyor, çünkü sineğin kulakları duymuyor!’ Kanser-statin araştırmalarında da benzer sonuçları okumanız mümkün, yani bazı araştırmacılara göre bu ilaçlar (statinler) kanserli hücreleri yok edebilir, ama sağlıklı hücreleri asla!

Kolesterol düşürücü olarak kullanılan ilaçların (statinlerin) hücre öldürücü olduğunu gösterebilmek –ispat edebilmek- için, farklı bakteri kültürleri ve statin kullanımı bazı dostlar için yerinde bir örnek değilse çok daha basit bir önerim olacak. Hücre ve doku kültürü çoğu yerde (moleküler biyoloji, tıbbi biyoloji, genetik vb laboratuarlarda) az veya çok mutlaka yapılıyor. Söz konusu kültürü yapılan örneğe küçücük bir miktar statin (kolesterol düşürücü) ilacı bırakın…

Sizce ne olur? Pahalı bir deney değil! Kanser araştırmalarında, kanserli hücre ve dokulardaki değişimi yapıyorlar. Ama normal sağlıklı hücrelerde kimse bu deneyi yapmaya cesaret edemiyor! Basit bir hayvansal (veya bitkisel, bakteriyel de olur!) hücre kültürü, maliyeti de yok, fakat söylemedi demeyin: Bu deneyi yapmak, yapabilmek bence kolay, zor olan elde ettiğiniz sonuçları söyleyebilmek, bu biraz cesaret ve mangal gibi bir yürek ister.

Çünkü statinleri deneylerini kanserli hücrelerde de deneseniz (14) , sağlıklı hücrelerde deneseniz de hücre öldürücü olduğunu görürsünüz, ama sağlıklı hücreleri öldürdüğünü gösterdiğiniz araştırmayı dergilerde yayınlayamazsınız. Umarım sağlıklı hücreler için benzer bir deney yapılmamıştır da (15) , bunu ilk siz yaparsınız ve sonuçlarını bana büyük bir gururla yazarsınız:‘Hücre kültürü çok normal gelişti, hücreler sizin iddia ettiğin gibi ölmedi, hepsi sapasağlam hücre kültüründeki hücreler yerli yerinde duruyor. Sen kolesterol konusunda iyi sallamışsın, insanları iyi kandırmışsın, ilaçların sitotoksik olduğu yalanmış’ dersiniz ve ben de ‘statin ilaçları hücre öldürür’ dediğim için utancımdan yüzüm kızarır ve yerin dibine girerim…

Böyle olmayacağını siz de az veya çok tahmin edersiniz, büyük bir ihtimalle hücre veya doku kültürünüzde hiç gelişme olmadığı gibi varolan hücrelerin öldüğünü görebilme süprizine hazırlıklı olun! Farklı deneysel dozlarda ise kolesterol-steroid metabolizmasının baskılanmasından dolayı hatta zaman içinde farklı (doku kültürlerinde) tümöral oluşumlar meydana gelme ihtimalini de göz ardı etmemek gerekir (16) . Gerçekte daha önce de söylediğimiz gibi kolesterol ilaçlarını röntgen ışınları gibi düşünmek gerekir, sağlıklı kişileri hastalandırabilir ve kanser olabilir, sağlıklı kişilerde çünkü steroid metabolizmasını bozar, kanserli hastaları da iyileştirmek için kullanılabilir, çünkü kanserli hücrenin de steroid metabolizmasını bozar…

Çalışan bir insan metabolizmasında bu etkileri görebilmek elbette bu biraz daha uzun zaman alır, bazen hiç görünmeyebilir de, işte bütün mesele bunu kavrayabilmektir.

Peki, anladık diyelim: Kandaki kolesterol yüksekliği göreceli bir yükseklik, statinler de hücre öldürücü (sitotoksik), öyle bile olsa bu statin adı verilen ilaçlarla kandaki yükseklik nasıl azalıyor, karaciğer hücrelerine bu ilaç ne yapıyor, sadece hücre içinde kolesterol yapılmasını (sentezini) mı engelliyor, yoksa kolesterol sentezini engelleyerek, partikül yapımını da mı engelleniyor ve kolesterol değerleri düşüyor?

İşte zurnanın ‘zırt’ şeytanın ‘gör’ dediği kör nokta tam da burası….

Karaciğer kendini yenileme (rejenerasyon) yeteneği en muhteşem organlardan birisidir, bu ilerleyen bölümlerde gerekebilir, karaciğerin bu özelliğini –yani rejenerasyon yeteneğini- lütfen unutmayın. Elbette karaciğer organının sayısız ve çok önemli görevleri olduğu da unutulmamalı.

Bir de karaciğerde işin bizi ilgilendiren yönü var ki, burada da karaciğer başrolde bulunuyor. Karaciğer organımızın, kanımızda kolesterol ve farklı yağları taşıyan lipoprotein partikülleri (özellikle VLDL, LDL) açısından iki farklı yönü vardır. Partiküllerin anabolizması (yapımı=VLDL) ve katabolizması (kandan uzaklaştırılması=LDL) karaciğer organına bağlıdır…

Kısaca kanımıza verilen (yağları taşıyan) partiküllerin durumunu, bahçenizdeki bir yüzme havuzu olarak düşünün, hem havuzu dolduran (anabolizma) hem de fazla suyu havuzdan (katabolizma) boşaltan musluklar karaciğere bağlıdır. Ve kanda kolesterol düzeyiniz yükselmişse (bahçedeki havuz bir nedenle taşmışsa) iki şeyden biri olabilir: Ya anabolizma yüksektir (havuzu dolduran musluk çok açılmıştır) ya da katabolizma yoktur veya azalmıştır (havuzun fazla suyunu boşaltan musluk bir şekilde tıkanmıştır).

Kanda kolesterolün yükselmemesi için (havuzun taşmaması için), partiküllerin hem yapımında (havuzu dolduran musluk), hem de yıkımında (havuzu boşaltan musluk) -katabolizmasındaki karaciğer hücrelerinizin mutlaka sağlıklı olması gerekir. Konunun daha iyi anlaşılması için yine ‘genetik kolesterol yüksekliği’ olgusuyla birlikte anlatalım.

Önceki bölümde de anlattığımız gibi genetik kolesterol yüksekliğinde, karaciğer hücrelerinde katabolik yani partikül yıkımıyla ilgili sorunlar vardır (yani havuzu boşaltan musluklar tıkandığı için havuz taşar). Öncelikle normal olarak partiküller üretilir (VLDL) ve kana verilir, kanda çeşitli yağ asitleri partiküllerden (LPL enzimleri vs) ayrılır ve partikül bazı değişikliklere uğrar LDL durumuna geçer ve LDL tekrar geriye dönmek ister, karaciğer hücresine geri dönüş için gider ve genetik kolesterol yüksekliği adını verdiğimiz olgu işte bu anda başlar!

Partiküller karaciğerdeki hatalar nedeniyle (LDL-reseptörleri, apo B-100 defektleri vs) geriye dönemez kanda birikmek zorunda kalır. Çünkü genetik kolesterol yüksekliğinde karaciğer hücrelerinin katabolik bölgesi (LDL reseptörleri veya apo B bozukluğu vs) yani partikülleri kandan geri alacak bölge bozuktur (havuzu boşaltan musluk), partikül üretimiyle ilgili bir (havuzu dolduran musluk) sorun yoktur.

Partiküller üzerinde de rastlantısal zorunluluk gereği kolesterol vardır –partiküller çok olduğu için- kolesterol de yüksek görülür, bu göreceli yani üretim ve hücresel kaynaklı olmayan kolesterol yüksekliği demektir, üretim kaynaklı olmasa da, kanda partikül sayısı ve kolesterol değerleri kanda (göreceli olarak) yükselmiştir.

Genellikle size sadece kolesterolün yüksek olduğunu söylerler, kolesterol ile birlikte partikül sayısının da kanda birikerek arttığını söylemezler. ‘LDL kolesterol yüksek aman kolesterole dikkat edin‘ derken, LDL partiküllerinin de sayısal olarak arttığını size unuttururlar. Siz sadece kolesterol yüksekliğini düşünmek zorunda kalırsınız!

Yani kanda yüksek olan kolesterol değerinizin azalması, kanda partikül sayınızın (LDL) azalmasıyla gerçekleşmek zorundadır ve bu karaciğerin söz konusu partikülleri kandan geriye almasıyla gerçekleşebilir. Kısaca genel anlamda kandaki birim alandaki partikül sayınızla, kolesterol değeriniz birlikte azalır ve birlikte yükselirler. Partiküllerden bağımsız kolesterol düşüklüğü veya kolesterol yüksekliği hiçbir zaman söz konusu değildir. Partiküllerden bağımsız bir kolesterol yüksekliği veya düşüklüğünden söz etmeye kalkanlar ya hiç biyoloji-biyokimya görmemiştir veya görmüş ama çoktan unutmuştur…

Genetik kolesterol yüksekliğinde kullanılan statinler elbette kandaki kolesterol değerini düşürüyor, burada bir tartışma yok…

Ama bu nasıl oluyor! Söz konusu ilaçların zararlarını anlamak için bu durumun, genetik kolesterol yüksekliği olan hastalarda kolesterol değerlerinin nasıl düştüğünü mutlaka kavramak gerekiyor! Çünkü kandaki kolesterol yüksekliği, üretim kaynaklı olmadığı halde bu ilaç genetik kolesterolü olan insanlarda da kullanılıyor.

Bu ilaçlar yani statinler hücre içinde o ya da bu şekilde –sonuç olarak- iki şey yapabilirler: Ya karaciğer hücrelerinin kana verdiği partikül yapımı (anabolizma) engellenecek (havuza su girişi önlenecek) ya da partikül yıkımına ait hatalar ortadan kaldırılacak (havuzu boşaltan musluklar tamir edilecek) partikül yıkımı (katabolizması) düzelecek, partiküller karaciğere geri dönecek yüksek olan kolesterol de düşmüş olacaktır. Söz konusu ilaçlarla (statinlerle) ortaya çıkan kolesterol azalmasının ortaya çıkış şartları budur, iki yol vardır ve bu yollardan sadece sadece biri doğrudur. Bu iki yolun ortasını bulmaya çalışmak (17) bize göre bilim yapmaya çalışmak değil, gözlerini gerçeğe kapamaktır. Bu iki yolun iddiaları şunlardır:

1. İddia: Bu ilaçlar (statinler) karaciğer hücrelerinin bozuk olan katabolizmasını (havuzu boşaltan musluk) düzelti, ve kanda biriken partiküller kandan karaciğere geçti ve kanda kolesterol düzeyi de düştü ve aynı zamanda hücre içinde az kolesterol yapıldığı için bu durum (?) ortaya çıktı. Bu iddiadaki mantıksal tutarsızlıklara şimdilik aldırmayın! Size çok inandırıcı görünen veriler sunarlar ve zaten mantığın bütün kurallarını kendileri parçalarlar. Bazılar karaciğerde hücre içi kolesterol yapımı azaldığı için, kandaki kolesterolün azaldığını düşünür, karaciğer hücrelerinden partikül çıkışının da (VLDL-LDL) azaldığını çünkü bu partiküllerin kolesterolü taşıdığını kabul etmezler, yani kolesterol sentezi az olsa da partiküller sağlam ve tamdır: Nasıl oluyorsa! Bazıları da partikül çıkışının değişmediğini, sadece kolesterol yapımının (?) engellendiğini iddia eder! Yani tutarsızlığın ve aymazlığın literatürlerde sonu yoktur. Oysa partikül çıkışı azalmadan kanda kolesterol düzeyi azalmaz.

Bazıları da söz konusu statin ilaçlarının LDL reseptörlerini veya apo B-100 mutasyonlarını düzelttiğini, böylece karaciğer hücrelerinin katabolizma (yıkımla ilgili) hatalarını giderdiğini, statinlerin bozuk LDL reseptörlerini tekrar çalıştırdığını veya yeni LDL-reseptörleri oluşturduğunu böylece partiküllerin (LDL) karaciğere geri dönebildiği iddiasındadır.

Bu cümleyi gelecek tepkilere önlem olsun diye yazıyorum, şimdi bazıları (kraldan daha kralcılar) onlarca akademik yayını, profesörlerin adıyla birlikte bana kıllık olsun diye gönderir, açıkçası ben de bunların hiç birini ciddiye almam, çünkü o yayınların hepsini okudum. Statinlerin karaciğerdeki partikül salınımına (VLDL) olumsuz bir etkisi yokmuş, statinler LDL reseptörlerinin de çalışmasını düzeltiyormuş-yepyeni gıcır gıcır LDL reseptörleri oluşturuyormuş dersiniz. Yani bir şekilde genetik kolesterol yüksekliğinde bile, söz konusu ilaçların (statinlerin) genetik mutasyonları (?) düzenlediğini-oluşmuş bir genetik mutasyonu- gen hatalarını bu ilaçların (statinlerin) düzelttiğini iddia edersiniz. Ben bu iddia sahiplerinin (Nobel tıp ödülü de alsalar da) genetik ve mutasyon kavramını bile bilmediğinizi, kolesterol ile ilişkili genetik mutasyonların ilaçla düzelemeyeceğini, mutasyonlar ve gen bozulmalarının geri dönüşümsüz olduğunu, söz konusu aksaklığın ancak ve ancak ‘gen nakli’ ile düzelebileceğini hatırlatmak zorunda kalırım.

2. İddia: Karaciğer hücrelerinin kolesterol senteziyle birlikte partikül yapımı da (anabolizması) engellendi, kana partiküller verilemedi ve kolesterol düzeyi böylece düştü (havuza su girişi engellendi).

Söz konusu statin ilaçlarının karaciğerdeki anabolizmayı bozduğunu, karaciğer hücrelerinden (VLDL) partikül salınımını engellediğini böylece partikül sayısının kanda azaldığını ve kolesterol değerlerinin de bu nedenle azaldığını söylerim. Yani statinler sadece hücre içinde kolesterol ve steroid üretimi engellemekle kalmamış, farklı bir etki olarak hücre içinde kolesterol oluşmadığı için sağlıklı partikül oluşmamış ve kana partikül girişi olmamıştır. Kana karaciğerden partikül salınımları da azaldığı (VLDL-LDL) için kolesterol değerinin düştüğünü söylerim. Çünkü bu ilaçlar bütün karaciğer hücreleri olmasa da, birçok karaciğer hücresi ilaçlar (statinler) nedeniyle ölmüş, kana kolesterol taşıyan partiküller verilmemiş ve kolesterol değeri de düşmüştür.

Karaciğerdeki organının rejenerasyon yeteneği nedeniyle bu durum klinik olarak çok fazla dikkat çekmez, fakat ilaç öncesinde ciddi karaciğer rahatsızlığı geçirenlerde bu durum daha görünür bir durumdadır. Hücre içinde artık steroid sistem tümüyle çöktüğü için, ilacı kullanan kişilerde ilginç ve anlaşılması zor yan etkiler ortaya çıkar: Depresyon, cinsel bozukluk, kanser, hafıza kaybı, katarakt, böbrek yetmezliği, karaciğer bozukluğu, miyopati bu yan etkilerin en basit olanlarıdır (18). Partikül salınımı –ölen hücreler nedeniyle- azaldığında kandaki kolesterol değeri de zorunlu olarak düşmüş gibi olur, ilaç bırakılınca kolesterol tekrar yükselir! Yani kolesterol ilacı olan statinler, karaciğer hücrelerin anabolizmasını –partikül yapımını tümüyle bozmuş, partiküller kana geçmemiş ve kolesterolünüz de bu nedenle düşmüştür.

Bazılarının çok mükemmel dedikleri bazı araştırmacılar, çok ünlü akademik yayınlar sizlere (genetik kolesterol yüksekliğinde bile) hep birinci ihtimali vermeye çalışır, ikinci ihtimalin adını bile bilmez veya bilir ama bilmezlikten gelir ve söyleyemez. Veya öyle bir sulandırılacak anlatılır ki, hücre içinde kolesterol yapımının engellendiğini, ama partiküllerde hiçbir değişim olmadığını düşünürsünüz. Onlara göre statinler, hücrelere çok da fazla zarar vermeden, hem karaciğerdeki hücre içinde kolesterol oluşumunu engellemiş, hem partikül salınımında (VLDL) hiçbir değişim olmamış, LDL-reseptörlerini düzeltmiş, hücrede statinlerden kaynaklanan kolesterol azlığı nedeniyle partikül yapısında small LDL oluşmamış, kısaca pek de anormal bir şey olmamıştır.Üstelik bazı nedenlerle (pleitropik etki vs) mucizevi bir şekilde gen nakli yapılmadan filan genetik hastalık bulunan karaciğer hücreleri düzelivermiş, karaciğer hücreleri genetik hatalarının bilincine (!) varıp artık düzgün çalışmaya adam olmaya başlamışlardır: Yani, ben ve birkaç dostum hariç, çoğu uzman öyle düşünüyor!

Statin ilaçları, karaciğer hücrelerinde anabolizmayı bozarak, karaciğer hücresinin katabolik (genetik LDL reseptör hataları, apo B-100 mutasyonları vs) sorunlarını çözecek kadar muhteşemdir bazı uzmanlara göre. Fakat ben o uzmanlardan değilim, bazılarının da dediği gibi‘sıradan bir biyologum’ açıkçası ve biyolog olmak da hoşuma gidiyor. Karaciğer hücrelerindeki katabolik bir sorunu (LDL-reseptörleri, apo B-100 mutasyonları) anabolizmayı bozarak, elbette görünmez ve anlaşılmaz yapabilirsiniz: Ama bir biyolog olarak bana, sorun çözüldü diyemezsiniz. Siz buna tedavi deseniz de, benim gözümde bu bir tedavi değil sadece basit bir illüzyondur. Yani kolesterolün tedavisi gerçek değildir, hala bozuk reseptörler oradadır. LDL-reseptörleri gerçekten düzeliyor olsaydı belli bir süre sonra zaten ilaç kullanımı tümüyle biter, hasta gerçek anlamda tedavi olur ve sürekli ilaç kullanmak zorunda kalmaz, ilacı bıraktığında kolesterolü yükselmezdi…

Şu an lütfen aklınız bir köşesine not düşün: Özellikle genetik kolesterol yüksekliğinde, kolesterol yüksekliğine neden olan sorun, anabolik değil, katabolik bir sorundur ve kandaki kolesterol yüksekliği karaciğerdeki hücresel üretim fazlalığından kaynaklanmamıştır!

Bir hekim olarak şimdi siz düşünün ve kendiniz özgür iradenizle karar verin çünkü hekimlik bence bireysel kararı vicdanıyla hasta lehine olacak şekilde karar verebilme sanatıdır. Size gelen bir hastanızda, genetik kolesterol yüksekliği olan birinin karaciğer hücrelerinde katabolik bir sorun vardır, partiküller (LDL) bu katabolik sorun nedeniyle (LDL-reseptörleri vs) karaciğere geri dönememiş, partiküller kanda birikmiş ve kolesterol de (göreceli olarak, partikül sayısının artması nedeniyle) yüksek çıkmıştır, hücrede anabolik (yapım) olarak fazladan bir kolesterol üretimi de söz konusu değildir, karaciğer hücreleri aşırı kolesterol üretmemektededir…

Fakat bu durumu bilmeniz, güncel ‘tedavi‘ yaklaşımı değiştirmeye yetmez! Mevcut tedavi sistemi, size bu hastalarda, hücrelerin anabolizmasını bozmanızı, kolesterol sentezini hücre içinde engellemenizi öneriyorlarsa, siz hekim olarak ne yaparsınız?

Yani hücresel kolesterol –steroid üretimiyle hiç ilgili olmayan bir sorunu, siz hücresel steroid-kolesterol üretimini engelleyerek çözmeye çalışıyorsunuz, işte bizce yanlış olan ve birazda bizi kızdıran asıl neden budur…

Memeli canlılar ve steroid (ve kolesterol) metabolizması ve ilaçlarla (statinlerle) ortaya çıkan yan etkiler, damar sertliğinden (ateroskleroz) daha mı önemsiz dersiniz? Genetik kolesterol yüksekliği karaciğer hücrelerinin çok kolesterol üretmesiyle ortaya çıkmadı ki! Neden ben hücre içinde kolesterol sentezini (yapımını) ilaçlarla engelliyorum, sorun aslında bambaşka?

Daha da vahimi, kanda biriken ve karaciğer hataları (LDL reseptör, apo B-100 vs) nedeniyle, karaciğer hücrelerine geri dönemeyen partiküller (ve kolesterol) nedeniyle, hücre içinde steroid-kolesterol açığı da ortaya çıkar ki, bu da ilerleyen bölümlerde ele alacağız (19), öncelikle kavranması gereken nokta kandaki kolesterol yüksekliğinin hücresel kolesterol üretiminden kaynaklanmadığı kavrayabilmek, bu anlaşılmadan hücresel kolesterol eksikliği hiç anlaşılmaz…

Bir hücrede hem anabolizma (statinlerle bozulan yapım) hem de katabolizmanın (yıkım) bozulması (önceden genetik olarak bozuk olan) ne anlama gelir, siz benimle değil kendi dostlarınızla bunu tartışın bu konuyu! Hem anabolizması, hem de katabolizması bozuk bir hücre düşünün! Elbette, karaciğer hücrelerinin kendini yenileme mekanizması (rejenerasyon) nedeniyle, bu durumu tamamen klinik olarak görmek zor.

Zaten ilaçlar da (doz) tüm bir karaciğer organını birden bire öldürmüyor, karaciğer hücrelerinden sadece birazını öldürüyor, karaciğer direnip kaybolan hücrelerin birazı yenileniyor, ilaçların hücre öldürücü etkisi kolesterolü birazcık düşük gösterecek kadar! Bereket karaciğerin kendini yenileme mekanizması bu durumu biraz hafifletiyor. Ama siz bu ilaç (statinler) hiç hücreleri öldürmüyor diyemezsiniz!

Karaciğer kendini bir şekilde yenileyebiliyor, ya kendini hiç yenileyemeyen hücrelere bu ilaçların etkisini hiç düşündünüz mü? İsterseniz yan etkiler üzerinde biraz daha düşünün! Ne dersiniz? Hipokrat olsaydı ne yapardı?

Kaynak ve Dipnotlar

  1. http://kolesterolmasallar.blogspot.com/2011/09/kolesterol-yuksekligini-anlama-klavuzu.html
  2. http://www.sabah.com.tr/Yasam/2011/09/16/kucucuk-bedeniyle-3-kisiye-can-oldu#
  3. http://www.haberturk.com/saglik/haber/199644-dunyada-bir-ilk
  4. http://www.haber3.com/kucuk-nermin-uc-kisiye-umut-oldu-1017966h.htm
  5. Vineet Chopra et al (2009). Does Statin Use Improve Pneumonia Outcomes? CHEST November 2009 vol. 136 no. 5 1381-1388 (abst) (http://chestjournal.chestpubs.org/content/136/5/1381.abstract)
  6. S. Jerwood and J. Cohen (2007).Unexpected antimicrobial effect of statins. Journal of Antimicrobial ChemotherapyVolume61, Issue2Pp. 362-364 (abst)(http://jac.oxfordjournals.org/content/61/2/362.short )
  7. N Dilara Zeybek et al (2011). Rosuvastatin induces apoptosis in cultured human papillary thyroid cancer cells. Endocrinol 2011 210: 105-115 (abst) (http://joe.endocrinology-journals.org/content/210/1/105.abstract)
  8. Kelvin K. W. Chan et al (2003). The Statins as Anticancer Agents. Clinical Cancer Research Vol. 9, 10-19, January 2003
  9. Anindya Dutta et al (2006). Differential efficacy of 3-hydroxy-3-methylglutaryl CoA reductase inhibitors on the cell cycle of prostate cancer cells. Mol Cancer Ther September 2006 5; 2310. (http://mct.aacrjournals.org/content/5/9/2310.full)
  10. http://kolesterolmasallar.blogspot.com/2008/03/dk-kolesterol-ve-kanser-ilikisi.html
  11. http://kolesterolmasallar.blogspot.com/2008/06/kolesterol-drc-ilalar-kansere-hem-dert.html
  12. Matthijs R. Graaf et al (2004). The Risk of Cancer in Users of Statins. Journal of Clinical Oncology, Vol 22, No 12 (June 15), 2004: pp. 2388-2394. (http://171.66.121.246/content/22/12/2388.full)
  13. H. Seeger et al (2003). Statins Can Inhibit Proliferation of Human Breast Cancer Cells in Vitro. Exp Clin Endocrinol Diabetes 2003; 111(1): 47-48 DOI: 10.1055/s-2003-37501 (abst) (https://www.thieme-connect.com/ejournals/abstract/eced/doi/10.1055/s-2003-37501)
  14. H. Seeger et al (2003). Statins Can Inhibit Proliferation of Human Breast Cancer Cells in Vitro. Exp Clin Endocrinol Diabetes 2003; 111(1): 47-48 DOI: 10.1055/s-2003-37501 (abst)
  15. İlk statin ilacı piyasaya çıkmadan önce benzer deneyler yapılmış, ilk deneyleri yapan Japon şirketi ilacı uzun vadede güvensiz olduğu için üretmemiş daha sonra çalışmaları ve patentini başka bir Amerikalı şirkete devretmiş olabilir mi?
  16. Newman, Thomas B.et al. (1996) “Carcinoma of Lipid-Lowering Drugs.” Journal of the American Medical Association. January 3, 1996-Vol 275, No.1.
  17. Bir çok araştırmacı bu statinlerin hem kolesterol yapımını azalttığını hem de bozuk olan LDL-reseptörlerini düzenlediği iddiasındadır. Bu tutarsız ve mantıksız bir bilim anlayışı orta yolu bulma (ne şiş yansın ne kebab) çabasıdır. TKD sitesinde bu yayınları bulabilirsiniz.
  18. Joanne Foody (2010).Cohort study: Statin use associated with increased risk of cataract, myopathy,liver dysfunction and acute renal failure with varying numbers needed to harm. EvidBased Med 2010;15:187-188 doi:10.1136/ebm1103.http://ebm.bmj.com/content/15/6/187.full
  19. http://beslenmebulteni.com/bes/index.php?option=com_content&view=article&id=1605:huecre-ici-kolesteroluenuezuen-eksik-olabileceini-hic-dueuenduenuez-mue-&catid=78:kolesterol&Itemid=445

Mevlüt DURMUŞ
Uzm. Biyolog

Paylaşıma Oy Ver

0 puan

Total votes: 0

Upvotes: 0

Upvotes percentage: 0.000000%

Downvotes: 0

Downvotes percentage: 0.000000%

Cenk Önsoy

Cenk Önsoy

Biyoloji okumadan, görmeden, yaşamadan öğrenilecek bir bilim dalı değildir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir